Bugün haber, gündem yazmak yerine benim yaş grubum ve yakın gruba bir Nostaljik yazı yazmak istedim, daha doğrusu yazdığım bir yazıyı biraz düzelterek sizlere sunmak istedim. 2005 de kaleme aldığım bir yazıydı. Sene 2016 bakın bakalım 11 senede bir değişiklik var mı?

Muhtemelen 20 belki 30 lu yaş grubu arkadaşlarım okurken sıkılacaktır.

Uzun bir yazı ama eminim özellikle benim yaş grubum yazımda yazdığım konuları, olayları anımsayacak ve mutlaka o geriye dönüşleri yaşayacaktır.

Hep sorunlarımız, bizim insanlarımızın sorunu diye yazıp duruyoruz, sanki bu yazıyı yazan ben bir başka ülkede doğmuşum, sanki çok farklı bir eğitim almış, çok farklı yaşamlar sürmüş gibi.

Halbuki, bizim yaş grubunda, babası memur olanların çocukların yaşam tarzları birbirlerinden pek farklı değildir. Babası subay olanın, kaymakam, vali, doktor olanın, savcı, hakim, devlette bir memur olanın üç aşağı beş yukarı yaşadıkları bellidir (şark cephesi). Sonradan yaşam içinde belli noktalara gelmemiz bu yaşanmışlıkları görmezden gelmeye neden olmamalı.

Bizim yaş grubununun yaşamlarımına damgayı maalesef siyasal otoriteler vurdu.

Bizlerin gençlik çağları sağ-sol kavgasında heba oldu.

Seçimlerimizi asla yaşayamadık, hiç bir zaman bu zamanının gençlerinin yaşadığı aşkları yaşayamadık, sevmek, sevilmek hep 1980 ve sonrasına kaldı, ancak her şey öyle sıfırdan başlamıyor. Temeli olmayan ilişkilerde hata yapma oranınız çok yüksektir. Bu 20 sene 30 sene önce de aynıydı, şimdi de aynı.

Temeli olmayan ilişkiler derken, şunu kasdediyorum, siz ergenlik-gençlik döneminizi sokakta ne zaman vurulacağınızı, veya ne zaman hangi ortamda başınıza bir şey gelebileceğini düşünürken, sağlam, oturmuş, karşılıklı sevgilerin dile getirildiği ilişkileri yaşayamıyorsunuz.

1980’den sonra her şey düzelmiş gibi bir tablo yaratılsa da sizin için olay o kadar kolay değil. 21 22 23 yaşlarında, zaten hayatın içinden yorulmuş ve yıpranmış durumda oluyorsunuz.

İstemeseniz de büyümüş oluyorsunuz.

O günleri gündeme getiren filmleri seyrettiğiniz de ağlıyorsunuz, kaybedilen yıllar, kaybolmuş gençlikler, kaybolmuş sevgiler, sonra hayatınızı kurup yaşamda ayakta durmaya çabalıyorsunuz. Ancak bu sefer karşınıza, medya, yazılı-görsel medya ve bunun yarattığı yeni bir insan grubu çıkıyor.

DALLAS dizisini seyrediyorsunuz, HANEDAN dizisini seyrediyorsunuz, sabahları BREZİLYA dizileri, renkli programlar, arka arkaya açılan televizyonlar.

Yeni gelen neslin yaşanmışlıklardan haberi yok, onlar yeni bir dünyaya gözlerini açıp, çok farklı geliyorlar, siz yaşlandıkça, hayatın zevkleri değişiyor, yaşamdan keyif alınan mekanlar değişiyor.

Eskiden adı DİSCO olan yerlerin hepsi BAR oluyor, hemde adım başı. Kızların, erkeklerin tarzı, yetişmesi, beslenmesi, modası değişiyor. Televizyon sayısı artıyor, programların sayısı artıyor, o oranda değişim de hız gösteriyor. TELEVOLEler, PAZAR EĞLENCELERİ başlıyor.

Bu sefer farklı bir eğlenceyi öğreniyoruz, biz yapamıyoruz madem yapanlarınkini görelim, okuyalım, onları izleyelim ve tatmin olalım devri.

Evlerde tartışıyoruz artık, o ne olacak , bu ne olacak, kim kimle, kim kimi terk etti, kim kimle beraber.

Öyle bir devir ki bu devir, ülkede gazete okuma tirajı 200 250 binken, hafta sonu çıplak mankenlerimizin haber olduğu, magazin haberlerinin ağırlıklı olduğu dergiler BEDAVA Pazar günü eki olarak verildiğinde gazete tirajları 1 milyonu buluyor, işin komik tarafı ise nedense hiç kimse okumuyor, herkes şikayetçi.

Banu Alkan ne yapacak, BBG de ne olacak, kim kimin gelini olacak, en iyi kaynana kim. Bunları siz TV’lermi yaratıyor zannediyorsunuz. HAYIR, bizim sevdiğimizi biliyorlar. Merak ediyoruz ve onlar sadece bizim seyredeceğimiz programları yapıyorlar.

Bu arada bir çok insanın DEJENERASYON olarak nitelendirdiği garip bir ilişkiler yumağı başlıyor.

Evli erkek, evli kadın, bekar erkek, bekar kadın kavramları, ilişkileri birbirine giriyor.

İş yerleri aşkları ön plana çıkıyor.

Kadının cinselliği keşfetmesinin getirdiği yaklaşımlar daha da uç noktalara gidiyor. Kadın ilişkisini sorgulamaya başlıyor. Erkek arayışlar içinde.

Kadın arayışlar içinde.

Yalnız sorun şu ki, bu olaylar yaşanırken 2005 senesinde Türkiye’de bir rekor kırılıyor. İlk defa boşanma yüzdesi, evlilik yüzdesinin üstüne çıkıyor.

Anlamı, evlenenden çok boşanan var.

Bir diğer teknolojik gelişme daha yaşanıyor ve 2005 senesinde ben bu çocuğun babası mıyım diye DNA testine başvuran BABA sayısı 2004 senesinin %400 üstüne çıkıyor.

O DNA testine eşinden endişe ettiği için bunalıma giren bir erkek ACABA babası ben miyim diye teste giriyor, sonucunu öğrendikten sonra nedense mutlu oluyor, hata anne bile bunu paylaşıyor.

Halbuki bilmiyor ki 1000000000 kere de seks yapsa, sadece bir seksi yeterli.

Ne kadar aşağılayıcı ve güvensizlik örneği değilmiş gibi birde bunu paylaşıyor ve seviniyor, ayrıca buna razı olup sonucu heyecanla bekleyen anne adayları hakkında yorum yapmayacağım, erkeğin salak düşüncesine üzülüyorum, sanki bu testin sonucu bir anlamda kadının aklanması, sanki kadın 9999999 kere başkası ile beraber olamazmış gibi….

Ve bugüne bakıyoruz.

Evli olanların tahmin edemeyeceği bir boşanmış kitle, yaş ortalaması kadında 35 erkekte 40 olan bir kitle. Bunun yanında evlilik yaşamamış büyük bir kitle, kadın 25 35 yaş arası, erkek 30 35 arası.

Evlilik mi?

Zor diyor herkes.

Kimse aradığının ne olduğunu bilmiyor, adam gibi adam, kadın gibi kadın tabirleri oluşmuş.

Teknoloji devreye girmiş, internet, çöpçatan siteleri devreye girmiş. Artık arkadaş bulmak için uğraşmıyorsun, biraz yakışıklıysan, ağzın laf yapıyorsa, biraz güzelsen, bakımlıysan istemediğin kadar aday önünde.

Seç, seç al.

Geldiğimiz noktaya baktığımda şunu görüyorum.

Bizim o gün aşk için temelimiz yoktu, ama okurduk, dinlerdik, genel kültürümüz vardı, ne oluyor dünyada takip ederdik, yaşam sadece moda, magazin, diyet, vs değildi.

Sohbetler, tartışmalar yapardık, belki aşkı ıskaladık ama adamdık.

Kadınlarımız bilgili kadınlardı. Sohbet ettiğimizde, beraberce şarkı, türkü söylediğimizde ortamımızdan keyif alırdık.

Tamam bugün belki aşk bizim dönemimizden çok daha yoğun yaşanıyor, belki doya doya yaşanıyor ama ıskalanan bir şey var oda ADAMLIK ve KADINLIK. Bu noktada ADAM GİBİ ADAM, KADIN GİBİ KADIN gerçekten zor ve bunun okulu da yok, öğrenilemiyor maalesef.

Güzel bir gün olsun…

Sevgiler & Saygılar