Sevgili kuzenim Hande benim İngilizce ile ilgili paylaştığım bir görsele şu yorumu yazmış …

“…… Rahmetli Aytekin amcam biz daha ilkokuldayken bize gelişim Oxford ingilizce dil öğretim ansiklopedilerini ( fasiküller birleştirilmiş halde ), kasetleriyle hediye etmişti…Ahu’yla kasetlerdeki şarkıları ezberleyerek oradan çalışmaya bayılırdık.. Daha okulda öğrenmeye başlamadan bu çalışmalar çok önemli bir şeydi bizim için. Işıklar, sevgi içinde olsun canım amcam…. ”

Yorumunu okuyunca bu yazımı yazmak şart oldu…

Ben bildiğiniz gibi şu anda bir Yurt Dışı Şirketin Satış Direktörlüğünü yapıyorum. Türkiye’de sadece yaşıyorum, evimden çalışıyorum ve Dünyanın her tarafına işim gereği İstanbul’dan seyahat ediyorum.

Dolayısıyla bütün işim İngilizce ile, çok mu iyiyim hayır, kendimi ve işimi anlatabilecek kadar iyiyim. Karşımdakileri anlıyor ve anlatabiliyorum ama bunu yaparken yüzlerce hata yapıyorum.

Ancak benim gittiğim ülkelerdeki insanların da İngilizce ana lisanları değil, onlar da yapıyor bu hataları.

Anlatmak istediğim şey şu, İNGİLİZCE bugün için çok ama çok önemli, ben bugün bu noktadaysam bu rahmetli Babamın ISRARLI eğitimi sayesindedir.

Beni anlatmadan babamı anlatacağım önce..

Düşünün daha çocuk yaşta babanızı kaybedeceksiniz, sonra daha delikanlı yaşta – 20 yaşında – evleneceksiniz, 25 yaşında iki çocuk sahibi olacaksınız…

Askerken dışarıdan Hukuk Fakültesini bitireceksiniz, Savcılık yapacaksınız ve daha 1970 li yıllarda kendi kendinize İngilizce öğreneceksiniz.

Kendi kendinize öğrendiğiniz bu İngilizce ile Adalet Bakanlığının açtığı sınava girip, kazanıp, 1 sene Londra’ya Çocuk mahkemelerini incelemek üzere gönderileceksiniz.

Arkasında tek bir adam yok, torpili yok, kimsesi yokken bunları gerçekleştirdi babam.

Ve Sibel ilkokulu orada bitirdi, İngilizceyi çok güzel öğrendi ve bugünkü hayatını, eşini kazandığı Suudi Arabistan Havayollarında 10 seneden fazla görev yaptı.

Ben babamın ısrarlarına rağmen senelerce o İngilizceyi öğrenmemekte direndim. Ta ki 1984 yılına kadar, üniversiteyi 1980 de bitirip, askerliği tamamlayıp İngilizcenin gerçekten ne kadar önemli olduğunu anlayana kadar 4 yıl geçti…

Ve 1984 – 1985 Londra’da geçti, ilk 6 ay babamın desteği ile, sonraki dönem kendi çabamla 2 seneye yakın kaldım ve döndükten sonra İŞ YAŞAMIM komple değişti.

Sevgili arkadaşım Cimen‘in desteği ile NETAŞ’ta göreve başladım, tek bir özelliğimle, İngilizcem sayesinde. O zamanlar Kanada’lı çok, iyi anlaştık. Arkasından Kanada’ya eğitim için gönderildim, 6 ay Ottawa’da kaldım, döndüm geldim Yönetici oldum ve 12 sene çalıştım Netaş’ta.

Bütün Dünyayı gezdim, yine İngilizcem sayesinde..

Sonraki iş yaşamım da aynı, Sonra Biobak – Bayer, sonra Saben – Digiboard, sonra Scheidt-Bachmann. sonra Asis ve şimdi Wolftank.

Tam 35 yıldır Profesyonel olarak çalışıyorum. Dünyada görmediğim – yani belli başlı yerlerden – çok az yer var, bunların bir çoğuna hep İŞİM sayesinde gittim.

Hepsi Uluslararası şirketler, hepsinde en önemli özelliğim İngilizce bilmemdi. Tabi ki çalışkanım, sosyal ilişkilerim güçlü, şu bu AMA ingilizceniz yoksa bu özelliklerinizin pek bir anlamı kalmıyor.

Neyse çok uzattım, söylemek istediğim …

Çocuklarınızın yabancı diline çok ama çok ÖNEM verin, bugün anlamayabilirsiniz ama ileride çocuğunuzun hayatını çok fazla etkileyecektir.

Onun kariyeri inanın buna bağlı olacaktır. Uluslararası Firmalarda görev yapabilmesi, yükselmesi için bu eğitimi onlar istemese bile aldırmanın yolunu bulmalısınız.

Benim babam gibi ASLA vazgeçmemelisiniz, aynen benim gibi, çocuğunuz istemese de…

Ve şuna inanın, eğer olanağınız varsa tabi, çocuğunuzu burada yani Türkiye’de 1 2 sene kursa göndereceğinize, 6 ay yurt dışına gönderin, çok daha fazla öğrenir gelir….

Uzun bir yazı oldu, okuyan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim …

Sevgi ve Saygılarımla,