İçimizdeki çocuğu yaşatmak …

Çok sevdiğim 35 yaşlarında bir hanım arkadaşımın yaptığı bir yorum ve sorusu, beni düşündürdü.

Kendini sorguladığı konu, 35 yaşına geldiğinde, korktuğu şeyin yaşlılık olduğunu, acaba içinden gelen gibi mi yaşamalı, yoksa yaşının gerektirdiği gibi yaşamak mı konusunda tereddütler yaşadığıydı.

Sonuçta, ben de bu konuda neler düşündüğümü kendine aktarmaya çalışırken, aslında bunun sadece o kadının değil, genelde sanırım tüm kadın ve erkeklerin bir sorunu olduğunu düşündüm.

Bu konuda fikirlerimi yazayım bari dedim.

Eskiden bizim çocukluk zamanlarımız da 40 45 yaşlar bize amca, teyze gibi geliyordu. O yaşlara gelebileceğimizi hayal bile edemiyorduk.

Bugün medyanın da desteği ile dengeli beslenmeler, vitaminler, fitness center’lar derken artık bir çok insan olduğu yaşı göstermeme ve/veya yaşamamaya çalıştığını gözlemliyoruz.

Aslına bakarsanız ben bu düzenlemelerin ve çabaların başarılı olduğunu da görüyorum. Tabi bu söylediğim metropoller’de yaşayan insanlar için geçerli.

Bunun ana nedenlerinden bir tanesinin Kadının çalışma hayatına girmesi olarak görüyorum. Hem de muhteşem bir giriş.

Kadın eskiden evinde çamaşır, bulaşık, temizlik, çocuk ile uğraşırken ve altın günü, kek günü diye gezerken, bakıma gereksinim fazla duymuyordu, modayı takip etmiyordu, eşine güzel gözükmesi gerekmiyordu, ama bugün öyle mi?

Özellikle çalışan kadın, bakımlı olmak zorunda, kilosuna dikkat etmek durumunda, sosyal statüsünün gereklililklerini yerine getirmek zorunda, evinde eşine belki beklediği değeri vermeyen erkekte aynı durumda, çalıştığı işyerinde artan bayan sayısı, erkeği biraz daha dikkatli giyinmeye, kendine özen göstermeye itmiş durumda.

Muhteşem plazalara gidin bir bakın, pırıl pırıl, gravatlı, takım elbiseli şık erkekler, karşılarında makyajlı, bakımlı, hoş giyimli kadınlar.

Sonuçta, insanın kendisine dikkat etmesi, bakımlı olması, yaşamın gerekliliği olmakla birlikte, görünümümüzü de etkiledi.

ANCAK, etkilenmeyen bir şey var, bu da içimizde ki çocuk.

Onun makyaja, kıyafete, bakıma gereksinmesi yok, onun sadece ilgiye gereksinmesi var. Onunla ilgilenmezseniz, nasıl göründüğünüz, ne kadar bakımlı olduğunuzun anlamı yok. Onu yaşatan için de yaşın önemi yok.

O yüzden değil mi, 25 yaşında birisini görürsünüz hayatından bezmiştir, negatif yüklüdür, sürekli eleştirir, kolay mutlu olmaz, olmadığı gibi başkalarının mutluluğunu istemez, kimi 50 yaşında insan görürsünüz enerjik, gülen, hayatınıza renk katan, katmakla kalmayıp size pozitif enerji saçan.

Ben yaşamımda bir çok 50 yaş ve üzeri insanlarla sohbet ediyorum ve hayranım bir çoğuna.

O yüzden dış görünümün, makyaja gereksinmesi olabilir ama içinizde ki çocuğa makyaj yapamazsınız. Onu öldürmemek gerek.

Yaşlılık falan düşünmeyin, önemli olan yaşadığınız anı nasıl ve nekadar mutlu yaşayıp, yatağınıza yattığınız da bir mutlu gün daha geçirdim diyebilmeniz.

Yaşlılık fizyoljiktir, engellenemez, ama içimizde ki çocuğu canlı tutmak psikolojiktir. Yaşadığınız her anı, mutlu yaşamanız ve yaşınız ne olursa olsun, içinizde ki çocuğu hep genç tutmanız dileğimle.

Sevgiler,