dsc01628

Kıbrıs’a gidenlerin gezdiği önemli yerlerden birisi de MAVİ KÖŞK. Aslında hani bazen olur ya, içinizde gizli kalmış bir yönetmenlik vardır, bir roman okuduğunuzda, bir yer gezdiğinizde ortaya çıkar hemen. Bunun filmi yapılmalı der içinizdeki yönetmen. Ben de köşkten sonra Pınar’a döndüm, ben olsam dedim bu köşkün filmini yapardım. Gidenler ne demek istediğimi hemen anlamıştır, gitmeyenler içinse aşağıdaki bilgiler ve fotoğraflar neden öyle düşündüğümü bir nebze anlatabilir.

Mavi Köşk, adı üstünde dış cephesi mavi-beyaz renklerden oluşan bir köşk. 16 odalı, 2 katlı bahçeler içinde bir köşk. Ancak hikayesi çok farklı. Burayı bir İBRET müzesi olarak geziyorsunuz, çünkü burası bir silah kaçakçısının köşkü. Kıbrıs’a kaçak silah sokarak bu silahları Rumlara satan ve Makarios’un avukatlığını yapan İtalyan asıllı bir adama ait bir köşk. Adı Paulo Paolides. Paolides bu silahları Rumlara satıp, kazandığı paralar ile bu köşkü yaptırıp keyif sürerken, Rumlar da bu silahları Türkler üzerinde kullandıkları için bir İBRET müzesi haline dönüştürülmüş.

Paolides Kıbrıs’ta doğan İtalyan asıllı bir Rum, kendisi aslında bir avukat, ancak aynı zamanda silah kaçakçılığı yapıyor. O dönemde Kıbrıs’ta başpiskoposluk yapan aynı zamanda Kıbrıs Cumhurbaşkanlığını da yürüten Makarios’un da avukatı, ancak avukatlık mesleğini tamamen silah kaçakçılığını gizlemek için kullandığı söyleniyor.

Bu köşkü yaptırma amacı da zaten silah kaçakçılığını gizlemek ve deniz yoluyla getirdiği silahları sorunsuzca köşke getirip buradan dağıtmak. Bu yüzden de köşk öyle bir noktada yapılmış ki, köşk aşağıdan hiç bir şekilde gözükmüyor ama siz köşkten vadiyi görebiliyorsunuz.

Köşkün mimarisinden mobilyasına kadar her şey farklı, Paolides bir renk manyağı olduğundan her oda farklı bir renkte tasarlanmış. Ses geçirmez elyaflı perdelerinden tutun da, çalışma masasının ceylan derisinden olmasına, koltuklarında 2 saatten fazla oturduğunda uyumanı engellemek için yaptırdığı sistemlerden, toplantı odasındaki tablolarına kadar. Köşk 16 oda ve 2 kattan oluşuyor.

Köşkün kapısından girdikten sonra salonda bir havuz var, burasını süt havuzu olarak kullanıyormuş, ağzına kadar süt doldurduğu havuzda o dönemin meşhur sanatçılarındanSophia Loren‘i de ağırladığı söyleniyor, ne kadar doğru bilemiyorum 🙂 Yine sanata olan düşkünlüğünden dolayı köşkün her odası tablolar, resimler, biblolar, heykeller ile dolu. Hepsi gerçekten bir sanat şaheseri. Aynı zamanda kendisi de kara kalem çalışmaları yapıyormuş ve odaların bazılarında kendi çalışmaları da var.

1957 yılında başlayıp çok kısa sürede tamamlanan bu köşkte Paolides 1974 yılına kadar yaşamış, 1974 harekatında ise yatak odasında bulunan gizli geçitten kaçmış. Ancak kaçarken arkasından dinamitle bütün geçidi patlatmış.

Yine kasası çok zorlukla açılmış, içinden 20 sterlin ve bir altın anahtar çıkmış, altın anahtarı köşkte her yerde denemişler ama hiç bir yere uymamış, o yüzden bu altın anahtarın neyi gizlediği hiç öğrenilememiş. Senaryoyu kim yazarsa bu altın anahtar ile bir bağlantı kurabilir değil mi 🙂

 

Bahçe ve Havuzu ise mükemmel tasarlanmış, özellikle aslanlı şarap çeşmesi çok ilgi çekiyor.

Bu çeşme bir aslan başından oluşuyor, arkasında bir motor ile devri daim sağlanarak çeşmeden sürekli şarap akıtılıyormuş. Böylelikle gelen misafirler havuz başında istedikleri anda aslan başından şaraplarını alabiliyorlarmış.

Yine bahçenin ucundan vadiyi tamamen kontrol altına alabileceği ve gerektiğinde savunma yapabileceği noktalar kurmuş, korumaların sürekli denetiminde bir noktada yaşamış.

Eğlencesine o kadar düşkün biriymiş ki, kendine ait birmüzik tavernası yaptırmış, yine o dönemde köşkün her tarafını klima ile döşetmiş ki 1957 yılında yapılan bu klima hala çalışır durumda. Tavernanın renkleri bile misafirlerin kaldıkları oda renklerine göre tasarlanmış, yeşil odada kalan misafirler yeşil masada, kırmızı odada kalan misafirler kırmızı masalarda yemek yiyorlarmış, çocuklar için özel döşediği sarı oda ise tamamen depreme dayanıklı bir sisteme göre sonradan eklenmiş.

Sefasına ve sanata o kadar düşkün olan Paolides’in sergilenen eşyaları arasında en önemli yeri sanırımBukalemun derisinden yaptırmış olduğu içki dolabı yer almakta. Bu dolabın özelliği mevsimin sıcaklıklarına göre içki dolabının renkleri değişiyormuş. Yine Uzak Doğu’dan getirttiği 9 gözlü ayna ile baktığında odadaki her noktayı görebiliyormuş. Koridora koyduğu ve adına DENGE dediği heykel ile uyarı sistemi kurmuş. heykel tam olarak köşkün ortasına konmuş ve en ufak harekette sallanarak ses çıkarıyor ve deprem uyarısı veriyormuş.

Son olarak anlatacağım ve şaşırdığım şey ise çalışma odasındaki tablo oldu. Meryem Ana ve İsa tablosunun özelliği siz odanın ne köşesinde olursanız olun Meryem Ananın gözleri ve ayak uçları sizi takip ediyor. Üç boyutlu tasarlanan bu tablo gerçekten çok ilginç. Yani odada tabloya bakarak gezerseniz Meryem Ananın gözleri ve ayak uçları sizi her an takip ediyor. Aynı anda başkası da gezerken onu da takip ediyor, her bakan kendine doğru baktığını görüyor. Bu da yine Kıbrıs’ta bir piskopos tarafından yapılıp ona hediye edilmiş.

Bu kadar zevk ve sefa içinde yaşayan Paolides 1974’te kaçtıktan sonra İtalya’ya gitmiş ve 1986 yılında Mafia tarafından öldürülmüş. Mavi Köşk’te bir ibret müzesi olarak  Türk Silahlı Kuvvetlerinin himayesinde müze olarak gelenlere gezdiriliyor. Müzeye Güzelyurt yolu üzerinden gidiliyor. Müze şu anda Türk Askerlerinin kontrolunda, girip çıkarken imza atıyor, nüfus cüzdanlarınızı bırakıyorsunuz. 2 TL gibi bir ücret alıyorlar ve bir asker tarafından tur şeklinde anlatılıyor, kendiniz gezemiyorsunuz.

Umarım verdiğim bilgiler işinize yarar 🙂 ben çok etkilendim bu Mavi Köşk’ten ve Paolides’in yaşamından, bilmem siz de benim gibi düşündünüz mü, muhteşem bir sinema filmi çıkardı bu hikayeden diye hala düşünüyorum.

Sevgilerimle,