Son zamanlarda köprü, alt geçit, kavşaklar da İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin astığı pankart zinciri var, farketmişsinizdir mutlaka, çünkü içerik diyor ki, FARKETTİNİZ Mİ İstanbul hiç bu kadar renkli olmamıştı, yeşil olmamıştı, temiz olmamıştı….

Peki siz yaşamınızda ne kadar çok şeyi aynı yaptığınızı fark ettiniz mi?

İnanılmaz bir şey bu, sabah yataktan aynı yönde kalkıyoruz, banyoya gidip yüzümüzü yıkıyoruz, sonra duşumuzu alıyoruz, kurulanıyoruz, traşımızı oluyoruz veya makyaj yapıyoruz, giyiniyoruz ve kapıdan çıkıp işe geliyoruz. Bütün gün iş yaşamı ve akşam da benzeri şeyler.

Lütfen bir gün dikkat edin, bu işlerden kaç tanesini farklı yapıyor sunuz? ben sabah dikkat ettim, kurulanma stilim bile aynı, traş olurken hep aynı hareketleri yapıyorum, her gün aynı, arabaya bindiğim de trafiğe girdiğimde, akşam eve geldiğimde, hep aynı..

Bizler robot muyuz acaba diyeceğim biraz ağır kaçacak. Ancak robot gibi bir yaşam yaşadığımız gerçek.

Peki hayatımızı renklendiren şeyler ne?

Aslında düşündüğünüz de ne kadar çok şey var değil mi hayatınızı renklendirecek. Biz bugünün toplumu mutluluğu biraz fazlaca AŞKta ve SEVGİLİde aradık gibi geliyor bana. Doğa ve Hayvan tutkunları çoğu zaman AŞK arayanlardan daha mutlu oldular.

Nedeni basit, robotsal yaşamlar, robotsal yaklaşımlar, sevgiyi de, aşkı da robotlaştırdı. Daha mekanik ilişkiler, daha içten pazarlıklı ve daha beklentili hale gelip, emek verenler ortadan yok oldu. Artık netten tanışma rekorları konuşuluyor, en hızlı yatma rekorları gündemde.

Halbuki doğa öyle mi?

Siz sevmeseniz de, açma deseniz de papatya açar, Gül’ün güzel kokmasını engelleyemezsiniz, ağaçların yeşermesini, çimlerin o güzel kokusunu engelleyemezsiniz, size kapris yapmaz, sitem yapmaz, size beklentisiz sunar, siz almayı biliyorsanız mutlu olursunuz.

Ya da köpeği, kedisi olanlar, sevginizin dışında hiç bir beklentisi olmayanlar, beni sev diye gözlerinin içine bakanlar. Sevdiğinizde ki şımarıklığı, sevgilinizi sevdiğinizde ki şımarıklığı ile aynı mı? Bence değil, bir çok arkadaşımdan duymuşumdur, sevgilisini (adam veya kadın) biraz sevince şımarıp kaprislere başlıyor, sevgimi gösteremiyorum diye yakınırlardı.

Sonuçta gelmek istediğim nokta zamanımızın büyük bölümünü aslında her gün aynı şeyleri yaparak geçiriyoruz ve buna o kadar programlanmışız ki, değiştirmeyi düşünmediğimiz gibi, nasıl değiştirebileceğimizi de bilmiyoruz.

Ankara’da bir arkadaşım evini değiştirdi, hayrola neden değiştirdin evini, çok güzel bir evdi dedim. Ev güzeldi ama dedi, kızım köpek istiyordu, köpek içinde bahçe lazım, kızım da çok istiyor, Ankara’nın içinden çıkıp, şehir dışında bahçeli bir eve taşındım, şimdi bana zor oldu ama onlar mutlu.

Anlatmak istediğim bu, ne bizi mutlu ediyorsa yapabilme gücümüzü zorlamalıyız.

Mutsuzluk bir kader olamaz.

Mutlu olmayı bilmek de gerekmiyor, istenilince öğreniliyor. Sadece çaba göstermek lazım. Bazı arkadaşlarım katılmayabilir ama ben mutluluğu kendi içimde ararım, karşımdaki insan da değil, benim içim mutlu değilse, ben bunu istemiyorsam beni zaten kim mutlu edebilir ki.

Hayatınızda değişiklikler yapın, ama değişiklik yapmış olmak için yapmayın, öncelikle sizi sonrasın da çevrenizde ki birilerini mutlu edecekse yapın…..

Hepinize mutlu zamanlar…

Sevgiler