Uzun zamandır Pınar ile GAP turu hakkında konuşuyorduk ancak bir türlü zaman bulamamıştık, geçenlerde önümüze 23 Nisan için bir fırsat çıkınca bunu nasıl kullanabiliriz diye düşündük ve oldukça yoğun bir program hazırladık, ne kadarını yapabileceğimizden emin olmadan hazırladığımız bu programı şu anda gerçekleştirmiş ve eve dönmüş durumdayız.

21 23 Nisan tarihlerinde Pınar Mersin Hilton’da bir kongre işi aldı, ben de 22 Nisan gecesi otobüsle Mersin’e geçtim. Orada sevgili Mersin Bölge Bayiimiz Önder kardeşim bana kendi arabasını verdi ve planımızı 23 Nisan sabahı saat 10:30’dan itibaren uygulamaya koyduk.

Gezeceğimiz yerlerin hepsini Türkiye Gezi Rehberi kitapçığından hazırlamıştık.

Bu plana göre önce Viranşehir, sonra Sebaste Harabeleri geliyordu, Sebaste’den sonra Kız Kalesi’ni oradan Adamkayalar’ı gezdik. Burada Adamkayalar’dan bahsetmek istiyorum. Kitapta iniş ve çıkış biraz zahmetli ama değer diyordu ama iniş ve çıkışın nasıl bir zahmet olduğundan bahsetmiyordu, inenler bu dediğimi gayet iyi anlayacaktır, kayalar üzerinden ve aşağısı uçurum olan bir yerden iniyorsunuz, fotoğraflardan da göreceksiniz, gerçekten oldukça tehlikeli, ancak indiğinizde gördükleriniz gerçekten muhteşem, o konuda kitabın hakkını vermek lazım ama dediğim gibi kesinlikle kolay bir iniş değil. Adamkayalar’dan sonra Cennet ve Cehennem’e, orada da Dilek Mağarası’na geçtik. İkinci olarakta bu mağaralardan bahsedeceğim, muhteşem bir mağara, daha önce Duplisena Mağaralarını gezmiştim ama bu mağara çok daha çarpıcı, fotoğraflar tam olarak yansıtmayabilir. Buradan sonra Uzuncaburç Harabelerine gittik. Sanırım bu bölgedeki en güzel ve korunmuş yer, dönerken Cambazlı Kilisesine uğradık, daha sonra Narlıkuyu’da bulunan Üç Güzeller mozaiğini gezdik ve bu güzel Balık Kentinde leziz bir yemek yedik (Çupra & Levrek ve bolca yeşillik), sonrasında Silifke’ye geçtik. Silifke Kalesini ziyaret ettikten sonra Taşucu’na gittik ve oradan Mersin’e geri döndük ve birinci geceyi Mersin’de tamamladık.

http://mersin.turizm.gov.tr/Default.aspx?F6E10F8892433CFF445139E278E0BCE265B1C36E16C9B051

24 Nisan sabahı saat 07:30 gibi kahvaltımızı ettikten sonra Mersin Deniz kenarını süsleyen heykellerin fotoğraflarını çektik. özellikle Yel Değirmeni çok hoştu. Sonra hemen Tarsus’a geçtik. Tarsus’da ilk uğradığımız yer Kleopatra Kapısı oldu, sonra Tarsus Şelalesine gittik. Çok büyük olmayan ama keyifli bir mekan. Oradan şehir merkezine geçtik ve Antik Cadde, Tarsus evleri ve St. Paul kuyusunu gezdik. Nusret Mayın Gemisini gezditen sonra tarihi Eshab-ı Kehf Mağarasını gezdik ve Adıyaman’a doğru hareket ettik. Yolumuzun üzerinde bulunan Adana’ya yakın Misis’e uğradık ve oradaki Misis Mozaik Müzesinde bulunan ve Nuh’un gemisine aldığı hayvanları simgeleyen mozaik bir dünya harikası, sonra yolun devamındaki Ceyhan’da Yılankale’yi gezdik. Planımız gece olmadan Adıyaman’a oradanda Nemrut Dağına yakın bir yerde konaklamak idi, nitekim çokta karanlık olmadan Nemrut Dağı eteklerinde bir otele yerleştik (bu konuyla ilgili bir başka yazım olacak).

http://www.angelfire.com/on/adana2000online/turizm.html

25 Nisan sabahı saat 04:30’da uyandık, çünkü Nemrut Dağına gelişimizin en önemli nedenlerinden birisi Güneşin doğuşunu seyretmekti, battaniyelerimize sarınarak saat 05:00 gibi Nemrut Dağında yerimizi aldık ve o inanılmaz anı yaşadık, güneşin doğuşunu seyrettik. Sonra Dünyanın bu 8. harikasını gezdik, ama ondan daha muhteşemei sabah 07:00de otelde ettiğimiz kahvaltı oldu. Kahvaltımızı bitirdikten sonra Nemrut Dağına yakın Gerger Kalesini gezdik, burada Fırat Nehrinden bahsetmek istiyorum, doğayı size anlatamam, videosu var zaten ama gözün gördüğü gibi olmuyor tabi, vadiler, yaylalar, dağlar ve arada Fırat, sonra da Arsemia Kalıntılarını gezdik. Arkasından Cendere Köprüsü ve Karakuş anıtını gezdik. Son durağımız ise Yeni Kale oldu ve öğleden sonra Antakya’ya geçmek üzere yola çıktık.

http://adiyaman.kulturturizm.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF4329F0A36BFEFBCDAF182E6AD58190D6

25 Nisan akşamı Antakya’da Savon Otele yerleştik, sorup öğrendiklerimizden en güzel restoranın Kule Restoran olduğunu öğrendik ve Harbiye’deki Kule Restoran’da uzun zaman sonra ilk defa akşam yemeğinde rakı içtik ve o muhteşem Antakya sofrasının tadına baktık ancak yemekten sonra o kadar yorgunduk ki hemen otelimize döndük.

26 Nisan sabahı 07:30’da kahvaltıya indik, kahvaltıdan sonra ilk durağımız Dünya’daki ilk kilisesi St. Pierre Kilisesini gezdik, sonra hemen yanındaki Habib Neccar Camii ve oradan Asi Nehri ve sonrasında Antakya Mozaik Müzesini gezdik. Ben yurt içi ve yurt dışı bir çok müze gezdim ama bu kadar etkileyecisine inanın ilk defa rastladım. İnanılmazdı, zaten hem fotoğraflardan hem videolardan anlayacaksınız siz de. Oradan Harbiye-Defne’ye geçtik ve Şelaleyi gezdik. Uzun zamandır bu kadar güel bir şelale görmedim desem yeridir. Şelale çevresi o kadar şirin yapılmışki, her tarafı cafe-restoranlarla dolmuş. Yeşilin su ile birleştiği muhteşem bir yer Antakya şelalesi. Sonra bir ipek mağazıasından bir kaç parça bir şey aldık ve Samandağ’a doğru hareket ettik. Samandağ Antakya’nın Akdenizdeki şirin bir ilçesi. Deniz harika ama biz giremedik tabi, orada Titus Kaya Tünelini ve Kaya Mezarları dolaştık. Dönüştede St. Simon Manastırını gezdik. Daha sonra Antakya’da çarşı içinde Anadolu Restoran’da yemeğimizi yedikten sonra İskenderun’a geçtik ama çok vaktimiz kalmadığı için sadece şehri biraz gezdik ve Adana’ya akşam 22:00 gibi indik, arabayı arkadaşıma teslim ettik ve 22:45 uçağı ile İstanbul’a döndük.

http://hatay.turizm.gov.tr/Default.aspx?F6E10F8892433CFF445139E278E0BCE2E2D7DF7E52BC5F7D

Bu arada muhtemelen Pınar Mayıs ayında Antakya Ottoman Otelde bir kongre işi alacak, bu yüzden oradayken Ottoman Otele uğradık ve onun da işini görecek ölçü ve fotoğraf işlerini hallettik, ben de fırssattan istifade çok güzel tablolarından bir kaçının fotoğraflarını çektim.

23 Nisan sabah 10:30’da başlayan bu yoğun gezimiz, 26 Nisan 22:45 Adana’dan uçağa binerek tamamladık. Çok yoğun ama çok keyifli bir gezi oldu, yorulduk ama çok keyif aldık. Mersin ve Tarsus çevresinin tarihi zenginliği, Nemrut Dağının çarpıcı güzelliği ve Antakya Mozaik Müzesi beni şahsen büyüledi.

Fotoğraflara ve çektiğim minik videolara bu yoğun gezi sizlere ne kadar yansıyacak bilmiyorum, ama umarım sizler de en azından bizim bu keyfimizi paylaşırsınız.

Sevgilerimle,