21 Mart 1973 ‘te kaybettik Aşık Veysel’i..
Birçok şey paylaşıldı o günden bugüne ve hala paylaşılıyor.
Hayat hikayesi çok hazindir, bilen arkadaşlarım da vardır.
Belki bilmeyen vardır diye…
Ben onu ve hayatını yazdım.
Uzun bir yazı, baştan uyarayım ki elimden geldiğince kısaltmaya çalışmama rağmen.

Okumayı seven arkadaşım çok.
Umarım beğenirsiniz.

Ben onunla gurur duyuyorum.
Çünkü böyle dev insanlar her zaman gelmiyor dünyaya.

****
1894 te doğar Aşık Veysel.
Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde.

Annesi koyun sağmağa giderken, yolda sancısı tutar, kendi kendine doğurur Aşık Veysel’i, sonra sarar eve getirir.

Yedi yaşına kadar köyde diğer çocuklar gibi oynar.

O sıralar bölgede müthiş bir çiçek hastalığı salgını vardır, maalesef daha önce de Veysel’in iki kız kardeşi bu hastalıktan vefat etmiştir.

Yedi yaşında da bu illet Aşık Veysel’i yakalar.

Hayatta kalır ama sol gözünü bu hastalıktan kaybeder, sağ gözüne de inme gelse de, zar zor seçebilmektedir.

Ancak şanssızlıklar yakasını bırakmaz büyük ozanın.

Bir gün inek sağarken babasının geldiğini görmez, ansızın dönüverince o değnek sağ gözünü de kör eder.

İki gözü görmeyen Veysel hayata küser, babası, annesi çok üzülürler bu duruma bari biraz eğlensin diye eline bir saz verirler. Babası halk ozanlarını dinletip, şiirler okuyarak onun müziği sevmesine yardımcı olur.

O sıralar Karaoğlan, Pir Sultan Abdal ozanlar var, onları dinleyerek büyür Aşık Veysel.

Savaş zamanı 1920 lerde Aşık Veysel’in tüm arkadaşları, yaşdaşları askere gider, bu onda büyük hüzün yaratır, o gidemediği için çok üzülür, kendini iyice müziğe verir.

Aşık Veysel’in annesi, babası kendilerine bir şey olursa ortada kalmasın diye bir akraba evliliği yaparlar Veysel için ve Esma diye bir yakın ile evlendirirler.

Esma’dan bir oğlu, bir kızı olur ama oğlu daha on günlükken vefat eder.

Bu dönemde bir darbe de karısından yer. Ev işlerine baksın diye tutulan hizmetkar, eşi Esma’yı kandırır ve beraber kaçarlar.

İşte ” Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa ” türküsünün yazıldığı zamandır bu.

Gece uyumak için yataklarına girdikten sonra Esma kalkar, bohçasını da aldıktan sonra pabuçlarını giyer ve ardına bakmadan kaçmaya başlar.

Biraz aradan sonra ayağına bir şeyin vurduğunu fark eder.

Pabuçlarını çıkarttığında gördüğüne inanamaz. Aşık Veysel’in tüm parası oradadır. Kaçacağını anlayıp sahip olduğu her şeyi eşine bırakmıştır. Ayrıca parayla beraber bir kağıt bulur.
Ve o kağıtta şu yazar:

” … Al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun, gittiğin yerde kendini ezdirme. Bir de güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa… “

Bu olay olduğunda kızı henüz altı aylıktır ve Aşık Veysel’e kalır çocuk. Maalesef o da yaşamaz.

Hemen arkasından önce annesi, on sekiz ay sonra babası vefat eder.

1931 yılı Aşık Veysel’in dönüm yılı olur.

Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “ Halk Şairlerini Koruma Derneği ”ni kurarlar.

Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenlerler.

Aşık Veysel’i ve hayatını herkes öğrenir o bayramda ve sonra ünlenmeye başlar.

1940 larda Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapar.

Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı bulur, yüzlerce genci yetiştirir.

1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlar.

Vefat ettiği 21 Mart 1973 tarihine kadar yüzlerce eser yaratır.

İşte size hazin bir Aşık Veysel hayatı …