Mori’nin kitabında bahsettiği ÖLÜM bölümü beni çok etkiledi. O konuda görüşlerime geçmeden size yine bir bölümünü aktarıyorum;

“…herkes öleceğini bilir ama kimse inanmak istemez, eğer öleceğimizi inansaydık bir takım şeyleri farklı yapardık. Öleceğimizi bilmek ve her zaman buna hazır yaşamak. Bu sayede yaşarken daha katılımcı olunabilir. ÖLMEYİ ÖĞRENİNCE YAŞAMAYI ÖĞRENMİŞ OLUYORSUN. Ölümü düşünmek insana çok güç geliyor. ÇÜNKÜ, bir çoğumuz adete uyur gezer gibi dolaşıyoruz etrafta. Yaşamı tam anlamıyla tanımıyoruz, ÇÜNKÜ hayatı uyur uyanık, yapmamız gerektiğini düşündüğümüz şeyleri otomatik olarak yaparak yaşıyoruz. halbuki öleceğinin bilincine vardığında, her şeyi çok farklı bir gözle görüyorsun. ..”

İşte beni en çok etkileyen cümlesi bu oldu, Ölmeyi öğrenince yaşamayı öğrenmiş olursun.

Bu hepimiz için geçerli, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz, hatta ölüm lafını da sevmiyoruz, ben bundan bahsettim diye, o kadar konu varken konu mu kalmadı da tuttun da ölüm konusunda yazıyorsun diyenler olabilir. Ancak, biraz düşündüğünüzde sözdeki derin anlamı anlayacağınıza eminim. Okuduysanız anımsayacaksınız, sevgili Ebru’nun bir yazısı var, hala duruyor sizin gönderdiğiniz köşesinde, kısaca annesinin annesini hastanede ziyarete gitmeyi bir gün ertelediğini ve o ertelediği günde anneannesinin vefat ettiğini ve bundan duyduğu üzüntüyü anlatmıştı, okumayanların okumasını tavsiye ederim. O gün yaşadıklarını anlatmıştı, acaba bilse ertelermiydi?

Yaşamdan ne istiyorsak alabilmenin yolları olmalı, beklentilerimiz mutlaka olacak, herkes daha fazlasını istiyor, elde etmek içinde çalışıyor ama yaşamdan zevk alıyor mu. Aslında mori’nin bundan önceki yazımda belirtmeye çalıştığım felsefesinde hep YAŞAM var. Yaşam’ı güzelleştirmek. O kadar güzel ve doğru teşhisler yapmış ki, ölümü okuduğumda bile yaşamın değerini anlıyorum. Yaşamı sevmem gerektiğini anlıyorum.

Bunları anlıyorum da becerebiliyormuyum acaba, zannetmiyorum. Bu akşam mori ile ilgili bir kaç yazı, vay be, gerçekten ne kadar doğru evet haklı düşünceleriyle dolu bir gece yaşadım. Yarın? Aynı tas, aynı hamam. Kendime sorduğum da peki kardeşim o kadar okudun, hak verdin, kendi hatalarını da gördün, neden aynı yaşam tarzına devam ediyorsun.

Ölmeye inanmadığım için SİGARA İÇMEYE devam ediyorum. İnanan biri sigara içer mi? En basit örneğim bu. Dünya Tıp literatüründe seksen bin tane değişik yayınla SİGARA İNSANI ÖLDÜRÜR demesine rağmen, sigara kutularının üstünde SAĞLIĞA ZARARLIDIR demelerine rağmen, milyonlarca insanın hastanelerde ki durumlarını gözle görmemize rağmen NEDEN devam ediyoruz içmeye, yaşamımıza bu kasıt neden. ÇÜNKÜ öleceğimize inanmıyoruz.

Anımsayacaksınız, Uğur Dündar yıllar önce ilk AIDS vakaları çıktığında kendi hosteslerinden birini Elmadağ’a yerleştirmiş, fahişelik yaptırıyordu, gizli kamera görüntülerinde gelen müşterilere kız “ben AIDS’im” diyordu, adam gayet sakin, “fark etmez bana bir şey olmaz” diyordu. 10 sene sonra AIDS’in ne olduğunu artık sokakta ki çocuk bile bilirken ve medyada seksen bin tane makale, örnek yayınlanırken, elimizde Internet gibi dünya kütüphanesi varken, aynı Uğur Dündar, aynı yere yine hostes koydu ve inanın bir tane erkek ıska geçmedi, neden ÇÜNKÜ ONA BİR ŞEY OLMAZ. Ölmeyecek o.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, ancak benim size naçizane tavsiyem, mori’nin bu sözünü bir düşünün, belki inanırsanız yaşamınızda bazı değişiklikler yaparsınız. Ben yapmadım, yapamadım, en azından şu Sigara illetinden kurtulmayı çok istediğim halde, beceremiyorum. Sanırım benim de şu AIDS’li kadınların seks tekliflerini reddetmeyen magandalardan pek bir farkım yok, ölmeyeceğime inanıyorum ki hala içiyorum. İnandığım gün ilk yapacağım şey bu sigarayı bırakmak olacak:)…..

Sevgilerimle