Bilge Narin
Bir doktor..

Doktorlar ve Sağlıkçılar için yazdığım yazıya
Geri dönüş yapan doktorlardan..

Onunla da daha önce hiçbir iletişimimiz olmadı.
Önce teşekkür edip, sonra ..

Kızının yazdığı bir yazının linkini gönderdi.
Okudum…

Tüm Sağlık Camiasında çalışan arkadaşlarım için
Bilge’nin kızı Gözde’nin yazdığı yazıyı aşağıda paylaşıyorum.

Çünkü biliyorum ki..
Kadın – Erkek
Tüm doktor arkadaşlarımın
Sağlık sektöründe çalışanların

Çocukları, eşleri böyle düşünüyor.

Sevgili Bilge ve Gözde.
Harikasınız …

****
BEN DOKTOR BİLGE’NİN KIZIYIM !​

​Bir evden kaç cenaze çıkar ? Bir insan ömründe kaç kişiyi toprağa koyar? Bir anne kaç hayat yaşar? Kaç saat uyur?

Ben bir doktor kızıyım. Bunu söylemenin haklı gururunu 18 yıldır başımın üstünde taşıyorum. Benim annem bir doktor. Bunu ayrıca söylemenin verdiği güçse paha biçilemez. Her şey bir yana, ben mesleğine tapan bir kadının kızıyım.

18 yaşındayım, 2 şehir değiştirdim, 3 kez taşındım. 5-6 yaşlarında kapıyı kilitlemeyi öğrenip, 2 yaşımdan beri gittiğim anaokullarında velisi en son gelen hep ben oldum. Evdeki en önemli eşyanın telefon olduğunu “icap” kelimesinin anlamından hemen sonra öğrendim. Çocukluğumun korkulu rüyası, annem evdeyken geç saatte çalan telefonlardı. Annem telefonu açar da uzun uzun düşünürse; dünyam başıma yıkılırdı. “Hemen geliyorum” der, bir eliyle başımızı okşayıp tembihlerken, bir yandan hazırlanmaya çalışır, eli ayağına dolaşır, saatte dahi bakmadan gözü arkada hastaneye koşardı. Bazen kızardım içimden. Ama çok içimden, kendime bile farkettirmeden. Farkedersem çok utanırdım kendimden. Karşımdaki bir can ve yaşama tutunmak için anneme ihtiyacı var. İşte ölümle de böyle tanıştım.

Hep evimizin bir parçasıydı, hatta merkeziydi; mesleği. Hastaların durumlarını dinler, her dinlediğimde yeni terimler öğrenirdim. Kulak aşinalığımın olduğu bir şeyi söyleyince, hoşuma bile giderdi. Onun konuştuğu dilden anladığımı hissederdim. Hiçbir zaman girmeyeceğim ameliyathaneleri, yoğun bakımları her akşam dolaşır, hiç yapmaya ihtiyaç duymayacağım operasyonları, uygulamaları defalarca öğrenirdim. Hastalarla birlikte yaşar, birlikte iyileşirdik biz. İşler ters giderse en yakın refakatçisi olur, hep beraber ağlardık. Evet doktor kızıyım, hala gurur duyuyorum.

​Nöbet ertesi günleri, en can alıcı zamanlardı. Annem eve gelir, ayakkabılarını çıkarmaya dahi hali yok. Eğilir çözerdim bağlarını. “Zor bir geceydi kurtaramadık”. Sesi içine kaçmış, yüzünden düşen bin parça, gözleri kan içinde , dudakları susuzluktan kurumuş. Giriyorum koluna, götürüyorum yatağına. Uyanık olup olmadığından emin değilim. Kafasını koyduğu gibi, gözleri kapanıyor. Örtüyorum üstünü, çıkıyorum. “Sessiz olmamız gerek, çok yorgun‶. İçim parçalanıyor, gözlerim dolmuş. Kıymetlimin bir gram uykuya hasret kalması, beni yerle bir ediyor. O belki başkasının annesine hayat verirken, benim annemin ömründen ömür gidiyor diyorum yine içimden. Ama çok içimden. Doktor kızıyım ben. Sesli söylersem utanırım. Yalnız bu gecenin sabahı hayal edilemeyecek kadar garip geliyor bana. Bir insan alarm daha çalmadan, bu kadar güzel nasıl uyanır diyorum. Az önce anlattığım harabeden eser yok. Öylesine zinde ve aydınlık. Sanki ilk iş günüymüş gibi heyecanlı.

Benim mantığıma sığdıramadığım nokta da burada başlıyor. Mesleğini aşkla yapıyor. Ömrüyle ilmek ilmek örüyor. O yorgunlukla uyurken bile benim gördüğüm gibi değil aslında, çok mutlu. Severek yapıyor işini.

Ah be diyorum. Çıldırmış bu doktorlar. Çok büyük insanlar. İnsanları ayırıyorum ikiye; doktorlar ve diğerleri. Bu mesleği seçme, icra etme ve böyle büyük bir aşkla bağlı kalabilme cesaretine sahip bütün hekimlere hayranlıkla bakıyorum. Varlıkları için hepsine teşekkürler. İyi ki; Doktor Bilge’nin kızıyım.