Ortaköy’ü ne kadar sevdiğimi beni tanıyan veya yazılarımı takip eden arkadaşlarım çok iyi bilir. 40 yaşıma kadar Ortaköy’ü sadece bir eğlence meydanı zanneden ben, 2000 Haziran’ın dan itibaren yaşamaya başladığım bu mekana aşık oldum.10 seneyi aşkındır yaşadığım tek bir saniyeden mutsuz olmadım, sevinçlerimi, hüzünlerimi, aşklarımı, yaşamımı Ortaköy ile yaşadım. Onunla dertleştim, güldüm, eğlendim.Ortaköy’ün bende yarattığı pozitif enerjiyi mümkün mertebe çevreme yaymaya çalıştım. Ona olan aşkım bitmeyecek gibi, yazını da kışını da, baharını da seviyorum, her mevsim bir başka güzel. Yağmurunu da seviyorum, karını da. Bir çok yağmurlu günde denizi seyrettim, yürüdüm yollarında. Kar yağdığında sabahın köründe indim, meydanında güvercinlerle sohbet ettim.

Bu sabah aklıma geldi, Acaba Ortaköy eskiden nasıldı, tarihi ne, ne zaman kurulmuş, kim kurmuş, kimler yaşamış, bununla ilgili bilgi bulabilecek miyim Internette. Hani tamam Ortaköy’ün tarihini yazmak bana düşmez ama en azından bu kadar aşık olduğum bir yer hakkında daha fazla şey bilmeliyim, öğrendiklerimi de Blogumda paylaşır, ilgilendiğini ve sevdiğini bildiğim arkadaşlarımla da paylaşırım.

Öyle de yaptım, başladım google’da Ortaköy tarihçesini araştırmaya.

Karşıma ilk çıkan bir isim oldu,Gazeteci Necati Aksüt, Necati Bey aynı zamanda bir arkeolog ve sanıyorum o da Ortaköy aşıklarından. Dokuz yıldır araştırma yapıyormuş Ortaköy hakkında, bir çok bilgi toplamış, eski yaşayanlar ile görüşmüş, kitap yazıyormuş Ortaköy hakkında. Bir çok gazetede de bu haber çıkmış, hatta bir forum sitesinde Necati Bey kendisini anlatmış ve Ortaköy hakkında bilgisi ve belgesi olanlardan yardım istemiş, yazılarının ve isteklerinin bir çoğuna yanıt alamamış ama yılmamış ve araştırmaya devam etmiş.

Ben biraz kopyacılık yaparak, Necati Bey ile yapılan bir röportajdan bazı bölümleri alacağım. Ortaköy hakkında birazcık bilgi paylaşımı olsun, sanırım Necati Bey bu kopyacılığıma kızmaz.

Yazılı kaynaklara göre Ortaköy’ün en eski ulaşılabilen tarihi 9. yüzyıl Bizans zamanıymış ama çok bir bilgi yok. Osmanlı zamanında ise Yıldız Sarayının hemen yanında yer aldığı için Saray Artıklarıyla beslendikleri için ” Ortaköy’e Duman Tütmez ” derlermiş. Ortaköy’ün eskilerden beri en önemli özelliği Ermeni, Yahudi, Rum ve Müslüman Cemaatinin yan yana sorunsuz yaşaması olarak görülürmüş. Ortaköy’ün aslında farklı isimleri olmuş. İlk bilinen ismi Mesa Hora, daha çok Rumların verdiği bir isimmiş, bir başka verilen ad Arkheon olmuş, bir başkası da Aya Fokas.

Bu arada benim de evimin yer aldığı PORTAKAL yokuşunun da hikayesini öğrendim. Ben de herkes gibi Portakal Yokuşunun adının eskiden herhalde etrafında Portakal Ağaçları vardı diye düşünürdüm, hatta o kadar emindim ki, araştırmadım, sormadım bile.

Halbuki, bu yokuşun adının II. Abdülhamit zamanında Maliye Nazırı olarak görev yapan Mikail Portukal Paşa yaşadığı için bu yokuşa o ad verilmiş.

Sahil ise eskiden bir balıkçı köyünüandırıyormuş, sahil o zamanlar kayık ve kürek yapımıyla uğraşan atölyeler ile doluymuş, daha sonra demircilik işlerine dönmüş, sonra da bildiğimiz çay bahçeleri oluşmaya başlamış. Bildiğiniz gibi Ortaköy’de yan yana cami-kilise-sinagog var. Bu da benzeri az görülen bir üçleme.

Ancak Ortaköy’deki tarih bununla kalmıyormuş, bugün Ortaköy’de bir Ermeni Katolik Kilisesi, bir Ermeni Geregoryen Kilisesi, iki Rum Kilisesi, iki Sinagog ve iki de Camiibulunuyormuş.

Neyse, sizleri daha fazla sıkmayayım, sonuçta Ortaköy bugün İstanbul’un göz bebeği bir yer. Tamam trafik sorunu var, kalabalık ama içinizi huzurla dolduran bir mekan. Eskiyi de bu kadar bilmek yeterli değil mi :))) Bu vesileyle yeni yılınızı en içten duygularımla tekrar kutlayayım ve29 Ekim coşkusunu yaşadığımız bu güzel mekandan çekilmiş bir fotoğraflasizlere veda edeyim 🙂
Sevgilerimle,