Sabah kahvemi yaptım, sigaramı yaktım, gazeteleri okumaya başladım.

Değişen hiç bir şey yok, hatta her şey daha kötüye gidiyor..

* Kadın cinayetleri …. tam hızla devam
* Tarafsız Cumhurbaşkanından 400 milletvekili talebi …. devam
* Başkanlık sistemi talebi ….. devam
* Doların artışı …. devam
* Kürt sorunu yoktur …… devam
* APO PKK’yı topluyor …. devam
* İşsizlik artıyor …. devam
* Etkisiz muhalefet …. devam
* Alevilere zulm, cemevi ibadeti sorunları …devam
* Güçlü Türkiye istemiyorlar … devam
* BJK lider, GS FB takipte …. devam

Sizlere buradan özet vermeye çalışıyorum ama benim de yazılarım artık sıkıcı olmaya başladı, aynı konularda, benzer yazılar yazmaya devam ediyoruz, değişen bir şey olmadığını ve daha da kötüsü olmayacağını bile bile..

Türkiye Cumhuriyeti yerini yakında Türkiye A.Ş. ye bırakacak, en azından belli bir kesim buna başladı bile, öyle ya Sayın Cumhurbaşkanımız lafı ortaya attı ya, hemen yandaş basın, konuşmacılar, öğretim görevlileri gazeteciler başladı tartışmaya.

Mussolini’nin stratejisi olarak bilinen bir savı bugün ortaya atmak hangi akla sığar bilmiyorum, neden Mussolini ve Faşizm deniliyor derseniz, bakın Mussolini ne diyor :

” “Faşizm şirketçilik (corporatism) diye adlandırılmalıdır. Çünkü şirket ve devlet gücünü birleştirir.”

Peki Mussolini bunları derken neler yaptı biliyor musunuz? Vikipedi’den aktarıyorum, bir okuyun, bugün ile benzerliklerini bulacaksınız.

– İktidar olduğunda önceleri liberallerin desteğini alan Mussolini, diktatörlüğün koyu ve keskin uygulamalarını birer birer hayata geçirmeye başlamıştı.
– İtalya kısa zamanda bir polis devleti haline getirildi.
– Kitap ve gazetelere getirilen sansür, seçim sisteminde yapılan düzenlemeler ve Faşist Parti dışındaki diğer partilerin kapanması gibi uygulamalar gerçekleştirildi.
– Mussolini, sendika hareketlerini de kanun dışı ilan etti ve eğitimi kontrol altına aldı.
– Ayrıca ekonominin faşistleştirilmesi amacıyla da tüm ülkeyi tren rayları ve otobanlarla kapladı.
– Mussolini, aynı zamanda orduyu da idare ediyordu.
– Tüm bakanlıkların görevlerini kendisi üstlenmişti.
– Bu şekilde tüm gücü elinde tuttuğuna inanan Mussolini, rekabet yaratacak herhangi bir durumun da önüne geçmiş oluyordu.
– Diktatörlük altındaki İtalya’da kanunlar yeniden yazılmış, üniversitedeki öğretim görevlileri faşist rejimi savunacaklarına dair yemin etmek zorunda bırakılmışlardı.
– Gazete editörleri Mussolini tarafından özel olarak seçiliyor ve Faşist Parti’den sertifikası olmayan hiç kimse gazeteci olamıyordu.
– Amaç tüm İtalyan halkını, şirketleri ve dernekleri kontrol altında tutmaktı. – Mussolini’nin dış politikada amacı ise pasifist anti-emperyalizmin yerine agresif milliyetçilik getirmekti.

Nasıl, benzerlikleri görebildiniz mi? Yukarıda olan şeylerden bazıları Türkiye Cumhuriyeti’n de belki gerçekleşmedi ama 400 Milletvekili ve Başkanlık Sistemi geldiğinde hiç merak etmeyin gayet gerçek olacak.

Bugünkü durumu 20 sene önce birilerine sorsanız herhalde saçmalama, Türkiye hiç bir zaman böyle bir ülke olmaz derdi ama OLDU.

Atatürk’ün büstüne çelenk bile koyamaz hale geldik, Polis ile Halk hemen hemen her noktada karşı karşıya geliyor, Polise verilmek istenen gücü de düşünün.

Yani bunların hepsi bir dantel gibi örülüyor, bunun hamlelerinden birisi de işte bu ŞİRKETÇİLİK anlayışını yerleştirmektir.

O yüzden masum bir şey gibi düşünmeyin bu isteği, bakın bunu düşünen, getiren ve yaşayan ülkeler o zamanlar ne acılar yaşadılar, bugün LANETLE anılıyorlar.

Biraz bilgilendirebildiysem ne mutlu bana …

Güzel bir gün olsun.

Sevgiler & Saygılar