Selin’in cep telefonu çaldığında, Profilo’da vitrinlere bakıyordu. Arayan Ahmet Bey’di. Çok şaşırdı, genellikle Ahmet bey hafta sonları hiç aramaz, hele Pazar günü bu saatlerde hiçbir şekilde telefon etmezdi, mutlaka önemli bir şey olmalıydı.

– “Merhaba efendim, buyurun”
– “Merhaba Selin, umarım rahatsız etmiyorum kızım, bu akşam bir işin veya programın yoksa, şirkete gelebilir misin, acil yapılması gereken bazı işler var ve senin yardımına ihtiyacım var.”
– “Tabi gelirim efendim, kaçta şirkette olayım?”
– “Eğer yedi gibi gelebilirsen iyi olur, ben buraya yiyecek bir şeyler söylerim”
– “Tabi efendim, saat yedide orada olurum.”
– “Teşekkür ederim Selin” dedi ve telefonu kapadı Ahmet Bey.

Selin oldukça şaşırmıştı, neredeyse üç senedir Ahmet bey ile çalışıyordu ve bugüne kadar hiç böyle bir şey olmamıştı.

Aslında bu aralar gözünden kaçmamıştı, Ahmet Bey’in bazı sıkıntıları vardı, Ceyda Hanım on beş günden beri Amerika’da çocuklarının yanındaydı, Ahmet Bey ise vaktinin çoğunu ofisinde geçiriyordu.

Selin, bir sene evvel yaşadıkları olayları düşündü, ne kadar sıkıntılı zaman geçirmişlerdi. O zamanın heyecanı geçtikten sonra, bildiklerini hiç kimseye anlatmamıştı, özellikle Ahmet Bey ve Ceyda Hanım hakkında duyduklarını ve Ahmet Bey’in durumunu. Zamanla bunları unutmaya çalışsa da arada sırada aklına geliyor ve heyecanlanıyordu, hatta bir keresinde çok alkollüyken Ahmet Bey’i düşünerek mastürbasyon yapmıştı ama sonra çok utanmış ve bir daha tekrarlamamıştı.

Hayatında kimsenin olmamasını bir türlü anlayamıyordu. Hem genç, hem güzeldi ancak nedense karşısına bir türlü istediği gibi birisi çıkmıyordu, acaba bakire olması mı etkendi karşısında kimsenin çıkmamasına ancak herkesin rahatça birlikte olabileceği bir kadın olmak istemiyordu, kafasında bekaret sorunu yaşayan bir kız değildi, yani ille evlenene kadar birliktelik yaşamayacağım diye düşünmüyordu ama en azından sevdiği, arzu ettiği birisi ile birlikte olmak istiyordu. Ancak her nedense erkekler başta çok anlayışlı gibi davransalar da bu olayı duyduktan sonra ya kayboluyorlar veya akıllarına olmadık fanteziler geliyordu.

Bu arada tekrar akşam Ahmet bey ile yalnız olacakları anları düşündü, normal mesai saatleri dışında çok fazla birlikte zaman geçirmedikleri için, onunla iş saatleri dışında görüşmek garip olacaktı. Ne giymeliydi acaba? Pazar akşamı herhalde her zamanki gibi topuklu ayakkabı, takım giyecek değildi ama kot pantolonda olmazdı, neyse artık eve gidince bakacaktı.

Saatine baktı, fazla zamanı yoktu, hemen dışarıya çıktı, bir taksi çevirdi ve eve doğru yola çıktı.

***
Önündeki dosyayı okumaktan bunaldı, dinlenmek için koltuğunda geriye doğru yaslandı, bugün okuduğu bu dosya çok önemliydi. Yurt dışında yeni bir ürün yakalamış, Tayvan’daki firma ile video konferans yapmış ve ürünün Türkiye’deki tek temsilciliğini almıştı, ancak ürünü elde etmek isteyen rakipleri atlamakta ve Tayvan’daki firmayı gizli tutabilmekte çok zorlanmıştı. Özellikle, kalkıp Tayvan’a gitmemişti, o zaman daha rahat takip edilebiliyor ve firmaya ulaşabiliyorlardı. Güvenlik açısından her şeyi maksimum yapmakla birlikte, hala e-mail ve telefon görüşmelerin de azami dikkat harcıyordu.

Televizyonda seyrettiği 24 dizisini anımsadı, teknolojiyi nasıl kullandıklarını izlemişti, olanaksız görülen telefon, mail izlemelerini nasıl yaptıklarını görmüştü. Aynı diziyi seyreden arkadaşlarından bunlar film böyle şeyler gerçek hayatta olmaz gibi eleştiriler alsa da, kendisi işin içinde olduğu için olabileceğini biliyordu. O yüzden çok dikkatli hareket etmeye çalışıyordu.

Ceyda’yı düşündü, konuşmayalı herhalde üç gün olmuştu. İlişkileri dışarıdan bakıldığında mükemmel, gerçeğin de tam bir boşluktu. Aynı evin içinde ortak tek bir noktaları yoktu, en son sevişmelerini düşündü, anımsayamadı herhalde iki üç seneyi aşmıştı. Ceyda dışarıya karşı son derece sevecen, konuşkan, girişken bir kadınken, evin içinde tam tersi içine kapanık bir kadındı. Aslında evlendiklerinden beri durum pek değişmemişti, Ceyda evde çok konuşmazdı. Çocukları olduktan sonra iyi bir anne olmaya çabalamıştı ama çok da başarılı olamamıştı. Ceyda annelik için uygun bir kadın değildi. Onları hiçbir zaman içten sevmemişti, sadece olması gerekenleri vermişti, fazlasını değil ama hiçbir zaman da onları yalnız bırakmamıştı.

Acaba sorun ben miyim diye düşündü, hayatında bir başkası olabilir mi, beni sevmediği için mi bana veya eve bu kadar soğuk. Bunları bilmiyordu. Neyse artık işine dönmeliydi, Selin birazdan gelirdi.

Selin’i düşününce elinde olmadan gülümsedi. Kızı gibi sevdiğini düşünüyordu, ta ki geçen sene yaşadığı olayları ve o olayda Selin’in Ahmet Bey’i baştan çıkartma planlarını dinlediği olayların olduğu zamana kadar. Sonrasında olaylar kimse zarar görmeden kapanmıştı ama aklında Selin ile ilgili ufakta olsa bir acaba takılmıştı. O günden sonra Selin’i ne kadar çekici bulduğunu fark etmişti.

Sağlıklı bir adamdı ama karısını duygusal anlamda hiç aldatmamıştı, sadece yurt dışına çıktığı zamanlar da cinsel anlamda aldatırdı, beğendiği ve seviştiği kadınları bir daha görmezdi, aynı kadınla iki kere sevişmemişti. Cinsel anlamda çeşitli fanteziler severdi ve bunların bir çoğunu sadece yurt dışı seyahatlerin de gerçekleştirirdi.

Tekrar işine dönmesi gerektiğini düşündü. Tayvan ile yapmış olduğu konuşmayı –ki oldukça uzun bir video konferanstı, bu akşam mutlaka kağıda dökmeli, sonra anlaşmayı yazıp göndermeliydi. O yüzden Selin’den yardım istemişti.

Ne yiyeceklerini düşündü, neden Selin’e sormamıştı ki, en iyisi Pizza idi herhalde, Selin Pizza sever miydi acaba? Pizza Hut’ı arayarak iki adet Pizza siparişini verdi. Tekrar çalışmaya başladı, yeni ürün çok ses getirecekti, buna emindi.

Bölüm 2 :

Berke, televizyon karşısında sızmış vaziyetteydi, Giz onu seyrederken ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Berke, hayatında istediği erkekti. Anlayışlı, sevecen, karizmatik, seksi ve karısına çok değer veren. Onunla geçen bir senesini düşündü. Her saniyesi çok doyurucuydu, tek bir dakikası mutsuz geçmemişti, şu ana dek hiç kavga etmemişlerdi. En çok korktuğu ten uyumsuzluğu idi ama ilk sevişmeleri o kadar tutkulu ve istekli olmuştu ki, kendisi bile şaşırmıştı.

Berke’nin kazanmış olduğu yurt dışı turu için Venedik’i seçmişlerdi. Rüya gibi bir tatil geçirmişlerdi. Asos’tan sonra Venedik şehrini ikinci aşk kenti olarak ilan etmişti. Morano adasına gitmişler, cam dünyasının büyüsüne kapışmışlardı,Giz gelirken bir dünya cam süs eşyası getirmişti.

Televizyon seyrederken Berke’nin sızması çok alışılageldik bir durumdu, birazdan uyanır ve birlikte aşağıya sahile inerler ve yürüyüş yaparlardı.

Ahmet Bey ve Berke’nin ilişkisi istediği kadar sıcak gitmese de, bir araya geldiklerin de birbirlerini üzmeyecek kadar sohbet ediyorlardı. Bu konuda Berke’ye baskı yapmıyordu, kolay değildi gerçekten, Berke babasının yaşadığını bile bilmiyordu, annesi babasının yurt dışına gittiğini ve kendisini bir daha görmediğini anlatmıştı. Birden bire takip edilen ve sevilen bir çocuk olmak Berke’yi çok duygulandırmamıştı. Ancak, Berke saygısından hiç kusur etmiyor, arıyor, soruyor ve ilgisini göstermeye çalışıyordu.

Aslında Ahmet Bey’in yanında çalışmaya devam etmek istiyordu ama şu aşamada Berke’nin yaşamında olmak daha çok hoşuna gidiyordu, o geldiğinde evde olmak, onu karşılamak, planlar yapmak ve dinlenmiş durumda sevişmek. Berke birkaç kez çocuk olayını dile getirmiş ancak çok üzerinde durmamıştı.

Şu anda çocuk isteyip, istemediğine çok emin değildi. Sorun Berke ve kariyeri değildi. Sorun sadece annelik kavramına ne kadar hazır olup olmadığıydı. Kendisi annesini ve babasını çocuk yaşta kaybetmişti. O yüzden bir anne özlemi çekmiş ama sonra annesizliğe alışmıştı. Kendisini işe vermiş ve çokta başarılı olmuştu.

Bir taraftan da bir yıldır tanıdığı ve deli gibi sevdiği adamadan çocuğu olmasını istiyordu. Kim bilir Berke ne kadar mutlu olurdu, bunu onun da çok istediğini biliyordu ama konuyu gündeme hiç taşımıyordu.

Berke koltukta kıpırdadı ve önce televizyona sonra Giz’e baktı.

– “Uyudum galiba, ne oldu filmde?”
– “Hangi filmde sevgilim, rüyanda neler oluyor bakayım, film falan mı çeviriyordun, kim di yanında ki baş artist bakayım, yoksa sen beni filminde aldatıyor musun? “
– “Evet” diye gülümsedi Berke, almış olduğu pozitif ve sevgi dolu yanıttan çok mutlu olarak. “Evettttt, Sharon ile Angelina birlikte gelmişlerdi, önce sana işkence yapıp sonra beni mutlu ediyorlardı ama ben hala gözlerimi kapatıp, Giz’imi isterim, bana dokunmayın, ben sizin bildiğiniz erkeklerden değilim diye mücadele ediyordum”

Giz bir kahkaha patlattı,işte sevdiği adam buydu, bir iki saniye içinde düşünen ve espri yapabilen ve kendisini eğlendiren biri.

– “Oldu canım, sen devam et” diye gülümsedi.

Oturduğu koltuktan kalkıp hala uyanmaya çalışan sevgilisinin kucağına oturup kollarını boynuna doladı. Dudaklarından öperek

– “Ne yapalım tatlım, evde mi bir şeyler yapayım, yoksa dışarı çıkarız, yürüyüş yapar, dönüşte Maya’ya uğrar, sen ketçapsız mayonezsiz saçma sapan bir kumpir, ben her şey dolu dolu muhteşem bir kumpir mi yeriz “
– “Bu bana pek bir soru gibi gelmedi” diye gülümsedi Berke
– “ Ama” diye devam etti Berke “Yürüyüş için önce biraz enerji lazım”

Kucağında ki sevgilisini okşamaya başladı. Giz onun okşamalarına ve öpücüklerine karşılık verdi. Koltukta sevişmeye başladılar.

***

Çocukları okula gönderdikten sonra sigarasını yaktı, tezgahın üzerinde duran hazır kahve makinesinden sıcak bir kahve doldurdu ve balkona çıktı. New York’u seviyordu, burada yaşamayı seviyordu, İstanbul’a dönmeyi hiç istemiyordu. Ahmet ile ciddi bir konuşma yapması gerekiyordu, artık onun ile beraber kalmak istemediğini söylemeliydi, bu çok kolay bir şey değildi belki ama bir şekilde yapılması gerekiyordu.

Yaşamı boyunca Ahmet’i hiç sevmemişti, iyi bir eş olmaya çabalamış ama onu da tam becerememişti. Yalnızlığı severdi, Ahmet’in yoğun işleri çok mutlu olmasına yardımcı olmuştu. Ahmet’in olmadığı zamanları daha çok arar olmuştu. Evet, artık kendine itiraf edebilirdi, Ahmet’i sevmiyordu. Ondan nefrette etmiyordu ama hiç bir şekilde sevmiyordu.

Allah’tan Ahmet çok anlayışlı çıkmıştı, ona dokunmakta ısrarcı davranmıyordu. Sevişmeyeli o kadar uzun zaman olmasına rağmen, Ahmet bir tek gün zorla veya ısrarcı davranarak kendisine yaklaşmamıştı.

Aslında ne olduğunu anlayamıyordu, cinsellikten hiç bir zaman çok fazla zevk almamıştı, son derece güzel bir vücudu olmasına rağmen, erkeklerin hayran bakışlarını anlamasına rağmen, bu onda bir farklılık yaratmıyordu. Ahmet ilk başlarda tutkuyla sevişmeye çalışsa da, sonradan ondaki soğukluğu anlamıştı, hele iki tane çocuk olduktan sonra çok seyrek sevişmeye başlamışlar, son üç senedir de hemen hemen hiç birlikte olmamışlardı. Cinsellik benim için bir gereksinim değil diye düşünüyordu, gerçekten de bu onun için hiç problem olmamıştı. O yüzden Ahmet’e hiç karışmamıştı, ne isterse yapsın, kiminle olmak istiyorsa olsundu, yeter ki ona dokunmasın ve istemesindi. Bunun normal olmadığının farkındaydı ama düzeltmeyi de arzu etmiyordu.

Ev telefonu çaldığında sigarasını söndürmek üzereydi.

-“Alo”
-“Merhaba Ceydacım, ben Ayşen, nasılsın?”
-“Teşekkür ederim Ayşencim, çok iyiyim, sen nasılsın?”
-“Çok iyiyim, Nevil geldi, yanımda, müsaitsen bir uğramak ve kahveni içmek isteriz “
-“Çok sevinirim, bekliyorum, görüşmek üzere Ayşen, Nevil’e de selamlar”
-“Tamam Ceydacım, bir saat sonra sendeyiz, hoşça kal”

Ayşen, kızı Hüzün’ün sınıf arkadaşı Seyhan’ın annesiydi, Hüzün ve Seyhan ilk günden beri, çok iyi anlaşmışlar, güzel bir arkadaşlık kurmuşlardı, daha sonra anneler tanışmıştı. Ceyda, New York’a geldiğinde Ayşen ile arada görüşürlerdi.

Ayşen’de Ceyda ile yaşıt sayılırdı, ama yan yana geldiklerinde Ceyda çok daha genç duruyordu, Ayşen’in yaşamı biraz hızlıydı, en son sevgilisi Nevil diye bir İngilizdi. Adam çok zengin bir iş adamıydı, çok da fazla bir şey bilmiyordu adam hakkında ama Ayşen’in en uzun ilişkisi olmuştu. Geçen defa Ceyda geldiğinde Nevil Alaska’daydı, bu sefer denk gelmişlerdi, Ayşen’de Nevil’i Ceyda ile tanıştırmak istemişti.

Duşunu yaptı, güzel bir elbise seçti, aynada baktığında kendisini beğendi. Hafif bir makyaj yaptı, en çok sevdiği parfümünden sıktı, tekrar aynaya baktı, evet, çok şık ve zarif bir kadın olmuştu, gülümsedi ve kendisine bir öpücük gönderdi.

Kapı çaldığın da, kahvesini yenilemişti. Kapıyı açtığında karşısında Ayşen ve yanında son derece yakışıklı, orta yaşlı bir bey vardı. Ayşen’le öpüştüler

-“Ceyda’cım Nevil, Nevil bu ada arkadaşım Ceyda”

Doğal olarak İngilizce konuşuyorlardı, ancak Ayşen hemen uyardı

-“Ceyda, aman dikkat şekerim, Nevil, Türkçe’yi çok iyi konuşamaz ama ne dersen anlar, yani dedikodu yapamayacağız”

Arkasından artık klasikleşmiş kahkahasını patlattı, Nevil ve Ceyda’da gülümsedi. Ceyda ne içeceklerini sorduktan sonra balkona çıktılar. Bu arada Nevil işlerinden bahsetti arada Ayşen ile ilgilendi, çok güzel vakit geçiriyorlardı, o kadar ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadılar. En sonunda Ayşen saati fark etti

-“Ceydacım, bu gece için bir planın var mı? Yoksa hep birlikte biraz eğlenelim mi?”

Ceyda düşündü, geleli on beş gün olmuştu ve neredeyse hiç gece çıkmamıştı. Neden olmasın diye düşündü

-“Tamam, olur, çocukların yemek işini hallettikten sonra buluşalım, ne zaman, kaçta?
-“Nevil beni aldıktan sonra sana gelir seni alırız, çok güzel yeni bir gece kulübü açıldı, oraya gideriz.”
-“Tamam, saat sekiz iyi mi? “
-“Tamam sekizde alırız seni, bye bye şekerim”

Nevil ve Ayşen gittikten sonra Ceyda uzun zamandır eğlenmediğini fark etti, ne kadar çok şeyi uzun zamandır yapmıyorum diye düşündü.

Akşam üzeri Hakan arayıp geç geleceğini, Hüzün’de arkadaşları ile sinemaya gideceğini söyledi. Böylelikle kendisine daha uzun bir zaman ayırma şansı oldu, kıyafetini giyip Ayşen’in aramasını beklemeye başladı.

Saat tam sekiz gibi, aşağıdan aradılar ve Ayşen’in geldiğini bildirdiler. Hemen indi, kapıda son model bir Pontiac bekliyordu, Nevil Ceyda’yı görünce arabadan fırladı, arka kapıyı açtı, Ceyda teşekkür ederek arabaya bindi.

Önce çok güzel bir yemek yediler, Nevil çok pahalı bir şarap ısmarladı, arkasından Ayşen’in bahsettiği bara gittiler. Müzik enfesti, Ceyda uzun zamandır bu kadar keyifli bir ortamda bulunmamıştı. Nevil ile Ayşen dansa kalktılar, Ceyda hem onları seyrediyor, hem etrafına bakınıyordu. Makyaj tazelemesi gerektiğini düşündü, lavaboya doğru hareketlendi, kapıyı açtı, içeriye girdi, çantasından rujunu çıkardı, aynaya bakarak sürmek üzereyken, aynadan birisinin kendisine doğru yaklaştığını gördü, adamın yüzünde maske vardı, ne oluyor demeye kalmadan ensesine inen bir darbe ile yere düştü.

Bölüm 3 :

Telefonu çaldığında en son borsa haberlerine bakıyordu.

-“Efendim”
-“Aslan Bey, Batu Bey geldiler, önemli bir konuda sizinle görüşmek istiyor.”
-“Tamam gelsin” dedi Aslan.

Kapı açıldı, içeriye Batu girdi, Batu hükümetteki işlerini takip eden kişiydi, mesleğini bilmezdi, ne iş yaptığını da, sadece hükümette bir işiniz varsa, onu bulmanız yeterliydi, oldukça pahalı hizmetleri vardı ama kesinlikle doğru bilgiler verir veya sizi doğru insana götürürdü. Aldığı parayı sonuna kadar hak eden birisi varsa, o da Batu’ydu.

-“Hayrola Batu, seni buralarda görmek ne güzel, genelde biz senden acil ve önemli bilgiler alırız, senin önemli konunu çok merak ettim şimdi”
-“ Merhaba Aslan Bey, evet haklısınız ama bu oldukça önemli bir konu, o yüzden sizinle mutlaka yüz yüze görüşmem gerekiyordu”
-“Buyur bakalım, ne yapabilirim seninn için? “ diye sordu Aslan, iyice meraklanmıştı.
-“Konu Ahmet Erkoç”

Aslan, Batu’ya baktı, Ahmet Erkoç ile Batu’nun nasıl bir bağlantısı olabilirdi, Batu’nun genelde kontakları devlet, hükümet ve siyasilerdi, Ahmet ise hiç bir zaman siyasete bulaşmamıştı ve son derece güçlü bir şirketler grubunun başındaydı.

-“Ahmet Erkoç’mu? Nasıl bir konu bu ki, sen ve Ahmet Erkoç işin içinde olsun?”
-“Ahmet Erkoç, Tayvan’da bir firmanın ürünü üzerinde çalışmaya başladı, hatta numunelerini çok yakında elde edecek. Sonra bunları nasıl kullanacağını konusunda karar vermek durumunda kalacak”
-“İyi de Ahmet’in şirketler grubu tamamen bilişim dünyası ile ilgili, elde edeceği veya yaptırdığı, getireceği nasıl bir ürün olabilir ki, bu kadar önemli olsun?”
-“Bu sefer pek öyle değil Aslan Bey” diye devam etti Batu, “ Bu sefer elde edeceği ürün çok farklı, kendisi dahi ne olduğunu bilmiyor, sorunda bu, bilmediği bir şeyi satın alıyor ve çok tehlikeli bir iş anlaşması bu”

Aslan, Batu’nun konuyu nereye getirmek istediğini hala anlayabilmiş değildi, kendisi de sonuçta Ahmet kadar olmasa da, oldukça yüksek cirolar yapan bir şirketin başındaydı, konusu tamamen ilaç ve kimyasal ürünlerdi.

-“Peki” dedi Aslan “ Batu, nereye varmak istiyorsun?”
-“Ahmet beyin elinden bu ürünü mutlaka almalıyız”

Mutlaka almak mı? Neden acaba diye düşündü Aslan ancak müdahale etmedi, Batu’nun devam etmesini bekledi.

-“Aslan Bey, Ahmet Bey eline geçecek ürünün neler yapabileceğini bilmiyor, Tayvan firmasının ne yapmak isteğini de, aslında Tayvan firması çok kuvvetli bir yasa dışı örgüt ve ellerinde ki ürün tamamen biyolojik bir virüs. Ancak bu virüs öyle bir virüs ki, bilgisayarınıza takılacak bir parça içersinde hapis olmuş durumda, ancak bilgisayarınıza bu parçayı taktıktan çok kısa bir zaman sonra virüs ısıyla serbest kalıyor. Son derece bulaşıcı olan bu virüs, çevredeki bir çok insanı çok kısa sürede öldürüyor.”

-“Düşünün, ısıyla klavyenize bulaşan virüs ile nerelere dokunduğunuzu, kimin elini sıktığınızı, sevdiğinizi, ve o kadar bulaşıcı ki, 48 saat içerisinde en ufak bir iz bırakmadan sizi öldürüyor. İki gün boyunca kaç kişinin bu bilgisayar parçasından kullandığını düşünebiliyor musunuz? ”

Aslan bey, Batu’nun söylediklerini soğukkanlılıkla dinledi, ancak son sözlerinde ne kadar tedirgin olduğunu ve korktuğunu saklayamadı.

-“Peki ama sen bunları nereden biliyorsun, daha da önemlisi, bunun benimle ne ilgisi var, gidip bunları Hükümete, devlete veya emniyet güçlerini aktarman gerekmiyor mu?

Batu gülümsedi,

-“ Aslan Bey, hayatınız boyunca çok ama çok para kazanma şansı ne kadar zamanda bir ayağınıza gelir?
-“ Tam anlayamadım Batu, daha açık konuşur musun?
-“ Bakın Aslan Bey, dünyanın bir çok yerinde bağlantılarım var, bütün bu bilgilere de çeşitli ülkelerde ki dostlarım sayesinde ulaştım, dostlarımın da dostları var, bu inanılmaz bir ürün ve tahmin edersiniz ki, piyasası çok yüksek.”
-“ Tanrım “ dedi Aslan “ Siz bunu ele geçirip, birilerine satmayı mı düşünüyorsunuz yoksa? “
-“ Tamamen öyle ama sizin yardımınız olmadan yapamayız bunu “
-“ Ben nasıl yardımcı olabilirim ki, siz bunu kolaylıkla Ahmet Bey’in elinden alabilirsiniz.”
-“ Bu konuda sıkıntımız yok, o konuyla arkadaşlarım ilgileniyorlar” diye devam etti Batu “ sorunumuz şu ki, bizim bu ürünü çoğaltmaya gereksinmemiz var ki bunu da şu anda sizin firmanız dışında yapabilecek bir başka firma yok.”
-“Ama bu olanaksız, yasa dışı, siz bir sürü insanın yaşamından ve katledişlerinden bahsediyorsunuz”
-“Aslan Bey, bu konu çok önemli, biz o virüsü Ahmet Bey’den alacağız, virüs olduğunu bilmediği için ve kendisinin de razı olacağı bazı sebeplerden dolayı ele geçirmekte zorlanmayacağız, sorunumuz nasıl çoğaltacağımız, bu konuda hükümet içinden de desteğimiz var, sizin de yardımcı olacağınıza inanıyoruz”
-“Hükümet içinden destek mi? İnanıyoruz mu? Sizden başka kimler var bu işin içinde Batu? “

Batu gülümsedi

-“Söylesem asla inanamayacağınız kadar büyük bir iş bu Aslan Bey, yardımcı olmanızı rica ediyorum “

Bu son rica etme şeklini hiç sevmedi Aslan,

-“Yani rica ediyorsun, peki ben böyle bir işe girmem dersem ne olacak? “

Batu gözlerini Aslan’a dikti ve çok net ifade etti

-“Böyle bir şansınız olduğunu sanmıyorum Aslan Bey, keşke olsaydı.”

***

Selin şirketin kapısına geldiğinde saat yediye beş vardı, odasına uğradıktan sonra Ahmet Bey’in kapısını tıkladı.

-“Merhaba, ben geldim” diye seslendi.

Ahmet, Selin’i ayağa kalkarak karşıladı.

-“Tekrar özür dilerim Selin, Pazar’ını mahvettim ama artık sevgilin kusura bakmasın.”

Selin kıpkırmızı olduğunu hissetti, sevgilisi olmadığını söylemek isterdi ancak bunun uygun olmayacağını düşündü.

-“Rica ederim efendim” dedi Selin.
-“Pizza söyledim, istersen benim odamda hem yiyelim hem ben sana yapmamız gerekeni anlatayım, hızlı hareket edersek sanırım iki veya üç saatte tamamlarız”
-“Tamam. “

Beraberce içeriye geçtiler. Selin önde ilerlerken, Ahmet Selin’iin parfümünün ne kadar güzel koktuğunu fark etti.

Selin ince askılı siyah, üzerinde homojen olmayan beyaz puantiyeli yazlık bir elbise giymişti, son derece sade ama hoş bir elbiseydi, etek boyu dizlerinin çok az üzerindeydi, altına ince ama kısa topuklu bir terlik giymişti, saçlarını yukarıda toplamıştı, hafif bir makyaj yapmıştı. Ahmet Selin’İ hiç bu kadar spor ve hiç bu kadar çekici görmemişti.

Aslında Selin’de Ahmet’i bu kadar spor görmemişti, Ahmet Bey, beyaz keten bir pantolon ve üzerine fuşya rengi bir gömlek giymişti, altında beyaz yine keten bir spor ayakkabı giymişti.

Masaya oturdular, Selin hemen Pizzaların servisini yaptı, kolaları doldurdu, yemeğe başladılar.

-“Selin ” dedi Ahmet “Şimdi yazacaklarımız ve konuşacaklarımız kesinlikle aramızda kalacak, çok önemli ve patlama yapacak bir ürünü Türkiye’ye getirmeye çalışıyorum, Tayvan’da bir firma ile anlaştım, bugün o firma ile bir video konferans yaptım ve konuşmaları kağıda dökmek istiyorum, sonra orada konuşulanları yapacağımız anlaşma metninin içine yerleştirmek istiyorum, seni bu yüzden buraya getirdim, senin hem İngilizcen çok iyi, hem çok hızlı yazabiliyorsun, sen video konuşmasını kaydederken ben de anlaşmayı hazırlarım, olur mu?”
-“Tamam ” dedi Selin “Elimden geleni en hızlı şekilde yaparım. ”

Yemeklerini bitirdiler, Selin hemen masayı topladı ve Videoyu seyretmek için masada yerini aldı, dizüstü bilgisayarını hazırladı, bu arada Ahmet, videoyu ayarladı. Selin çalışmaya başladıktan sonra da kendi masasına geçerek anlaşma metnini hazırlamaya başladı.

Selin dinlediklerini not almaya başladı, her iki tarafta İngilizce’yi çok iyi konuştuğu için fazla zorlanmıyordu. Karşıdaki adamın elinde gösterdiği minik cihaza baktı, bilgisayara takılan bu parça sayesinde bilgisayar dünyadaki herhangi bir lisanı istediğiniz bir başka lisana çevirebiliyordu. Sizin hiç bir şey yapmanıza gerek yoktu. Bu inanılmaz diye düşündü, bu gerçekleşirse yazışmalar da isteyen istediği dili kullanabilecek ve istediği dile çevirebilecekti. Bu kadar minik bir cihazın içine bu kadar bilgiyi ve sözlükleri sığdırabilmek gerçekten müthiş bir şeydi. Tayvan firmasının yetkilisi, ilk örneklerini bu hafta içinde göndereceklerini söylüyordu.

Ahmet anlaşma metnini hazırlarken, bir taraftan Selin’i inceliyordu. Selin yaptığı işe o kadar konsantre olmuştu ki, nerede olduğunu unutmuş ve çok rahat oturmuştu. Ahmet bey oturduğu yerden bacak bacak üstüne atmış olan Selin’in elbisesinin altından gözüken kısımlarını görüyordu. Çok estetik bir görüntüydü. Heyecanlanmaya başladığını hissetti. Sonra kendine kızdı, bakmamaya çalıştı ama engel olamıyordu. Saçmalıyorum diye düşündü,o daha yirmi sekiz yaşında bir genç kız.

Selin, bir ara Ahmet Bey’e baktığında kendisini izlediğini fark etmişti. Ancak nedense istifini bozmak istemedi, giyinirken, buraya gelirken bu tarz bir şey olursa sonuna kadar gitmeye karar vermişti. O yüzden Ahmet Bey’in ilgisini çekmiş olmak gururunu okşadı. Tekrar işine koyuldu.

Ahmet daha ne kadar dayanacağını bilemiyordu, ayağa kalkmaya çekiniyordu. Sohbet etmeye çekiniyordu, sesinin titremesinden korkuyordu, Selin aptal bir kız değildi, hiç kuşku yok ki hemen anlayacaktı.

-“Ahmet Bey” diye seslendi “Burada yardımınız gerekiyor”

Ahmet Selin’in kendisini çağırdığını duyunca hemen kalktı, yanına geldi

-“Ne oldu Selin, nasıl bir yardım, anlamadığın bir kelime veya cümle mi? ”
-“Evet ” dedi Selin, eliyle dizüstü bilgisayarı gösterirken

Ahmet dizüstü bilgisayara eğildi, bu arada Selin ile birbirlerine o kadar yakındılar ki, her ikisi de birbirlerinin parfüm kokularını fark ediyorlardı ve ikisi de müthiş heyecanlanmışlardı.

-“Efendim burada teknik bir açıklama var sanırım, ben çok iyi yapamadım, belki beraber yapabiliriz”

Ahmet Selin’in gösterdiği yere bakıyordu ama aklı Selin’deydi. Eğilirken açılan degajesinden göğüslerini görmüş ve iç çamaşırı giymediğini fark etmişti.

Selin’e doğru döndü

-“Selin, seninle sevişmek istiyorum.”

Selin şaşkınlıkla bakakaldı, tamam bir şeyler olabilir diye düşünüyordu ama hep sanki kazayla olabilir falan diye düşünmüştü, Ahmet Bey’in direkt bu şekilde soracağını tahmin etmemişti. Zaten yaklaştığı andan itibaren müthiş tahrik olmuştu, kesinlikle Ahmet Bey’i istiyordu.

– “Ben de efendim, sizi çok istiyorum, ama …..” dedi
– “Ama ne Selin ” dedi ” Tahmin ediyorum Selin, hayatında birisi var, buna saygı da gösteriyorum ama en azından sormak istedim ve bunu bilmeni istedim”
-“Sorun o değil efendim” dedi Selin ” Benim daha önce hiç ilişkim olmadı, sorunum sadece bu ”

Bunu söylerken Ahmet Bey’in yüzüne bakamıyordu. Ahmet duyduklarına inanamadı, yani bu güzeller güzeli gencecik kızın hayatında daha önce bir erkek olmamış mıydı.

-“Anladım Selin ” dedi “O zaman kararı sana bırakıyorum, seni asla zorlayamam, çok beğendiğimi ve istediğimi bilmen yeterli”
-“Hayır ” dedi Selin “Bu eninde sonunda yaşamam gereken bir şey ve bunun sizinle olmasını arzu ediyorum ve bunu tüm kalbimle istiyorum”

Ayağa kalktı, Ahmet’e doğru ilerledi. Ahmet Selin’e dokunmak istedi, Selin Ahmet beyi ellerinden öptü ve kendisine dokunmasını engelledi, Selin elbisesini tamamen çıkardı, içinde hiçbir şey yoktu.

-“Bu anı hayal etmiştim, hem de çok ” dedi “Sizi çok istiyorum ”

Bölüm 4 :

Aslan işten çıktığında hala aklında Batu ile yapmış olduğu konuşma vardı, Batu çok açık ve net bir şekilde tehdit etmişti. Böyle bir işe bulaşmasının ne kadar tehlikeli olduğunun farkındaydı, ancak Batu’nun karanlık ilişkileri olduğunu hep düşünmüştü ama kendisinin bu karanlık tarafıyla karşılaşacağını hiç hesaba katmamıştı.

Evine geldiğinde kafası hala meşguldü, kendisini takip eden arabayı fark etmesi olanaksızdı.

Arabasını garajına soktu, kontağı kapadı, eve girmeden son bir kez Batu’nun söylediklerini düşündü, tehditlerinin boyutu nereye kadardı acaba? Çok sevdiği bir arkadaşı olan Taylan, emekli polisti, acaba onunla konuşması iyi olur muydu? Gerçi bu olayın uluslararası boyutları olması kendisini biraz çaresiz bırakıyordu.

Eve girdiğinde eşinin mutfakta yemek ile uğraştığını gördü,

-“Merhaba tatlım, ben geldim, nasılsınız bakalım, Gülay yok mu?
-“Geldi canım, yukarıda odasında, yine o abuk sabuk müzikleri dinliyordur, kulaklık ve interneti alınca eline hiç bir şeyle ilgilenmiyor, ne olur şu internetini kesemez miyiz hiç değilse, yakında yemeğe de sohbet odasından mesaj göndererek çağıracağız kızımızı”
-“Haklısın canım, dur ben bir merhaba diyeyim ona da, sonra bir duş alacağım, yemek saatine yetişirim.”

Yukarıya kızının odasına çıktı, kızı gerçekten bilgisayar başına oturmuş bir taraftan müzik dinliyor, bir taraftan bilgisayarda yazışıyordu.

-“Gülayyyyyy” diye bağırdı ama Gülay duymadı.

Bu sefer Gülay’ın yanına gelerek kulaklığı kulağından çıkartıp Gülayyy diye bağırdı. Gülay’ın hali gerçekten çok komikti, dayanamadı kahkahayı bastı, Gülay, kulağına bağırınca o kadar korkup havaya zıplamıştı ki, tam kameralık bir olaydı. Gülay biraz kızgınlıkla, biraz sevgiyle koştu babasının üstüne atladı, boğuşmaya başladılar.

Aslan için ailesi çok önemliydi, karısı Aslı’yı çok severdi, zaten birbirlerine aşık olarak evlenmişlerdi, sonra Gülay doğmuştu. Onun doğumuyla yaşamları daha güzelleşmiş, Aslan’ın işleri yolunda gitmeye başlamış ve bugünün tohumları o zamandan atılmıştı.

Gülay’ı severken aklına yine Batu geldi, tehdit edilmişti, acaba ailesine mi zarar verebileceklerini ima etmeye çalışmıştı. Buna dayanamazdı, eşi ve kızı için her şeyi yapabilirdi ve asıl korktuğu şey sanırım bunu Batu ve beraber olduğu insanların da bilmesiydi.

Kızına sımsıkı sarıldı, onu ve eşini ne kadar sevdiğini düşündü. Hayır onlara bir şey olmasına asla izin veremezdi.

Aslan’ı takip eden arabadaki adam telefonunu eline aldı, bir numarayı aradı

-“ Efendim, biraz evvel evine girdi, çıkacakmış gibi gözükmüyor “
-“ Evde kimler var? “
-“ Kızı ve karısı evdeydi zaten, İdris oradan hiç ayrılmadı “
-“ Tamam sen de oradan ayrılma, telefon görüşmelerini dinliyoruz değil mi? “
-“ Evet efendim, bugün o konuyla ilgilendik, tüm telefon görüşmeleri dinleniyor.”
-“ Peki cep telefonu? “
-“ Onu da Operatör şirketindeki adamımız halletti, arar veya mesaj atarsa anında kime ve nereye haberimiz olacak efendim.”
-“Tamam gözden kaybetmeyin ve sakın en ufak bir detay kaçırmayın”
-“ Merak etmeyin efendim”

Batu telefonu kapadı, memnun memnun gülümsedi, evet Aslan Bey dedi içinden, kesinlikle bize yardım edeceksin, sen akıllı adamsın, yoksa başına neler geleceğini bilirsin.

Batu telefonu eline aldı, kısa aramadan bir numara çevirdi.

-“Evet anlat bakalım haberler nasıl” dedi karşısında ki ses
-“Her şey planlandığı gibi gidiyor efendim, onu haber vermek istedim.”
-“Güzel, duymak istediğim buydu, Amerika tarafı ne durumda?”
-“Orası da planlandığı gibi, Michael’ın raporları her şeyin yolunda gittiği yönünde”
-“Güzel, hadi bakalım, hata yapma şansımız yok biliyorsun, beni bugün artık arama, gerekirse ben seni ararım”

Karşı taraf telefonu kapattı, Batu telefonu kapattı, hayrandı bu kadına, ne kadar güçlü ve ne istediğini bilen bir kadındı, yapmış olduğu bu plan için harcadığı paranın haddi hesabı yoktu. Şeytan diye düşündü Batu, ancak bir Şeytan bu kadar ince ayrıntılı bir plan düşünebilir ve uygulamaya cesaret edebilirdi.

******
Ortaköy Bebek arası yürüyüşlerini tamamladıktan sonra Bebek’ten Ortaköy’e taksi ile dönmüşler, sonra sahilde kumpirlerini yemişler ve eve geldiklerinde yorgunlukta koltuğa yığılıp kalmışlardı. Bir süre sonra Giz uyandığında Berke’nin hala uyuduğunu gördü, hem de biraz gürültülü bir şekilde uyuma, gülümsedi, bir ayağı koltuğun sırt kısmının en üstündeydi, yakından gidip seyretti Berke’yi, gerçekten yakışıklı bir adamdı, dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu.

Mutfağa geçti, bir soda aldı ve yukarıya çıkarak, çalışma odasına geçti, bilgisayarını çalıştırdı. Hafta sonlarını seviyordu, en azından Cumartesi sabahından Pazartesi sabahına kadar o bilgisayar o kadar az açılıyordu ki, hafta sonunu tamamen birbirlerine ayırıyorlardı.

Bilgisayar açılır açılmaz, otomatikman internete girdi, elektronik postaları yavaş yavaş gelmeye başladı, en sonunda tamamlandığında seksen dokuz tane elektronik posta geldiğini gördü, isim sırasına göre sıraladı, ilkini okumaya başlamadan önce genelde hepsini bir kontrol eder ve önemli olabilecekleri seçerdi içinden, genele bakarken, kullanıcı adı birisi olan bir mail gördü, böyle bir isimden daha önce mail almamıştı, maili açtı,

***
From : Birisi
Sent : 17 July 2020, 03.00
To: Giz
Subject : Önemli

Giz,
Bu bilgiyi araştırmanızda sonsuz fayda görüyorum.

Sevgilinizin babası, patronunuz Ahmet Erkoç’un Tayvan ile yapmış olduğu projeye engel olun, aksi takdirde çok kısa bir zaman sonra kendisi öldürülebilir, karısının ve çocuklarının başına Amerika’da çok kötü şeyler gelebilir.

Bu projeden yol yakınken vazgeçsin, yoksa gerçekten çok kötü şeyler olacak, tamiri mümkün olmayacak..

Bir daha size ulaşamayabilirim, lütfen bu maili ciddiye alın.

***

Giz elektronik postayı okuduğunda ne yapacağını şaşırdı, tekrar, tekrar okudu. Bilgisayarı kapadı, aşağıya Berke ile konuşmak için indi, Berke hala uyuyordu, kıyamadı.

Acaba Ahmet ile konuşması mı doğru mu olurdu, yoksa Berke ile mi konuşmalıydı, Kararsızlığı sevmediği için saatine baktı, henüz gece yarısına gelmemişti saat, Ahmet’i aradı. Cep telefonu uzun uzun çalmasına rağmen açan olmadı. İşte bu ilginç diye düşündü, bu kadar zamandır Ahmet’i tanırdı, kolay kolay cep telefonunu elinden bırakmazdı, yanıt vermemesi olanaksızdı.

Tam o sırada telefonu çaldı, baktı, arayan Ahmet’ti. Yüksek sesle konuşup Berke’yi uyandırmamak için balkona çıktı.

– “ Merhaba Ahmet, özür dilerim rahatsız ettiysem “ diye açtı telefonu.
– “ Giz, bu ne sürpriz, rahatsızlık olur mu, ters bir durum yok değil mi? Sen ve Berke iyi misiniz?”
– “ Çok iyiyiz Ahmet, ben seni ilginç bir durum için aradım, müsait misin? “
– “ Tabi Giz, buyur lütfen, neyle ilgili?”
– “ Şu anda Tayvan’la ilgili benim bilmediğim bir projen var mı?”

Ahmet şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Son derece gizli tutmaya çalıştığı ve kendisinden başkasının bilmediği bir projeyi gecenin bir yarısı Giz’den duymak en son beklediği şeydi, Giz’e doğruları söyleyemezdi.

– “ Ne Tayvan’ı, şaka herhalde, Giz, sen benimle kaç senedir çalışıyorsun, ben hiç Uzak Doğu firmaları ile iş yapar mıyım, onların iş yapma mantığını hiç sevmem biliyorsun, nereden çıktı bu?”
– “ Bugün bir elektronik posta aldım, sizden ve projenizden bahsediyor, hatta çok tehlikeli bir proje olduğundan, senin ve ailenin hayatlarının tehlikede olduğundan bahsediyor, işin komik tarafı, benim bu konuyu seninle konuşarak bu projeden vazgeçirmemden bahsediliyor “
– “ Birisi herhalde şaka yapıyor, benimle alakası yok bu olayın Giz”
– “ Anladım, herhalde öyledir, bu arada Ceyda ne yaptı, döndü mü Amerika’dan”
– “ Henüz değil, Ceyda’da döndükten sonra bir araya gelelim”

Daha fazla uzatmaya gerek yoktu, iyi akşamlar dileyerek, telefonu kapattı. Giz’in içi hiç rahat değildi, Ahmet’in doğruları söylemediğini tahmin ediyordu ama çokta üstüne gitmemeye karar verdi, özellikle elektronik postada bahsedilen Ceyda’nın Amerika’da olduğunu bildiklerini söylemek istemedi.

En doğrusu Berke ile görüşmek ve ona göre bir şeyler yapmaktı, balkondan içeri girerken, içinde bir sıkıntı vardı, bir şeyler ters gidiyordu, bir şeyler olacaktı, bu konuda hiç yanılmazdı.

Bölüm 5 :

Ahmet telefonu elinden bıraktı, kimin bilebileceğini düşünürken Selin banyodan çıktı, havluyu vücuduna sarmıştı, birbirlerine baktılar, Selin hala utangaçlığını yenememişti. Yaklaşık üç saattir sevişiyorlardı, hayatında sevişmekten en son ne zaman bu kadar keyif aldığını düşündü, birbirlerini çok mutlu etmişlerdi. Selin onundu artık, hayal ettiğinden çok daha güzel bir şey yaşamıştı. Selin kendine doğru gelirken, kollarını uzattı, Selin hemen yaklaştı, tekrar sarmaş dolaş oldular, Ten uyumu bu olsa gerek diye düşündü Ahmet, bir kadının teni bu kadar güzel olabilirdi. Tekrar sevişme arzusu duydu.

Bu sırada cep telefonuna mesajlar gelmeye başladı. Arka arkaya, çok önemsemedi, Selin’i öpmeye devam etti, dudakları birbirlerinden ayrıldığında cep telefonuna doğru uzandı.

Gelen mesajlar, fotoğraflı mesajlardandı, numara tanıdık gelmedi, açtı, önce tam anlayamadı, fotoğrafta çırılçıplak elleri ve ağzı bağlı bir kadın vardı, biraz dikkat edince irkildi, kadın Ceyda’ya ne kadar benziyordu, sonra ikinci, üçüncü ve son mesaja baktı. Hepsi Ceyda’nın fotoğraflarıydı, hele son iki tanesi tam anlamıyla iğrençti.

Selin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu, Ahmet’in şaşkınlığı ve yüz ifadesine bakınca, ters bir şeyler olduğunu anladı, Ahmet’in elinden telefonu aldı ve o da baktı mesajlara.

Ahmet

– “ Fotomontaj olabilir değil mi, arayacağım Ceyda’yı” dedi

Ceyda’nın telefonu açılmadı, daha sonra Hakan’ı denedi, onun ki kapalıydı, en son Hüzün’ü aradı.

– “Dünyanın en tatlı babası beni mi özledi de arıyor bakayım” diye çok neşeli sesini aldı kızının
– “ Tabi Hüzün’üm biriciği, nasılsın bakalım, nasıl gidiyor okul?”
– “İyi gidiyor babası, çok keyfimiz yerinde, sen de iyisin dimi?”
– “ İyiyim canım, anneniz nerede? Aradım ulaşamadım da, sinemada falan galiba”
– “Yok, sana haber veremedi herhalde, annem benim okul arkadaşımın annesi ile onların göldeki evine gitti babası, bir kaç gün orada kalacakmış, telefon orada çekmiyormuş, geziyor annem yani babası”
– “Tamam tatlım, ağabeyin nasıl? “
– “Babası, o artık girlfriend’i eve getiriyor, annem başta kızdı ama şimdi artık kızmıyor”
– “Peki canım, öpüyorum seni, ağabeyine çok selam söyle, onu da öpüyorum, görüşürüz biriciğim”

Ahmet telefonu kapadı, hala tam çözememişti, önce Giz’in telefonu, sonra bu görüntüler, gerçekten bir şeyler oluyordu ama ne olduğunu anlayamıyordu.

Bu sırada cep telefonu tekrar çaldı;

– “Alo, ben Ahmet”
– “Ahmet Bey, sanırım ikna olmadınız karınızın fotoğrafları olduğuna!”
– “Siz kimsiniz, ne istiyorsunuz, karıma ne yaptınız? “
– “ Şu anda karınıza kimse bir şey yapmadı, ancak bu noktadan sonrası tamamen size bağlı
– “Nasıl bana bağlı, benden ne istiyorsunuz? “
– “Tayvan’daki firma ile bağlantılarınızı biraz hızlandırmanızı ve numune ürünü iki gün içinde getirtmenizi ve bize teslim etmenizi istiyoruz, bunu sağlarsanız, kimseye zarar gelmez”
– “Bu ürün basit bir bilişim ürünü, neden sizi bu kadar ilgilendiriyor? “
– “Bu sizi ilgilendirmez, sizi arayacağım, en geç iki gün içinde bu ürünü bize teslim ederseniz kimsenin başına bir şey gelmez, bu arada polise gitmemenizi öneririm, her an Ceyda Hanımın çeşitli fotoğrafları ile karşılaşabilirsiniz, iyi günler Ahmet Bey”

Ahmet duyduklarına inanmıyordu, daha dört saat önce, ofisinde yeni yapacağı anlaşmayı hazırlayıp, başarısını kutlarken, Selin’le sevişirken, birdenbire her şey allak bulak olmuştu. Bir yerde birileri onu yolun sonuna getirmeye çalışıyordu.

Cep telefonunu aldı, tam bir numara arayacakken durdu, adamın söylediği bir şey canını sıkmıştı, ne demişti adam, sanırım ikna olmadınız karınızın fotoğrafları olduğuna, bunu nereden biliyorlardı ki, demek ki cep telefonlarını dinliyorlardı, Amerika’yı aradığını anlamışlardı. O yüzden ikna olmadığını anlamışlardı. Selin’e döndü,

– “Hayatım, cep telefonunu kullanabilir miyim?”
– “Tabii ki” dedi Selin “Ama bana da anlat neler oluyor? “
– “ Anlatacağım canım bana bir kaç dakika izin ver lütfen”

Kendi telefonunu aldı, menüden arayacağı kişiyi buldu ve numarasını Selin’in telefonuna girdi. Arama tuşuna bastı;

– “Buyurun “ dedi karşıdaki ses
– “Acele yardımına gereksinmem var, bunu bir tek sen çözebilirsin, hemen ofisime gelebilir misin, bekliyorum. ”

***
Selin eve geldiğinde iki farklı duyguyu bir arada yaşıyordu. Hiç yaşamadığı bir şey yaşamış, müthiş heyecan duymuştu ve artık Ahmet Bey’in olmuştu. Vermiş olduğu karardan hiç pişman değildi, bu zaten olması gereken bir şeydi ve bunu çok istediği birisiyle yaşamış olması onu çok mutlu etmişti.

Ahmet Bey’in başına gelenler ise çok korkunçtu, Ceyda Hanımın o fotoğrafları aklına geldikçe midesi bulanıyordu, Ahmet Bey’in ne yapacağını çok merak ediyordu, acaba çağırdığı o kişi kimdi? Ne yapacaktı? Yanında kalmayı çok istemesine rağmen Ahmet Bey onun eve gitmesini istemişti.

Yatağına uzandı, uykusu vardı ancak nedense uyuyamıyordu, bu arada bir tıkırtı duydu, ses salondan geliyordu, tekrar dinledi, ancak aynı sesi duymadı. Panik olmamaya çalışıyordu ama bir kere aklı salondaki tıkırtıya takılmıştı, ışığı yaktı, salona doğru ilerledi, salonda kimse yoktu, etrafı dikkatlice incelemeye başladı. Camları, kapıyı kontrol etti.

Salondan mutfağa geçti, zaten minik bir mutfaktı, orada da kimse yoktu, ışıkları kapatmadığı ve her girdiği yeri yaktığı için minicik ev pırıl pırıl olmuştu, en son banyo kalmıştı, aklına filmlerde ki banyo sahneleri gele gele banyoya girdi, ışığı yaktı, banyo da boştu.

Gülümsedi, ben biraz paranoyak oldum sanırım diye düşündü. Yine de ışıkları kapatmadı ve yatağına uzandı, bu sefer uykuya daldı.

***

Aslan bütün bir geceyi huzursuz geçirdi, uykusu yoktu, eşi ve kızıyla yemeklerini yedikten sonra biraz televizyon seyretmişlerdi, her zamanki gibi eşi televizyon karşısında uykuya dalmış, kızı daha sonra kendi odasına çekilmişti.

Aslan yapması gerekenleri düşünerek tedirgin oluyordu, kendisinden istenen şeyi yaparsa dünyada bir çok insanın hayatını tehlikeye atacak, teröristlere istediklerini alabilmek ve devletler ile pazarlıklar yapabilmek için müthiş bir silah vermiş olacaktı. Ancak, anlayamadığı neden Ahmet üzerinden hem de yasa dışı bir örgüt bunu pazarlamak istemişti. Bu örgüt bunu kendi başına da yapabilirdi ve Ahmet’e hiç gereksinim duymazdı. Ahmet’in bu işte rolü neydi?

Bu sırada cep telefonuna tanımadık bir numaradan bir SMS mesajı geldi.

Ahmet Bey ile konuşun, bu projeden vazgeçsin, yoksa siz dahil bir çok kişinin aileleri ölüm tehdidi altında, Ahmet Bey’i arayın ve vazgeçirin

Numarayı geri aradı, ulaşılamaz mesajı aldı. Ahmet Bey ile görüşmek mi? Gerçi, Ahmet ile İstanbul Ticaret odasının düzenlediği bir kokteylde tanışmışlardı, çokta güzel sohbet etmişlerdi. Acaba Ahmet bey ile konuşmalı mıydı?

Ama ona bu mesajı çeken kimdi acaba? Bu mesajı çeken her kimse, Batu’nun söylediklerinin tam tersi bir mesaj veriyordu

İçindeki sıkıntı gitgide büyüyordu. Ailesini korumak için her şeyi yapacağını düşünerek, uykuya daldı.

* *
Batu, planın başarısındaki rolünü düşünüyordu, bu planı düzenlemek ve organize etmek başlı başına bir işti ve şeytan kadın kendisine gelip bu planı anlattığında önce ikna olmamıştı, fakat kadın öyle bir para teklif etmişti ki, bunu reddedemezdi. Sonra kadınla beraber planın tüm ayrıntılarını gözden geçirmişler, bazı noktalarda değişiklikler yapmışlardı.

Şeytan diye tekrarladı kendi kendisine, gerçekten çok ustaca düşünülmüş ve şu ana kadar neredeyse mükemmele yakın sonuçlar elde edilmişti, aksayan hiç bir şey yoktu.

Kadehindeki son viskiyi de yuvarladı, yatağa doğru yöneldi, yatakta uyuyan kadını seyretti, onu uyandırdı, sonra üstüne çıktı, sertçe kadının içine girdi, beş dakika sonra boşaldı, kadının yanına uzandı ve uyudu.

* *
Giz, Berke’yi uyandırmaya kıyamadığı için oda salonda diğer kanepede uzanmıştı, hem tedirginliği, hem yorgunluğu yüzünden uyuyakalmıştı.

Berke uyandığında saat gece yarısı üçe geliyordu, her tarafı ağrıyordu. Etrafına bakındı, ancak karanlıktan bir şey seçemedi, anlayabildiği kadarıyla kanepede uyumuştu, gözleri karanlığa alışınca sevgilisinin de karşı kanepede uyuduğunu fark etti.

Gülümsedi, şimdiye kadar Giz, hep ben horlamam diye iddia etmişti, tamam kendisi kadar değil ama inceden inceye bir horlama, bir hırıltı geliyordu işte Giz’den, canı muziplik yapmak istedi, usulcacık kanepeden kalktı, çok yavaş bir şekilde cep telefonunun ses kayıt tuşuna bastı, Giz’in yanına gelerek, sesini kaydetti ve karar verdi evet bu tonu ve frekansı düşük bir horlamaydı ama Giz’i horladığına ikna edecek bir kayıttı.

Sonra sevgilisini seyretti, ne kadar güzel olduğunu ve ne kadar şanslı olduğunu bir kez daha düşündü. Giymiş olduğu kıyafetten dolayı Giz’in göğüsleri gözüne çok seksi gözüktü. Giz’i uyandırıp sevişmeyi istedi ama sonra kıyamadı, o şekilde bıraktı.

Birden Giz’in yan tarafında ki kağıt gözüne çarptı, eline aldı ve Giz’in bastırmış olduğu maili okudu, tekrar okudu, sonra Giz’e baktı. Bu son derece önemliydi, Giz ne yapmıştı acaba? Babası ile konuşmuş muydu? Bir an kararsız kaldı, Giz’i uyandırıp konuşmalı mıydı, yoksa babasını mı aramalı mıydı?

Sonra yapacağı en doğru şeyin Giz ile konuşmak olduğunu düşündü ve sevgilisini öperek uyandırmaya çalıştı.

Giz önce anlayamadı ama sonra Berke’nin öpücüklerine karşılık vermeye başladı, hatta yatakta olduklarını düşünerek, sevişme isteği de uyandı içinde ama Berke öpüşmeyi kesince, gözlerini açtı. Berke biraz tereddütlü, kendisini seyrediyordu.

– “Tatlım, uyandırdım özür dilerim, ben de sevişmeyi çok isterdim ama bunun bir açıklaması var mı? “

Giz, Berke’nin elinde duran elektronik post çıktısına baktı;

– “ Var tatlım, sana anlatacak çok şeyim var, babanla konuştum “ diye başlayarak, bu akşam olan biten her şeyi Berke’ye anlattı.

Bölüm 6

– “ Baba, merhaba, nasılsın “
– “ Merhaba Berkecim, teşekkür ederim, iyiyim, sen nasılsın?”
– “ İyiyim baba, Giz bana şu mail olayını ve seninle yaptığı konuşmayı anlattı, neler oluyor baba, Giz’i inandıramadın, beni de inandıramazsın, lütfen neler olduğunu anlatır mısın, hep beraber bu beladan nasıl kurtulacağımızın yollarını arayalım”

Berke o kadar net ve kesin konuştu ki, Ahmet Berke’yi kandıramayacağını anladı.

– “ Bunları telefonda konuşmayalım, evdeyseniz ben size geleyim birazdan olur mu? “ dedi.
– “ Tamam baba, evdeyiz, ben de işi arayacağım, bugün gitmesem iyi olacak”
– “ Tamam bir saate kadar sizdeyim”

Ahmet telefonu kapadı, telefonunun dinlendiğinden emindi ve mutlaka onu takip edeceklerdi, polise gitmediğini ve Berke’de olacaklarını biliyor olacaklardı, eğer izleniyorsa Mike mutlaka onları tespit ederdi. Selin’in cep telefonundan Mike’ı aradı;

– “ Benim cep telefonumu dinliyorlarsa beni mutlaka takip edeceklerdir, gözlerini dört aç, kim bunlar öğrenelim.”
– “ Tamam “ dedi Mike, “ sen merak etme. “

Gerçek adını bilmiyordu, beş sene önce çok gereksinim duyduğu bir noktada yurt dışından bir arkadaşı tavsiye etmişti bu adamı, CIA’de uzun süre çalışmış, Orta Doğu sorumlulukları olan, Arapça ve Türkçe’yi ana dili gibi konuşan bir Amerikalıydı. Emekli olduktan sonra Türkiye’yi çok sevdiği için buraya yerleşmişti. Şimdi de kendisine gereksinim duyulduğun da, gerekli güvenlik kontrollerinden geçirdiği veya güvendiği kişilerce tavsiye edilen iş adamlarının bazı işlerini yapıyordu. Bunlar her zaman temiz işler olmayabiliyordu ama işi buydu, yıllarca CIA’de çalışırken çok daha fazlasını yapmıştı.

Ahmet biraz oyalandıktan sonra, henüz kimse gelmeden işten çıktı ve arabasına atlayıp, Berke’nin evine doğru yola çıktı

Ahmet’in arabasının çıktığını gören bir araba, araya belli bir mesafe koyduktan sonra takibe başladı. Beyaz opak renkte bir Megan’dı. İçinde kısa saçlı ve spor giyimli iki kişi vardı.

Mike, Ahmet’i takip eden arabanın peşine takıldı, üç araba arka arkaya İstanbul’un sıkışık trafiğinde Ortaköy’e doğru yol almaya başladılar.

Berke’lerin oturduğu yere gelince, Ahmet arabadan indi, takip etmeye çalışsa da hangi araba olduğunu anlayamamıştı, ama Mike kesinlikle bulurdu.

Mike ayrıca Amerika’da bağlantılarından Ceyda’nın ev adresinde ve Hüzün’ün ailesi, annesi konusunda bir araştırma yapmasını istemişti, sonuçlarını bugün öğreneceklerdi.

Berke’nin kapısının önüne geldiğinde, kafasında neler söyleyeceğini tasarlamaya çalışıyordu, zile bastı, kapıyı gülümseyen bir yüzle Giz açtı.

– “ Hoş geldin Ahmet “
– “ Hoş buldum” dedi Ahmet yana çekilen Giz’in yanından içeri geçti, sarılıp birbirlerini öptüler.

Sonra Berke geldi, sarıldılar, öpüştüler, Ahmet salona geçti, koltuğa oturdu.

– “ Giz, çayın varsa bir çay alayım hayatım”
– “ Var tabi hemen getiriyorum, Berkecim sen de ister misin? “
– “ Olur sevgilim, teşekkür ederim.”

Birbirlerine baktılar, Berke babasının başının ciddi biçimde dertte olduğunu anlayabiliyordu. Ahmet ise Giz’i bekliyordu anlatmaya başlamak için, Giz çaylar ile geldi ve o da oturdu. İkisi de Ahmet’e bakmaya başladılar.

– “ Bundan yaklaşık altı ay evvel, Hollanda’da çok güvendiğim bir arkadaşım, Tayvan’da yeni bir buluştan bahsetti, tamamen bilişim dünyasına ait bir yenilik olacağından, iş dünyasının çok rahatlayacağı, artık lisan sıkıntılarını ortadan kaldıracak bir buluş olduğundan bahsetti. Senin de konun Berke, tahmin edersin, ilginç geldi bana ve bu buluş için bir miktar para yatırmanın gerekliliğinden bahsedildi. Bu Tayvan firması bunu bir kaç ülkede ki dev bilişim şirketlerinin başında ki insanlara yapıyormuş. Bana bir dosya gönderdi, günlerce inceledim, araştırdım ve bu projeye girme kararı aldım, ben kendim kalkıp gitmedim ama Hollanda’daki arkadaşım Tayvan’da bir kaç toplantıya benim adıma katıldı ve bana güvence verdi. Ben de bu projeye para yatırma kararı aldım. Bundan sonra süreçler devam etti ve en son prototip hazırlandı, ben bir çoğunu Hollandalı dostum kanalıyla takip ettim, sonra bir kaç kez video konferansa İstanbul’dan katıldım. Dün akşam en son ve en önemli toplantıyı yaptık, anlaşma metinlerini hazırlayacaktım”

Arada çayından içti

– “ Ancak, dün akşam önce Giz aradı ve bu projeden bahsetti, neredeyse küçük dilimi yutacaktım, bunu şu anda benden ve Hollanda’daki arkadaşımdan başka bilen yok, geçirdiğim şok ile neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemediğim için o an Giz’e yalan söylemek zorunda kaldım, umarım affedersin Giz”

Giz gülümsedi ve Ahmet’in elini sıkarak, ona cesaret vermeye çalıştı.

– “ Sonra esas korkunç olan olay oldu, arka arkaya Ceyda’nın çırılçıplak ve bağlanmış fotoğraflı mesajları geldi, ne olduğunu anlamak için Ceyda’yı aradım, ulaşamadım, o arada telefonum çaldı ve Ceyda’yı kaçırdıklarını, o prototipi alıp kendilerine 2 gün için vermemi emreden birisi aradı”
– “ Adam Türk mü, yabancı mıydı? “ diye sordu Berke.
– “ Türkçe’yi çok güzel konuşuyordu, bana Türk gibi geldi “
– “ Sonra, ben Selin’in telefonundan…”
– “ Selin mi? Selin’in olayla ilişkisi ne ki? “ diye araya girdi Giz.

Ahmet kızarmasına engel olamadı, bir saniye için yalan söylemesinin gerekip gerekmediğini düşündü

– “ Ben dün akşam Selin’le çalışıyordum ama onu arzulamama engel olamadım ve birlikte olduk “

Giz ve Berke birbirlerine baktılar, söylenecek bir şey yoktu, ahlaki tartışmaların daha sonra yaşanması gerekiyordu. Üstünde durmamaya karar verdiler.

– “ Peki Baba, Selin’i sen çağırdın ama değil mi, yani bu olaylardan ve bu üründen daha önce haberi yok, bundan emin misin? “
– “ Hayır yok, Pazar akşamı ben çağırdım “
– “ Peki, sonra, Selin’in telefonundan ne yaptın? “
– “ Adamın konuşmasından benim telefonumu dinlediğini anladım, ben de Selin’in telefonundan bir arkadaşımdan yardım istedim.”
– “ Kim baba bu arkadaşın, nereden buldun, aslında yaşamını biraz tehlikeye atmışsın gibi geldi bana”
– “ Çok güvendiğim ve çok sağlam birisi, merak etme, senelerce CIA’da çalışmış “

Bu sırada Selin’İn telefonu çaldı, hepsi birbirlerine baktılar, Ahmet panik halinde

– “ Herhalde Selin’i arıyorlar, Selin’in telefonu hala bende , ne yapmalıyım acaba? “
– “ Bence yanıt verin, iş yerinde unutmuş falan dersiniz” dedi Giz.
– “ Alo “ dedi Ahmet
– “ Ahmet Bey, merhaba, kendinizi zeki zannediyorsunuz, tamam oğlunuz ile olan sohbete bir şey demiyoruz, onunla konuşabilirsiniz, ne de olsa Berke bey de sizin meslekdaşınız, ama neydi adı ha Mike denen arkadaşınız sanırım meslekdaşınız değil ve siz bu arkadaşınızı bu işe karıştırarak cehenneme gönderdiniz, tebrik ederim, polis yok demiştim, hata bende, Amerika’dan ajanlar falan da yok “

Ahmet’in yüzü bembeyaz oldu, telefonu kapadı. Berke ve Giz bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.

– “ Ne oldu baba, arayan kimdi”
– “ Onlar “ diyebildi Ahmet sadece “ Onlar ve çok güçlüler, Mike’ı öldürmüşler “

***

Aslan sabah uyandığında kendisini hala kötü hissediyordu. Ne yapması gerektiğine hala karar verememişti, Ahmet ile konuşması doğru olur muydu acaba? Bu SMS mesajını atan kişi kimdi, yoksa kendisine Batu tarafından yapılan bir deneme miydi?

Karısı hala uyuyordu, yataktan çıktı, banyoya girdi, duşu açtı, sıcak su kendisine gelmesini sağladı, en iyisi diye düşündü, en iyisi, ben Ahmet ile yüz yüze görüşmenin bir yolunu bulayım. Evet bu fikir daha mantıklıydı, telefonda konuşulacak bir şey değildi bu.

Sıcacık suyun altında, biraz daha detaylı düşünmeye çalıştı, ne diyecekti ki Ahmet’e, Tayvan’daki firma aslında yasadışı bir örgütün paravan şirketi, aldığın ürün aslında bir virüs, senden bunu aldıktan sonra ben de çoğaltacağım ve diğer terör şirketlerine satacağız mı diyecekti, kendi anlattığı şeylere neredeyse kendisi inanmazken, Ahmet bütün bunlara inanacak mıydı?

Duştan çıktı, kurulandı, hemen kıyafetlerini giydi ve mutfağa girdi, kendisine portakal suyu doldurdu, bir yudumda içti, evrak çantasını aldı ve çıktı. Arabasına geldiğinde dikkatini sokağın karşısındaki araba çekti, sanki daha önce de gördüğünü düşündü aynı arabayı, ancak üstünde durmadı. Arabasına bindi ve işine doğru yola çıktı

* *
Selin, gerinerek uyandığında saat sabahın altısını gösteriyordu, hemen kalktı, duşa girdi, hala dün gecenin etkisi altındaydı, spor kıyafetlerini giydi ve dışarıya çıktı, her sabah yarım saat koşmayı adet edinmişti ve güne çok iyi başlamasına yardımcı oluyordu. Dinlediği müzik ile koşmaya başladı.

* *
Batu, uyandığında yanında ki kadının gittiğini gördü, biraz daha yatmayı düşündü ama bugün son iki büyük günden birisiydi, yataktan çıkmadan hemen bir sigara yaktı, olmazsa olmazıydı bu sabah sigarası ve büyük keyifle ilk dumanı içine çekti.

Bugün Aslan ile tekrar görüşecekti, bir taraftan da içlerinde bir köstebek olduğunu fark etmişlerdi, kimdi acaba bu, aslında çok alt kademelere kadar inen detayları kimse bilmezdi, ama bir şekilde birileri Ahmet’i uyarmaya çalışıyordu. Bu işteki personelin geçmişlerini bir kez daha incelemeye karar verdi.

Duşa girdi, buz gibi soğuk su ile aldı duşunu, sabunlanmadı, ıslak ıslak salona geldi, bir sigara daha yaktı, yatağa sırt üstü uzandı, iki gün sonra eline geçecek parayı düşündü, Bir ara zaman bulup, haritadan nereye gideceğine karar vermesi gerektiğini düşündü.

Çok parası olacaktı, sadece iki gün kalmıştı. Gün güzel başlayacaktı, bir sigara daha yaktı, derin bir nefes daha çekti ve kalkıp giyinmeye başladı.

* *
Ceyda, gözlerini araladığında etrafını tanıyamadı, elleri ve ağzı bağlıydı, ne olduğunu anımsamaya çalıştı ama başı zonkluyordu. En son lavaboda saldırıya uğradığını anımsıyordu, birden çırılçıplak olduğunu hissetti, aman Allah’ım diye düşündü, ben neredeyim, bana ne yaptılar, kim kaçırdı beni, çocuklarım nerede, onlara bir zarar verdiler mi, seksen tane düşünce arka arkaya geldi aklına.

O sırada kapı açıldı, yüzü maskeli bir adam kapıdan içeriye girdi, konuşamadığı için hareket etmeye çalıştı, adam tek kelime etmedi, sadece soyundu, sertçe bacaklarını açtı, içine girdi, Ceyda için bu bir ızdıraptı, son derece canı yanıyordu ve hiç bir şey yapamıyordu, adam işini bitirene kadar gözlerinden yaşlar aktı, üstelik adam korunmuyordu ve içine boşaldıktan sonra kalktı ve gitti.

O zaman bunun ilk olmadığını düşündü, tekrar ağlamaya başladı, başına bunların neden geldiğini anlamaya çalıştı ama hiç bir geçerli neden bulamadı.

* *
Şeytan kadın gözlerini açtı ve düşündü, evet sona yaklaşmışlardı, her şey planlandığı gibi gidiyordu, her ne kadar Batu yarın son gün olduğunu düşünse de aslında son gün bugündü, Batu umduğu ile değil bulduğuyla yetinecekti, bugün her şey bitecekti. Keyifle gülümsedi ve bugün hayatımın en güzel ve önemli günü olacak diye düşündü.

Bölüm 7:

– “ Öldürülmüş mü?, Baba bu çok ciddi artık, bu olayı Polis ile paylaşmalıyız bence? “
– “ Ne yapabilirler ki, Ceyda Amerika’da ellerinde, çocuklarımı buradan koruma şansım yok, telefonlarım dinleniyor ve emekli bir CIA ajanını gözlerini kırpmadan öldürdüler, Polisin bir şey yapabileceğini mi düşünüyorsun? “

Aslında Ahmet çok haklıydı, şu an için ellerinden bir şey gelmezdi. Bu arada Giz devreye girdi,

– “ Sanırım, benim yardımıma gereksinmeniz var, aslında ikinizin de bilmediği ve aslında benim de hiç bir zaman sizlere söylemek zorunda olmayacağımı düşündüğüm bir durumla karşı karşıyayız, size yardımcı olabilirim ancak bana soru sormamanızı rica ediyorum, buna şaşırabilir hatta kızabilirsiniz ama soru sormamanız gerek, bu çok önemli. “

Ahmet ve Berke önce birbirlerine daha sonra ikisi birden Giz’e baktılar. Her ikisi de şaşırmışlardı, Giz tekrar etti;

– “ Anlaştık değil mi? “

Her ikisi de sadece başlarını salladılar.

– “ O halde “ dedi Giz “ Ben bir kaç telefon görüşmesi yapacağım. “

Kalktı, çantasını aldı ve içinden bir SIM kartı çıkardı, cep telefonundaki SIM kartı ile bu SIM kartını değiştirdi ve bir numarayı aradı.

– “ Merhaba Dirk, biliyorum, acil bir şey olmasa aramazdım, ancak sorunumuz var ve çok sevdiğim birisinin başı dertte, yardım gerekli. “

Sonra, en başından itibaren bütün hikayeyi Dirk’e özetledi, arada Ahmet’e sorular sordu, Ceyda’nın evi, çocukların okulu, Hüzün’ün arkadaşı, annesinin detaylarını verdi, daha sonra Ahmet’e gönderilen Ceyda’nın fotoğraflarını karşıya geçti, Tayvan firması ile yapılan görüşmelerin detaylarını aktardı. Bu süre içinde Berke ve Ahmet sadece dinlediler ancak ikisinin de aklında tek soru vardı, Giz kimdi?

Giz ise karşısında çok sevdiği iki insanda yaratmış olduğu tedirginliği hissedebiliyordu ama şu anda onlara hiç bir açıklama yapamazdı. Belki olaylar yatıştıktan sonra açıklama yapabilirdi, şu anda açıklama yapacak durumda değildi, bu konuya Berke’nin tepki göstereceğini tahmin ediyordu.

Bir taraftan Dirk’e bilgi aktarırken Mike’ın da öldüğünü anlattı, Mike’ı tanırdı, aynı dönemde hiç beraber çalışmamışlardı ama Mike bir çok genç ajan için efsanelerden birisiydi. Mike’ın ölüm haberine kadar soğukkanlı durmaya çalışmış ama işlerin iyice sarpa sardığını gördüğünde artık dayanamamıştı. Kimliği açığa çıkacak da olsa, Berke ve Ahmet’in ailesinin hayatlarının ciddi bir biçimde tehlikeye girdiğini görmüştü. Üstelik bu olayda gözüktüğünden fazlası vardı.

Dirk en kısa zamanda gerekli bilgileri toplar ve bir aksiyon planı hazırlardı. Bu konunun uzmanıydı, önce Ceyda’nın yeri tespit edilecek, sonra bu işlerin arkasında kimler olduğu bulunacak, ve aynı saatte başlayan operasyonlar ile bu iş bitecekti. Ancak, Tayvan firması ve oradaki operasyon biraz aklını kurcalıyordu, o tarafta kim görev alacaktı acaba?

Telefonu kapattığında Ahmet ve Berke’nin açıklama bekledikleri çok belliydi;

“ Dirk, işini çok iyi yapan birisidir, çok kısa zamanda bilgi toplayıp bize aktaracak, şu anda yapacağımız tek şey beklemek”

“ Beklerken, bize anlatacağın bazı şeyler var mı sevgilim” dedi Berke

Berke’ye baktı, gözlerinden nefret mi, sevgi mi görecekti, her ikisini de göremedi, anlayabildiği tek şey sadece meraktı.

– “ Var sevgilim “ dedi, “ Uzun bir hikaye, bunu sana hiç anlatmayacağımı düşünüyordum, ancak düşündüğüm gibi olmadı”

Giz hikayesini Berke ve Ahmet beye anlatmaya başladı.

***

Dirk, anti-terör grubunun en yetenekli müdür yardımcılarından birisiydi, aynı zamanda Orta Doğu, Balkanlar ve Türkiye direkt olarak kendisine bağlıydı. Buralardan elde edilen her türlü terörle ilgili bilgi kendisine ulaşır ve işlenerek yönetime sunulurdu. Çok iyi bir ekibi vardı.

Giz ile Amerika’da Giz’in üniversite zamanlarında tesadüfen tanışmışlardı, İngilizce’sinin ve Fransızca’sının mükemmelliği ve ana dilinin Türkçe olması Dirk’in dikkatini çekmişti. Sporcu fiziğini de düşününce kafasında acaba sorusu yerleşmişti. Daha sonra bu düşüncesini önce kendi amirleriyle konuşmuştu. Giz, lisan bilgisi, güzelliği, sporculuğu ve girişkenliğiyle o bölgede çok işe yarayabilirdi. Teklif etme onayını aldıktan sonra Giz’i yemeğe götürmüş ve teklifini yapmıştı. Ancak tabi yönetiminden onayı aldıktan sonra elindeki bütün olanaklar ile Giz’i araştırmış ve anti-terör takımına uygunsuz hiç bir bilgiye rastlamamıştı.

Teklif Giz’i çok heyecanlandırmıştı. Teklifi kabul etti. Oldukça iyi bir eğitim devresi geçirdi ve önce basit bir kaç operasyona gönderildi, hepsini büyük ustalıkla becerdi. Daha sonra Fransa’da bir göreve gönderildi, bu görevde bir başka ajanla evli bir kadını oynadı ve görevinde çok başarılı oldu. Sonrasında İstanbul’a yerleşti. O bölgeden sorumlu oldu. Sık sık yurt dışına gidebileceği bir işe girdi, Bu süre içinde Avrupa’da ve Afrika’da bir kaç önemli operasyonda görev yaptı. Şimdi önemli olduğuna inandığı bir operasyon içindeydi.

Giz’in ilettiği bilgilerden bazılarını zaten biliyorlardı, örneğin, Ahmet’in Tayvan’la bir firma ile ilişkide olduğunu biliyorlardı, bu firmayı ortaya çıkarmak için gerekli uydu bağlantılarını hazırlamışlardı ancak Tayvan’daki bazı aksilikler yüzünden temiz bir kayıt alamamışlardı. Eğer aynı bağlantıları ses veya görüntü olarak bir kez daha yapabilirlerse uydu kanalıyla yer tespit edebilir ve operasyon yapabilirlerdi.

Ceyda için hemen gerekli ekiplere haber vermişti, kendisine gönderilen fotoğrafları teknik ekibe vermiş ve nerede olabilecekleri konusunda hızlıca çalışamlarını istemişti.

Mike’ın ölümüne çok üzülmüştü, arada sırada Mike’a bilgi aktarırdı, bu son işinden hiç bahsetmemişti Mike, ancak anladığı kadarıyla çok yeni bir işti ve karşılarında ki insanlar çok profesyoneldi. Mike gibi bir ustayı ortadan kaldırmışlardı.

Dirk, bir kaç saat içinde bütün bilgilere ulaşabileceğini biliyordu.

Bu sırada teknik ekibinde çalışan Patricia kapıyı tıklattı;

– “ Efendim, Tayvan firmasını izlemeye hazırız, arayabilirler mi acaba? “

Dirk hemen Giz’in numarasını çevirdi, bu son derece güvenli bir hattı ve dinlenebilmesi olanaksızdı.

– “ Giz “ dedi “ Ahmet’in Tayvan’daki firmayı aramasını istiyoruz, en az iki dakika konuşmalı, biz hazırız “

– “ Tamam “ dedi Giz ve telefonu kapadı.

Ahmet cebinden bir ajanda çıkardı ve Jing Tanstan adını buldu, aradı

– “ Ahmet “ dedi her zamanki ince ve kolay anlaşılamayan İngilizce’siyle Jing.

– “ Merhaba Jing, ürün ile ilgili bir kaç sorum olacaktı, numuneleri ne zaman alabiliyorum? “

– “ Bu hafta içinde üç tane hazır, göndereceğim, çok para kazanacaksın Ahmet”

– “ Öyle mi, sen kazanmayacak mısın Jing” dedi Ahmet.

Bu arada Giz eliyle zamanı işaret ediyordu, Ahmet bey ilgisiz alakasız iki üç soru daha sordu, Giz’den tamam onayını aldıktan sonra telefonu kapadı.

Berke Giz’e şimdi biraz hayranlıkla bakıyordu

– “ Yani sen şimdi şu filmlerde falan seyrettiğimiz ajanlardan birisin öyle mi ve aktif görevdesin ve üstelik Türkiye sorumlususun? “
– “ Evet “ dedi Giz, “ Ancak sakın bir yanlış anlama olmasın, seninle olan ilişkilerim asla bu konuyla ilgili değil, ancak Ahmet’in yanında çalışmam evet bu planın bir parçası. “
– “ Neden ben ve benim firmam peki? “ diye sordu Ahmet.
– “ Çünkü, en gelişmiş bilişim şirketlerinden birisi sizin ki, buradan bilgi alış verişim hiç bir şekilde bir gariplik yaratmaz, üstelik yanımda getirdiğim programı kurup araştırma yapabileceğim firmaların en iyisi “
– “ Anladım “ dedi Ahmet kafasını sallayarak.

***

Operasyon tüm hızıyla sürüyordu. Tayvan’ın dinlenmesinin üstüne olaylar hızlanmıştı. Jing, önce Amerika’da bir telefonu, sonra İstanbul’da bir numarayı aramıştı, her iki numara da takibe alınmıştı, son bir haftadır yaptıkları her konuşma detaylı olarak takip edildi.

Dirk bu bilgileri Giz ile paylaşmak istedi

– “ Efendim Dirk, iyi haberler var sanırım. “

– “ Evet Giz, Jing önce Amerika New York’u aradı, 4 dakika konuştu, şimdi konuştuğu kişinin yerini tespit edeceğiz, muhtemelen Ceyda orada olabilir veya Ceyda ile bağlantılı olabilir. Diğer taraftan Jing, İstanbul’da birisi ile konuştu, adını tespit edemedik ancak yoğun telefon konuşmaları yapan birisi, bilgi toplamaya çalışıyoruz, en son aradıkları isimleri araştırıyoruz, sanırım Amerika, Tayvan ve İstanbul bağlantılı bir olay bu, bir kaç saat içinde daha fazla bilgi alabileceğimizi düşünüyorum, arayacağım. “

– “ Tamam, teşekkürler “ dedi Giz ve almış olduğu bilgileri Ahmet ve Berke’ye iletti.

Bu arada tekrar Selin’in cep telefonu çaldı, Ahmet numaraya baktı, şirketten aranıyordu, bu herhalde Selin olmalıydı.

– “ Alo “
– “ Merhaba Ahmet Bey, ben Selin, işe gelmemişsiniz merak ettim efendim. “
– “ Giz ve Berke’nin yanındayım Selin “ dedi Ahmet “ Bugün gelemeyebilirim, arayanları not eder misin lütfen Selin, önemli bir şey olursa haber verirsin “
– “ Efendim önemli mi bilmiyorum ama Aslan Barsel Bey sizi iki defadır arıyor ve çok acil diyor, ben de henüz işe gelmediğinizi söyledim, cep telefonunuzu istedi, izniniz olmadan veremeyeceğini söyledim, bir daha ararsa ne diyeyim? “

Aslan Barsel, hiç yabancı gelmemişti bu isim, düşündü, sonra anımsadı, büyük bir kimya firmasının sahibiydi, bir kaç kez yan yana gelmişlerdi ama bu kadar acil aramasını gerektiren ne olabilirdi ki? Merak etti;

– “ Selin, numara bıraktı mı? “
– “ Evet efendim bıraktı, aramamı ister misiniz? “
– “ Hayır, sen bana ver, ben ararım, teşekkür ederim Selin, görüşürüz “

Ahmet numarayı aldıktan sonra Berke ve Giz’e döndü,

– “ Gerçekten çok karmaşık şeyler oluyor, Aslan yana yakıla beni arıyor, hayatımda bir veya iki kere karşılaştığım bir kimyacı, benimle ne işi olabilir ki? Sabahtan beri beni arıyormuş “
– “ Bana bir iki dakika verin, araştırayım, sonra ararsınız. “ dedi Giz.
– “ Tamam “ dedi Ahmet.

Giz hemen Dirk’i aradı ve numarayı verdi, izlenmesini istedi, firmanın adını verdi ve araştırılmasını rica etti, bir kaç dakika içinde firma ve Aslan bey hakkında bir çok bilgi akmaya başladı.

Dirk özetledi, Aslan temizdi, firması da, ilaç işinde de varlardı ama asıl işleri kimya idi, yalnız bilgisayar şöyle bir not düşülmüştü, Ortadoğu, Balkanlar ve bir çok Avrupa ülkesinden çok daha modern üretim tesislerine sahipti.

Bu bilgileri de alan Giz, Ahmet’e araması için onay verdi. Selin’İn telefonu izleniypordu, muhtemelen Berk ve Giz’in de izlenebileceğini düşündü. Giz Dirk ile konuştuğu telefonu uzattı. Ahmet Selin’in telefonundan aldığı numarayı aradı;

– “ Alo, ben Aslan, kiminle görüşüyorum? “
– “ Aslan Bey merhaba ben Ahmet, sanırım beni arıyorsunuz, buyurun, ne yapabilirim sizin için? “
– “ Sizinle acil konuşmam gereken bir durum var, görüşebilir miyiz, çok acil “
– “ Konu ne acaba? “
– “ Konu kısaca Tayvan ve projeniz “

Ahmet bir şok daha geçirmek üzereydi, nasıl oluyor da bu kadar gizli tutmaya çalıştığı projeden herkesin haberi oluyordu.

– “ Neden bahsettiğinizi bilm… “ diyecekken Aslan sözünü kesti.
– “ Yapmayın Ahmet Bey, ailelerimizin hayatı söz konusu, acil buluşmalıyız, ben sizinle görüşerek hayatımı riske ediyorum “
– “ Peki “ dedi Ahmet “ Bir saat sonra Akmerkez’de ortada kahve içilen yerde buluşalım, olur mu? “
– “ Tamam “ dedi Aslan.

Ahmet telefonu kapadıktan sonra konuşmasını aktardı. Olay gitgide karışık bir hal alıyordu, Aslan beyin bu işle ne ilgisi olabilirdi.

Giz aldığı bu yeni bilgiyi hemen Dirk’e geçti.

***

Batu aldığı haberlerden çok mutlu oldu, her şey gayet yolunda gidiyordu, Tayvan ve Amerika’dan her şeyin yolunda gittiğine dair raporları almıştı. Telefonunu çıkardı ve aramasını yaptı

– “ Merhaba efendim, her şey planladığı gibi gidiyor, kimse ne olduğunu henüz anlamadı ve iyice kafaları karıştı ve karışacak. “
– “ Güzel, son haberleri bekliyorum”

Heyecandan yerinde duramıyordu, yarın hesabına yatacak yeşil dolarları düşündü, aslında alacağı paranın sadece yüzde yirmi beşi hesabına çoktan yatmıştı, o bile ona epeyce yeterdi ama geri kalanı düşündükçe sabırsızlandı.

Bu arada cebi çaldı, Aslan’ı dinlemek ve izlemekle görevli olan elemanı arıyordu.

– “ Ne oldu, ne yapıyor? “
– “ Abi aynen dediğin gibi, Ahmet’i aradı ve Akmerkez’de bir saat sonra buluşacaklar “
– “ Senin takip ettiğinin farkında mı veya dinlendiğinin? “
– “ Hayır abi, değil “
– “ Tamam, aynen devam edelim “

Evet, bu planlama işinde çok ustaydı, bu planı bozabilecek tek kişi Mike idi, eğer onu son anda fark etmese muhtemelen başları çok derde girebilirdi.

Gelişmelerden çok memnun, bir sigara daha yaktı, keyifle dumanı üfledi, şimdi bir oral seks iyi gider dedi, cep telefonunu aldı, bir numarayı buldu

– “ Hemen birisini gönder, ustalardan olsun, fazla vaktim yok “

***

Dirk önünde çizdiği haritaya baktı, aslında telefon trafiğinden sonra kim nerede ve ne yapıyor çözülmüştü,

Önünde yazan isimlere baktı;

New York’ta bu işe bulaşanı tespit etmişlerdi, kaçıran eski bir sabıkalı Johan Pulster idi, uydu kanalıyla da yerini bulmuşlar, gelişen teknolojinin nimetlerini kullanarak evin içinde iç kişi olduğunu anlamışlardı. Ceyda olduğu belli olan hiç kıpırdamadan yatan görüntüydü, birisi Johan’dı, diğeri ise muhtemelen Johan’ın çetesinden birisiydi.

Evin etrafına operasyon timi yerleşmişti. Onay bekleniyordu.

Tayvan’daki firmanın yerini de tespit etmişlerdi, aslında biraz şaşırmışlardı, bekledikleri kocaman bir fabrika veya şirketti, ancak küçük bir ofis görmüşlerdi sadece ve söz konusu Jing denilen adamı tespit etmişlerdi. Her hangi bir sabıkası yoktu, orada da operasyon timi yerleşmişti.

Hem Jing, hem Johan İstanbul’da aynı adam ile konuşmuşlardı.

Adamın kim olduğunu bulunca biraz şaşırdılar, çünkü hükümet ile de yakın temas içinde olan birisiydi, adı Batu Sencar’dı. Hükümette çok yakın temasta olduğu insanlar olduğu için hiç bu olayın içinde yer alabileceğini düşünmemişti.

Batu’nun telefonlarını dinlerken karşılaştıkları kadının ise sadece yerini tespit edebilmişlerdi. İstanbul’da Kemerburgaz denilen bir mevkide orman içinde bir yerdeydi. İstanbul’da yapılacak ekibin ayarlanma işini Giz’e bırakacaktı ve aynı saat ve dakikada operasyon başlayacaktı.

***

Giz, Dirk’i dikkatlice dinledi, bir sürü notlar aldı.Telefonu kapattığında, yüzü gülüyordu, operasyon Aslan ile Ahmet’in buluşmasından hemen sonra başlayacaktı. Ancak bunun için Türkiye’de çalışacağı ekibi aramalı ve olayları onlara aktarmalıydı.

Final:

Aslan ve Ahmet buluştuklarında el sıkıştılar, kahvelerini söylediler, Ahmet toplantıya gelirken Giz ile konuşmuş ve tüm detayları öğrenmişti, ancak bunları telefonda aktarmak yerine Aslan ile yüz yüze konuşmayı tercih etmiş ve eğer dinleniyorlarsa buluşmanın gerçekleştiğini görmelerini istemişti.

Aslan panik halinde, ilk andan son ana kadar bütün olan biteni Ahmet beye anlattı, Ahmet hiç karışmadan sessizce dinledi.

Aslan şaşırmıştı, bir çok önemli şey anlatmış ancak Ahmet’te hiç bir şaşkınlık belirtisi görmediği gibi, gülümseyerek dinlediğini fark etmişti.

Sonunda Ahmet kısık sesle neler olup bittiğini anlattı, neler olacağını da, Aslan şaşkınlıkla anlatılanları dinledi, sonunda tek bir şey söyledi;

– “ Allah hepimize yardım etsin, umarım her şey dediğiniz gibi olur. “

* *
Artık her şey hazırdı. Giz Türkiye’de üç noktayı, Dirk’ün iki ekibi New york ve Tayvan’da operasyona hazırdı.

Giz ve Dirk konuştular, anlaştılar ve operasyon başladı

* *
Johan Pulster ve adamı, iki dakika içinde etkisiz hala getirildi, Ceyda kurtarıldı ve bir arabaya bindirilerek hemen hastaneye götürüldü, operasyon sadece beş dakika sürmüştü.

* *
Aynı anda Tayvan’da, Jing basit bir operasyonla tutuklandı, ne olduğunu bile anlamadı.

* *
Batu’nun Aslan’ı takip eden adamı Şakir ve arkadaşı, Türk operasyon timi tarafından etkisiz hale getirildi ve tutuklandı.

* *
Batu evinde yaşadığı kısa seksin üstüne yakmış olduğu sigarayı üflerken hafif bir tıkırtı duydu, birden içeriye göz yaşartıcı bomba atıldığını fark etti, silahına davrandı, silahını yere at çağrısı almasına rağmen, yaşadığı panikle sağa sola ateş etmeye başladı, ancak operasyon timinin açtığı ateş sonucu göğsünden yediği kurşunlarla orada can verdi.

* *
Bütün bu bilgiler anında Dirk ve Giz’e ulaştırılıyordu, son kalan Kadındı, bütün bu olayları planlayan ve bu kadar insana cehennem azabı çektiren kadın, bu kadının kim olduğunu kimse bilmiyordu, Ahmet ve diğerleri heyecanla bu kadının yakalanmasını ve kimliğinin ortaya çıkarak bunları neden yaptığını anlamaya çalışacaklardı.

Operasyon başladı haberi geldiğinde hepsi pür dikkat kesilmişlerdi, Batu’nun ölümü dışında hepsi sağ salim ele geçirilmişti, şimdi en son kadın kalmıştı.

Operasyondan haber geldi, kadın ağır yaralı olarak ele geçirilmişti ve Acilen International Hospital’e götürülüyordu.

Giz, Berke, Ahmet bey International Hospital’e doğru hemen doğru yola çıktılar.

Artık Gizemin son parçası buydu ve olaylar çözülecekti.

****

Ahmet, Berke ve Giz hastaneye girdiğinde, özel tim tarafından hemen kapılardan geçirildiler ve bir odaya alındılar, hepsi çok heyecanlıydı, Ahmet yatağın yanına yaklaştı ve kadının yüzüne baktı ve şaşkınlıktan donakaldı, kalbinin sıkıştığını hissetti, yataktaki kadın Sevda’ydı. Yani Berke’nin annesi.

Uzun seneler geçmiş olmasına rağmen güzelliğinden pek bir şey kaybetmemişti, ancak oldukça ağır yaralanmıştı, hayatta kalması mucizeydi.

Demek bütün bunların hepsinin arkasında Sevda vardı, en son Sevda’yı ne zaman gördüğünü düşündü, 30 seneden fazlaydı. Sonra bir de üç sene evvel Berke’yi öğrenmişti.

Ahmet bunları düşünürken, Berke ve Giz, kim olduğunu hala bilmedikleri bu kadına ve Ahmet’e bakıyorlardı, Ahmet’in durumunun iyi olmadığını fark etmişlerdi, müdahale edecekken Ahmet onları durdurmuştu.

Sonra hep beraber dışarıya çıktılar;

– “ Olay neymiş Giz, çözüldü değil mi? “
– “ Evet Ahmet, çözüldü, ben olayları size anlatacağım ama bilmem gerek bu kadın kim? “
– “ Bu kadın “ dedi Ahmet Berke’ye bakarak “ Bu kadın, senin annen “

Berke önce anlayamadı, Ahmet devam etti

– “ Üniversitedeyken çok çapkın bir gençtim, bir çok kızla birlikte oldum, ciddi ilişkilere girmedim, o sırada annen Sevda ile tanıştım, sonra birlikte olduk, sana hamile kaldığında ben daha o kadar gençtim ki, o da öyle, seni ve onu istemedim, para verdim ve git hallet dedim, yanında bile olmadım, bunu yapmak istemediğini, beni sevdiğini söylese de bir daha onunla olmadım, onu aşağıladım ve kovdum, sonra bir gün okula gelmemeye başladı ve hiç umursamadım, ta ki üç sene öncesine kadar, senin varlığını bana bildirdi ve ben seni aramaya başladım, bundan sonrasını zaten biliyorsun, ancak kendisi hakkında en ufak bir bilgi almadım ve araştırmadım da.”

Berke dinledikçe yumruklarını sıkmıştı, annesinin hayatını mahvetmişti bu adam ve bu adama neredeyse bir senden fazladır baba diyordu. Giz, ortamdaki tansiyonu anlamıştı, bir şeyler yapmalı ve bu tansiyonu düşürmeliydi.

“ Ben de arzu ederseniz olayların gelişimini aktarayım “ dedi heyecanla.

Ahmet ve Berke kendisine döndü, en azından bir süre bu tansiyon artmayacaktı.

– “ Artık adını da bildiğimize göre, bütün plan Sevda tarafından hazırlandı, uzun bir hazırlık dönemi olduğu belli, nakış işler gibi bütün bağlantılar hazırlanmış. Olay Sevda’nın Batu’ya yüksek bir meblağ teklifi ile başlıyor. Batu Ahmet hakkında her detayı öğreniyor, özellikle Hollanda’daki dostuna –ki o da tutuklanmış durumda, teklif ettiği para sayesinde Ahmet’in bu projeye girmesi için gereken büyük parayı sağlamış oluyor, sonra Tayvan’da sanki böyle bir ürün varmış gibi Ahmet’e sunuluyor, Ahmet Hollanda’dan aldığı onay ile giriyor bu işe, aslında böyle bir ürün yok”
– “ E peki Ceyda neden kaçırıldı o zaman? “ diye sordu Berke
– “ Ceyda Ahmet’i ikna edebilmek için kaçırıldı, olaylar planlandığı gibi gitmezse Ahmet’i elde tutabilmeleri gerekti ve kendileri için sigorta gerekiyordu, Ceyda bu olay için biçilmiş kaftandı, onun elde tutulmasıyla Ahmet’in eli kolu bağlanmış olacaktı, ama tecavüz edilmesinin planların içinde olduğunu zannetmiyorum, o hayvanların işi sanırım. “
– “ Batu’yu anladım, Ceyda’nın kaçırılmasını da, peki Aslan neden devreye sokuldu? “ diye sordu Ahmet.
– “ O da oyunun ve inandırıcılığın bir parçası, eğer biz zamanında bunu öğrenmeseydik ve siz bu olayları Ak Merkezde Aslan’dan duymuş olsanız ne yapardınız? Donar kalırdınız herhalde, bunu özellikle yaptılar, çok bilinen ve her şeyi üretebilecek bir kimyacıyı size gönderip, bu virüs diyeceklerdi ve sizin yapabileceğiniz hiç bir şey kalmayacaktı, bir taraftan da Ceyda onların elinde, her taraftan bağlanmış olacaktınız. “
– “ Peki Sevda bunu sadece intikam için mi yaptı? “ dedi Berke.
– “ Evet, hayatı boyunca bunun için uğraştı, mutlaka daha fazla bilgi toplayacağız, daha netleşecek ama şu anda elimizde ki bilgiler ile sadece intikam ama öyle bir intikam ki, her şeyini elinden alacaktı, aslında Timuçin’den pek farkı yok Berke’cim”

Ahmet dalgındı, üzgündü, Berke’yi kaybettiğini anlamıştı, bu sırada aklına Ceyda geldi, nasıldı acaba? Giz’ e döndü;

– “ Giz, Ceyda nasıl olmuş, durumu iyi mi?
– “ Arayalım bakalım “ hemen cebinden Dirk’i aradı.

Dirk’ü dinledikten sonra, çok teşekkür etti ve kapadıktan sonra aldığı bilgileri aktarmaya başladı.

– “ Ceyda çok iyi, kısa bir zaman sonra çıkacak hastaneden, çocukların hiç bir şeyden haberi yok, böyle de kalsınlar. Evet olay tamamen çözüldü, Sevda ile burada ki Nevil sevgililer, Nevil de –ki şu an aranıyor ama ikamet ettiği adreste bulunamamış, çok zengin ve birçok yasa dışı olayda ikisinin imzaları var, özellikle uyuşturucu sevkiyatlarında Nevil Avrupa, Sevda Türkiye ayağını götürüyor, Sevda bu noktada Nevil’e Ahmet’ten almak istediği intikamı anlatıyor, Nevil ise intikamdan çok Ahmet’in varlığı ile ilgileniyor ve projeyi uygulamaya başlıyorlar. “
– “ Yani aslında ortada ne ürün var, ne virüs, sadece hazırlanmış senaryolar var ve insanlar bunlara inandırılıyor öyle mi? “
– “ Evet aynen öyle, o kadar inandırıcı sahneler hazırlanıyor ki, cinayet bile işleniyor, Mike’ın ölümü gibi, ama Mike’ı öldürmekle hata yapıyorlar, onun planlandığını sanmıyorum.”
– “ Demek annem bir uyuşturucu satıcısı “ dedi Berke “ ve bütün bunları babamdan intikam almak için yapıyor, cinayet bile işleyecek derecede, karısını kaçırtıp tecavüz ettirecek kadar nefret ediyor “
– “ Evet Berke ama bu arada babanın parasını da istiyorlar, sadece intikam değil yani “ dedi Giz, Berke’ye sarıldı.

Tam o sırada doktor geldi ve Sevda’nın kurtulamadığını söyledi. Berke herhangi bir acı veya üzüntü hissetmedi, babasına baktı, sanki son bir iki saatte beş on yaş ihtiyarlamıştı, Berke’ye utancından bakamıyordu.

– “ Baba “ dedi “ Sen iyi bir insansın, o zaman yapmış olduğun bir hata yüzünden seni komple silemem”

Ahmet ağlamaya başladı, Berke gidip babasına sarıldı, oda ağlamaya başladı.

****

Ahmet ve Ceyda boşandılar, her ikisi de bu konuda birbirlerine anlayış gösterdiler. Ahmet Ceyda’ya Amerika’da çocuklarına yakın bir ev aldı, Ceyda buna çok sevindi ve yaşamına mutlu bir şekilde devam etti.

Ahmet Selin ile evlendi ve kendisini işlerden emekli etti, şirketini çok iyi pazarlıkla bir Amerikan şirketine pazarladı, bütün işlerini bıraktı ve Selin ile mutlu bir yaşama başladı.

Giz ile Berke, çocuk yapmaya karar verdiler, Berke işinde yükseldi ve çalıştığı holdingin şirketlerinden birisinin genel müdürlüğüne getirildi.

Giz görevine devam etti, arada operasyonlar için Avrupa’ya gitti geldi ve Berke ile bu konu hakkında hiç konuşmadılar.

Nevil, Sevda’nın ölümünü öğrendiğinde çok üzüldü, ancak hemen yeni bir partner buldu ve işlerine devam etti.