Sizleri bu sabah sonucu Sayın Arınç’ın çıkışı ile başlayan ve ” siyasi bir kriz mi değil mi ” diye konuştuğumuz bir hikayeye götüreceğim…….

Tam zamanı hiç belli olmadı, ne zaman başladılar, ne kadardır görüşüyorlar, neler görüştüler, ama basına sızdığı tarih 2011 seçimleri öncesi. Görüşme tapelerinden anladığımız 2008 yıllarına kadar gidiyor…

MİT’in PKK ile Oslo görüşmelerinden bahsediyorum, hani haber basına sızınca, şok etkisi yaratmıştı, Devlet PKK ile mi görüşüyor iddiası ortaya atılmıştı.

Sonra bugünkü Cumhurbaşkanımız, o günkü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çıktı dedi ki ” Terör Örgütü ile görüşen Namussuzdur, Şerefsizdir. 20.08.2012 Kayseri Mitingi “.

Anımsadınız değil mi?

Anımsayamayan arkadaşlarım varsa, Google’a ” PKK ile görüşen şerefsizdir ” yazın hemen karşınıza onlarca videosu çıkıyor.

Hani o 2011 seçimleri öncesi hemen hemen her mitinginde, her konuşmasında bunları söyledi.

Sonra hepsi ortaya çıktı, kimse inkar edemedi, görüşmeler başladı ama bu Oslo görüşmeleri bir kahraman yarattı, HAKAN FİDAN.

Bir süre sonra Sayın Başbakan yine bir açıklama yaptı, Devlet görüşmüyor PKK ile, MİT görüşüyor dedi. Kimse anlamadı aradaki farkı, nasıl yani Devlet kim, MIT kim, ama fark etmezdi, Sayın Başbakan öyle diyorsa onun dediği doğruydu.

Aradan zaman geçti, Sırrı Süreyya Önder adaya gidip gelmeye başladı, daha sonra fotojenik APO fotoğrafları yayınlanmaya başladı, mektuplar havada uçuştu, İmralı – Kandil – MIT – PKK falan derken görüşmeler devam etti.

Ne siyasiler, ne gazeteciler, ne profesörler, ne bu işin uzmanları, kimse ne olup bittiğini bilemedi. İktidar partisi bile neyi savunacağını bilmiyordu, sadece savundukları bir şey vardı ” Erdoğan yapıyorsa doğrudur, kimse ses çıkartmasın. ”

Çıkarmadılar da…

Görüşmeler devam etti, artık Apo barış elçisi olmuştu, Terörist Başı Apo artık Barışın bir tarafıydı. Ona artık terörist başı denmiyordu, PKK’ya kanlı terör örgütü denmiyordu.

Gel zaman git zaman bu görüşmelerin içeriğinde, tarzında istekler arttı. bu arada güzel olan şey gerçekten terör örgütünün silahlı mücadeleyi tam durdurmasa da, artık daha fazla şehit haberi duymamız olmasıydı, 6.000 den fazla şehit, 30.000 den fazla insanımızın öldüğü bu terör eylemleri oldukça azalmıştı.

Bütün bunların başında, her şeyi kontrol eden tek bir isim vardı, o da Sayın Erdoğan. Başbakanken, bütün yetkilerini kullandı ve bu süreci devam ettirdi.

Sonra Cumhurbaşkanı oldu,

Ama siyaset devam ediyordu, artık yeni bir Başbakan vardı ve görüşmeler de devam ediyordu. Bu sefer işin başında Başbakan Davutoğlu vardı.

Barış Sürecine Akil İnsanlar dahil edilmişti, onlardan tekrar istifade etmeyi düşündü hükümet, bu arada da artık görüşmelerde sona yaklaşıldı, teröristbaşı 10 maddeyi önümüze dayadı, bunları kabul edin, hayata geçirin, bizimkiler de silahı bıraksınlar dedi.

Yakın çalışma arkadaşlarını İmralı’ya getirdi, sekreterya kurdu, eskiden izin verilmeyen ada ziyaretleri artık günlük tura dönmüştü, hemen hemen her gün İmralı – Kandil arasında mektup taşınması başlamıştı. Eskiden birken, iki sonra beş oldu, sonra bir İzleme heyeti olsunu tartışmaya başladılar. Hatta anımsayın Kadir İnanır’ı falan seçtiler.

Bu arada Devlet, Hükümet bir açıklama yapsınlar, iş resmiyete dökülsün dediler, bu da oldu.

Takvimler 28 Şubat 2015 tarihini gösterdiğinde Hükümet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Yalcın Akdoğan, ve teröristbaşı adına konuşan Sayın Sırrı Süreyya Önder’in ortak açıklama yaptılar, artık RESMEN bir süreç ortaya atıldı ve bu 10 madde açıklandı, hem de Hükümetin yanında, birlikte.

Medya, Yandaş Medya, AKP ve bir çok kişi bu açıklamayı ” Tarihi ” buldu. Tamam artık her şey bitti, artık eyleme geçiyoruz, hele bir de şu Nevrozu kutlayalım, teröristbaşının mektubu okunsun, orada da Silahı bıraktık desin, sonra devam ederiz diye düşünüyorlardı …

Bu arada, tam bu anda bir şey oldu ..

Sayın Cumhurbaşkanı çıktı, önce ” Bu ülkede KÜRT sorunu yok dedi. ”

Sonra çıktı ” Herkes her şey olabiliyor, kürtten Cumhurbaşkanı da oldu, Başbakan da, Bakan da, neyiniz eksik, ne istiyorsunuz ki ” dedi.

Sonra devam etti ” İzleme heyetini doğru bulmuyorum, ne işe yarayacak ki, o zaman da doğru bulmamıştım bu akil adamları falan ” dedi.

Sonra daha da devam etti ” Bu 10 maddeyi saçma buluyorum, nesini kabul edeceğim ” dedi.

Yani 7 senedir ne oluyorsa, bir günde, bir kaç açıklama ile hepsini tersine çevirdi.

Ve bugüne geldik…..

Sabah sabah sizi sıkmadan basitçe 2008 2009 yıllarından başlayan bu görüşmelerin 7 8 yıllık tarihçesini vermeye çalıştım ve o BİR kişinin bu 7 yıl sonunda getirilen o kadar çalışmayı, kendisinin başlattığı ve bugüne kadar getirdiği her şeyi ne hale soktuğunu göstermek istedim.

Sayın Arınç 2 gündür kendisine karşı çok CİDDİ olduğunu düşündüğüm çıkışlar yapıyor. Ha bir şey çıkar mı bilemem, oyun mudur bilmem, yeni bir propaganda mıdır onu da bilmem, amaç Davutoğlu’na oy kazandırmak,, böylelikle 400 milletvekili çıkarmak mıdır bilmiyorum, yoksa Milliyetçi oyları kazanmak mıdır, bilmiyorum.

Ama ne olursa olsun, olan Türkiye’ye oluyor. Yine BİR kişi, yine yaptığı açıklamalar ile Gündemi belirliyor, yine BİR kişi herkesi, her şeyi etkiliyor. Kimse ona engel olamıyor.

Bu ülkenin bir Başbakanı var, iki gündür tek bir açıklaması yok, Arınç kendi adına değil, ben Hükümeti koruyorum diyor da, o Hükümetin başından ses seda yok, bu nasıl bir şey anlamak mümkün değil.

Sanırım, daha çok sıcak olaylara gebe günlerimiz olacak..

Herkese çok güzel, keyifli, sağlıklı ve mutlu bir Pazartesi ve yeni bir hafta dilerim.

Sevgiler & Saygılar