Açıkçası öyle çokça psikoloji kitapları okuyan birisi değilim.
Alanım da değil, hani psikoloji eğitimi falan almadım.
Ancak ilk romanım Doruk’ta
Roman kahramanımın adı Doruk’tu.
Bir psikologdu Doruk.
Aslında polisiye bir romandı
Olay Doruk, danışanların yaşamları ve gelişen esrarengiz olayları işlemiştim.
İçinde 16 danışanın hayat hikayesi vardı,
Bu 16 kişi de benim hayatıma bir şekilde girmiş insanların hikayesiydi.
Tabii kurgulamıştım biraz hayat hikayelerini.
Ben hayatımda hiç psikoloğa gitmedim.
Filmlerde gördüğüm kadarıyla anlatımlar yaptım.
O yüzden hani gerçekten oraya gidince, o odaya girince, neler oluyoru çok bilmiyorum.
Gerçekten öyle uzanıyorlar mı, geldiklerinde çay kahve içiyorlar mı bilmiyorum.
Romanımı daha sonra bir Psikolog arkadaşıma göndermiştim.
Sadece danışanlarla yapılan sohbetlere bir göz gezdir,
Saçma sapan bir şeyler varsa düzelteyim diye sormuştum.
Sonuçta bilmediğim, deneyimlemediğim bir mesleği
Romanımın baş kahramanı yapmıştım.
Orada yazdıklarımsa tamamen kendi düşüncelerimdi.
Doruk çok beğenildi, 3 baskı yaptı, 2000’e yakın da satışı oldu.
Beni en çok etkileyen konu ise,
Romanı okuyan kişilerin bana verdiği geri besleme oldu.
Ben sana hayatımı ne zaman anlattım,
Romanındaki şu kişinin yaşamı aynı ben, benim yaşadıklarımla birebir örtüşüyor yorumuydu.
O yüzden de çoğumuz sohbetlerde hep aynı şeyleri söyleriz.
“Benim yaşadıklarımı kimse yaşamamıştır, bir anlatsam roman olur.”
Ama aslında inanın,
Bir çoğumuz benzer şeyler yaşıyoruz, belki farklılıklar olsa da,
Temel sorunlarımız aynı, özellikle ilişkide, evlilikte.
Tabii ki birebir aynısı olması olanaksız,
Ama sorunun temelleri birbirine çok benzer.
Doruk, benim ilk göz ağrım.
2005 te yazıp bitirip, 2017 de roman olarak yayınladığım kitabım.
Sabah sabah nereden aklıma geldiyse,
DORUK ile uyandım sanki 🙂
Sevgilerimle,



YORUMUZU BIRAKIN
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.