Sayının belki bir önemi yok ama bu benim 300. yazım, ilk yazımdan bu yana yaklaşık 6 sene geçmiş.

Daha öncede belirtmiştim, bundan bir 10 yıl önce birileri bana yazılar yazacaksın, sevenlerin, okuyanların olacak dese kesinlikle “ saçmalıyorsun ” derdim. Lise dönemi boyunca edebiyattan zar zor geçen, kompozisyon derslerinde zorlanan, imla kurallarını bilmeyen birisinden 300 yazı, 4 roman denemesi yazan birisine dönmek gerçekten garip bir duygu.

Dün Facebook’ta 300. yazımı yazacağım, konusu ne olsun diye sormuştum arkadaşlarıma, sevgili dostum Taner ” Sessizliğin Dili ” konusunda araştırma yap ve bir kaç bir şey yaz deyince, 300. yazımı Sessizliğin Dili’ne ayırdım.

Aslında konu bana pek yabancı değil, Taner dedikten sonra düşündüm, bir kaç yazımda bahsetmiştim Sessizliğin Dil’inden. Yine de sevgili dostumu dinleyerek biraz araştırma yapmak istedim. Her zamanki yöntemle ” google ” sayesinde biraz bilgi toplamak istedim. Konu sessizlik ve dil olunca tabi google’da psikolojiden ziyade sessiz insanların kullandığı dil üzerine yoğunlaşıyor bulunan haberler, bilgiler.

Halbuki bizim aradığımız, istediğimiz konuşan insanların arasında sessizliğin dilini öğrenmek. Öyle ya; sessizliğin gücünü biliyoruz. Gücünü bildiğimize göre bunun bir de dili olmalı. Bu konuya en yakın ve üzerinde çalışma yapan kişi OSHO olmuş veYakınlık kitabında Sessizliğin Dili hakkında bilgiler vermiş.

Neler demiş Osho, isterseniz birlikte bazı önemli kısımları alıp yorumlayalım.

Rastgele ilişki kurdun bugüne kadar ve biriyle şekil olarak ilişki kurduğun zaman bin bir türlü saçma şey söyleyebilirsin, çünkü hiçbir şeyin önemi yoktur, sadece vakit geçirmektesindir. Ama birini kendine yakın hissettiğinde, yakınlık doğduğunda, söylediğin her kelime önem kazanır. O zaman kelimelerle kolayca oynayamazsın çünkü her şeyin bir önemi vardır. O yüzden sessizlik boşlukları olur. İnsan başlangıçta kendini garip hisseder çünkü sessizliğe alışık değildir. Bir şeyler söylenmesi gerektiğini düşünürsün

Ne kadar güzel ifade edilmiş değil mi? Aslında kelimelere dikkat etmeyiz, aynı kelimeyi çok farklı tonlarda ve mimiklerde kullanabiliyoruz, hatta bu yüzden kendimizi ifade etmeye çalışırken bazen saçmalamıyor muyuz? Yanlış anlama ama, beni yanlış anladın, öyle demek istemedim gibi sözleri aramızda kullanmayan var mı? Çünkü kelimeler önemli, neyi anlatmak istiyorsak, onu doğu anlatacak kelimeleri seçmek zorundayız. O yüzden bazen sessiz kalırız, çünkü o an söylenecek olan kelime ve kelimeleri ya bulamayız, ya düşündüğümüzü söylemekten korkarız.
O yüzden aslında bir çok kurumsal şirkette SESSİZLİĞİN GÜCÜ seminerleri verilir. Amacı, çok sesliğin ve tonların arttığı ortamlarda sessiz kalarak tansiyonu düşürebilme becerisini öğretmektir. Düşünün; bir tartışma ortamındasınız birisiyle, sesler gitgide yükseliyor, insan doğasında olan en çok kim bağrırsa o haklıdır mantığı almış başını gidiyor, siz de katılabilir, bağırabilir, hatta daha çok bağırabilirsiniz. Sanmayın ki sizin sesiniz en yüksek olunca herkes susacak. Bir de aynı ortamda sessiz kalmayı deneyin, karşınızdaki bağırdı, bağırdı, nereye kadar bağıracak daha?
Sessizliğin müziğini tanımıyorsun. Sadece tek bir iletişim yolu biliyorsun: sözel, zihinsel. Kalple iletişim kurmak; sessizlikte, kalpten kalbe iletişim kurmak nedir bilmiyorsun. Sadece orada bulunarak, varlığın kanalıyla iletişim kurmayı bilmiyorsun. Büyüyorsun ve eski iletişim yöntemlerin yetmiyor. Sözel olmayan yeni iletişim yöntemleri geliştirmen gerekiyor. İnsan olgunlaştıkça sözel olmayan iletişime daha çok ihtiyaç duyar.
Sessizliğin gücünü kalben iletişim kurmak olarak tanımlamış Osho, insan olgunlaştıkça sözel olmayan iletişime daha çok ihtiyaç duyar. Ne kadar güzel bir teşhis! Kendinizi lütfen bir irdeleyin, bir düşünün, gerçekten öyle hissetmiyor musunuz? Eskiden bir çok şeyi konuşarak algılarken, artık karşınızdaki kişinin sessizliği aslında sizinle konuşmuyor mu? Benim sevgilim benim daha kaşımı kaldırmamdan, söylediği veya sorduğu bir şeye sesimle bile değil, yüzümle verdiğim reaksiyondan bile benim ne dediğimi anlıyor. Benim ağzım tersini söylemeye çalışsa da, o aslında benim sessizlik dilimi tanıyor.
Biriyle birlikteyken ve sözcüklerle iletişim kurmadığınızda ve sen de kendini garip hissettiğinde mutlu ol. Sessiz kal ve o sessizliğin iletişim kurmasına izin ver. Sevgi ilişkisinde olmadığın insanlarla ilişki kurmak için dil gereklidir. Sevgi ilişkisinde olduğun insanlarla birlikteyken dilsizlik gereklidir. İnsan yeniden bir çocuk gibi masumlaşmalı, sessizleşmelidir. Hareketler olur yine; bazen gülümser, el ele tutuşursun, bazen sessizce göz göze kalırsın, hiçbir şey yapmadan, sadece var olarak. Varlıklar buluşur, birleşir ve sadece ikinizin bildiği bir şey gerçekleşir. Sadece bunu yaşayan ikiniz bilirsiniz, başka kimse farkına varmaz; öylesi bir derinlikte olur her şey.

Bunu okuduktan sonra bir düşünün, tam tersini yapmadık mı bugüne kadar. Yanımızda sevgilimiz biraz sessiz kalsa, ee ne oldu, sıkıldın mı? neden konuşmuyorsun? ilk günlerde bülbül gibiydin? benden mi sıkıldın? canını mı sıktım ? ve daha binlerce reaksiyon. Masumlaşma ve Sessizleşme bizim doğasını bilmediğimiz, tatmadığımız ve daha da kötüsü anlamadığımız bir kavram. İletişim deyince konuşmayı biliriz, yanınızdaki arkadaşınız, sevgiliniz konuşmuyorsa mutlaka bir sorun ararız. Ancak, gözüken o ki; biz hiç bir zaman sessizliği anlamayız, çünkü sessizliğin dilini bilmiyoruz.

Sonuçta bir gerçek var ki o da, sessizliğin de bir dili var, masum ve keyifli. Hani sevgililer kendi arasında pek bilemeyebilir ama belki bir başka örnek verirsem; örneğin arabanızla bir dağa tırmandığınızı düşünün, yemyeşil orman, masmavi bir hava,acaba kaçınız o sırada bangır bangır müzik dinler, kaçınız her türlü sesi kapar ve camı açıp dışarıyı dinler? O anda doğanın sesini dinlersiniz, doğanın sessizliği aslında o anda sizinle konuşur,ağaçların kokusu, kuşların cıvıltısı, yaprakların rengi sizinle konuşur.İşte sözel olmadan anlayabildiğiniz bir dildir o dil.
Sevgilerimle,