New York’a Netaş’ta çalışırken 1987 senesinde gitmiştim. 2005 senesi Kasım’ında tekrar nasip oldu ancak 1 gece kalabildim. Orada çok sevdiğim bir arkadaşım olan Çiğdem tarafından karşılandım ve akşam çok güzel bir Meksika restoranında yemek yedikten sonra gece yürüyerek epeyce bir turladık, ertesi gün iş günü olduğu için o işinin başındaydı ben de yalnız gezdim, zaten akşam 6 gibi uçağım kalktığı için belli yerler dışına gidemedim, o yüzden fotoğraflar kısıtlı oldu, kusura bakmayın.

New York’un kalbi TIMES SQUARE. Hani yılbaşında trafiğe kapanan, büyük bir kalabalığın toplandığı ve New York’un simgesi haline gelen elmanın gece tam 00:00’da bir gökdelenin tepesinden bırakıldığı yer. Bir diğer güzel yeri de Central Park.

Ancak ikiz kulelerin yok olmasından sonra EMPIRE STATE binası buranın en gözde ve korunan bir yeri olmuş durumda. Bu binadan biraz bahsetmek isterim çünkü gerçekten inanılmaz bir bina. 1930 senesinin Mart ayında başlanmış ve 1931 senesinin Mayıs’ında açmışlar. Bir seneyi biraz aşan bir zaman, ancak bina tam 412 metre ve sizi 320. metreye kadar çıkartıyorlar, tam 86 kat. Asansörler 10’ar kar 10!ar kat çıkıyor. Binada 72 asansör varmış toplam ve 8 tanesini turistlere ayırmışlar. Öyle bir bina ki, New York Manhattan Adasının her tarafını kuş bakışı görebilme şansınız var. Dört beş resim oradan çekilmiş durumda. En etkileyici kısmı sanırım siz aşağıdayken ucunu göremediğiniz gökdelenlerin o tepeden oyuncak gibi durması:)

Bunun dışında en meşhur yerlerinden biri 5.avenue, burada biraz ukalalık yapayım 🙂 Gidenleriniz mutlaka biliyor ama kısaca New York Avenue (bulvar) ve Street (cadde) üzerine kurulmuş bir şehir. Bunlar birbirini her noktada paralel kesiyor. Adreslerde şaşırmanız olanaksız, yani birisine seni 5th avenue, 42nd East’de bekliyorum deyin, New York’u bilen biri sizi elinizle koymuş gibi bulur. Şehirde trafik curcuna gibi gözükse de oldukça düzenli, çünkü bir çok sokak tek gidiş veya tek geliş.

Burada iş merkezleri ve büyük mağazalar genellikle 5th avenue üzerinde. Hepsi birbirinden şık, renkli. Şansıma çok yakın zaman içinde Christmas geldiği için, bütün mağazalar süsleme ve renklendirme yarışına girmiş, Cartier’in ve Lord & Taylor’ın fotoğraflarını çektim, göreceksiniz ne kadar renkli yapmışlar.

Ben 1987 senesinde gittiğimde, biz New York’a gidiyoruz deyince aman makinenizi saklayın, kimse sizin turist olduğunuzu sanmasın, akşamları metroya binmeyin diye uyarılar yapılmıştı ve bende hala aynı tedirginlik vardı. Ancak, o dönem bitmiş. Gerçekten son derece güvenli bir yer olmuş, gerçi biz ana caddelerde gezdik ama yine de gece vakti kimse bizi rahatsız etmedi, hele gündüz ben biraz erken gezmeye başladım, saat 9 gibi neredeyse bütün turistik yerler açıktı.

Hava biraz soğuk olmakla beraber son derece hoştu, ısıran bir soğuk değildi, ancak İstanbul’a vardığımı haber vermek için Çiğdem’i aradığımda yağmurun başladığını söyledi. Şansımıza gerçekten güzel bir hava vardı.

Taksiler pahalı değil, açılış 2.50 dolardan başlıyor, gittiğiniz mesafeye göre ödüyorsunuz ancak çok uzun bir yolsa zaten belli bir ücret alıyorlar. Örneğin JFK havalimanından Manhatt’ın ortasına (örneğin benim kaldığım 42.caddedeki otel) 60 dolara gidiyorsunuz.

Central Park çevresinde faytonlar var, oradan faytona binip bir kısa tur yapabiliyorsunuz, kısa diyorum çünkü çok ucuz değil, yarım saati 34 dolar, sonraki her yarım saat 12 dolar ekleniyor. Ancak ilk defa gidenlerin kesinlikle yapması tavsiye edilir.

Truman Tower, Rockfeller tower’lar insanı gerçekten büyülüyor. Bir gökdelenler şehri New York. Tabi aynı zamanda SHOW cenneti. Özellikle Broadway caddesi üzerinde ve Times Square çevresinde dünyanın en güzel ve büyük show merkezleri var, ancak bilet bulmakta zorlanıyorsunuz, çünkü New York’a gelmeye karar verenler, daha gelmeden gerekli rezervasyonlarını önceden yapıp geliyorlar. Ben 1987 senesinde gittiğimde oynayan CAT müzikali hala oynuyor.

New York yaşanası bir şehir, burası kesin. Ancak Las Vegas’tan daha çok etkilendiğimi söylemeliyim. New York’un İstanbuL’dan pek bir farkı yok bence, daha kalabalık ve daha zengin. Şehri hemen seviyorsunuz, İstanbuL’a o kadar çok benzer yeri var ki, gürültüsü, trafiği, eğlencesi, kalabalıklığı.

Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim, New York’un yeni McDonald’ı STARBUCK cafeler olmuş. Her yerde Starbuck cafe var ve ağzına kadar da dolu. Teknolojinin nimetleri olsa gerek, internet hot spot (kablosuz, ücretsiz internet) olmalarının avantajlarını da kullanıyorlar. İçerde, cam kenarında oturan herkesin elinde ya bir lap top, ya bir palm top görebilirsiniz, ellerinde bunlar yoksa da herkes istisnasız bir şeyler okuyor.

Dediğim gibi çok fazla kalamadığım için ancak bu kadar bilgi verebiliyorum, çektiğim fotoğrafların kalitesi için üzgünüm, çok beğenmeyebilirsiniz ancak sizlere biraz fikir verebilmesi açısından iyi olacağını düşünüyorum.

Sevgilerimle……