Aynı gün içinde Murat ve Nur birbirlerini hiç tanımadan iki tane yazı yazdılar. Her ikisi de farklı şeylerden bahsederken değindikleri ortak bir konu vardı, o da GÜVEN. Ancak her ikisinin de GÜVEN konusuna bakış açıları biraz farklıydı. İsterseniz ben bu konuya girmeden farklılıkları gösteren minicik alıntıyı ben buraya tekrar koyayım.

Nur yazısının bir bölümünde şöyle diyordu : Güvensizliğimiz, korkularımız katılaştıran bizi…Biraz günü yaşamalıyız.. Kendimize izin vermeliyiz.. Varsın üstümüze üstümüze gelsin korkularımız.. Güvensiz ruhumuz güvenmesin yine.. Ama şans versin..

Murat’sa yazısının tamamını Güven konusuna ayırmıştı ve şöyle diyordu : Dikkat edilmesi gerekir ki güvensizlik demiyorum, güven problemidir. Çünkü ruh arar “evet güvenmeliyim ama nereye ve kime”

Tabi Murat’ın GÜVEN duygusuna yaklaşımı daha farklı, aile içindeki yetişmeden tutun da, sosyal çevrenizde ki kişilik aramalarına kadar gidiyor. Nur’un yazısı ise sadece ilişkilerde duyulan güven ile ilgili ve bu güven duygusu yüzünden arzu ettiğimiz, istediğimiz bazı şeylerin yaşanamadığına dair.

Ben kendimce GÜVEN duygusunu anlatmak istiyorum.

Güven duygusunun Murat’ın dediği gibi öncelikle kendine güven’den geçtiğine inanıyorum. Bugün yaşanan çıkmazın Güvensizlikten değil tam tersi insanların kendinden daha çok karşıya güven duymaya çalışmasından kaynaklandığına inanıyorum. Hem de o kadar çabuk güveniyoruz ki, o yaşanılan güzel şeyler çok çabuk bitip tüketildiğinde o derecede de büyük hayal kırıklıkları yaşıyoruz.

Özellikle NET dünyası bunun en güzel örneği bana kalırsa. Yazılan güzel sözler, anlamlı şiirler, muhteşem paylaşımlar, daha yüzünü görmediğiniz birine sizin güvenmenizi sağlıyor. Ve bu güven nasıl oluyorsa o kadar çabuk gelişiyor ki, karşımızda ki kişiyi doğru dürüst tanımadan onunla birlikte olup, bir kaç gün sonra evli olduğunu öğreniyoruz. Çok üzülüp, çok şaşırıyoruz. Halbuki dönüp kendimizi sorgulasak, ben bu insanı ne kadar tanıdım, acaba bana her şeyi doğru söyledi mi veya ben ona gerekli ve doğru soruları sordum mu?

Güven duygusunun ben zaman istediğine inananlardanım. Zamanla güven oluşur. Ben bugün bir çok kişiye, bir çok şey anlatabilirim, her insana istediğini veya arzu ettiğini söyleyebilirim. Biraz akıllıysam, konuştuğum insanın neye gereksinmesi olduğunu anlayıp, ona göre davranabilirim, yani sonuçta güveni ben oluşturabilirim. Ancak, konu benim oluşturduğum değil, karşımdakinin bende ki gerçekleri görmesi. Örneğin;

Evli ama mutsuz bir kadın, hiç görmediği, bilmediği bir erkeğe, evli ama mutsuz olduğunu ifade etmişse, erkekten nasıl bir reaksiyon beklemektedir? Erkek, birden kendini bir terapist yerine koyarak, kadına evliliğini kurtarabilmesi için akıllar verip, kadını evliliğini kurtarmaya doğrumu yönlendirecektir, yoksa kadını elde edebilmek için onu mutsuz halinden kurtaracak (kendince) yollar mı deneyecektir. Ya da yüzdeye vuracak olursak, kaçta kaçı birinci dediğimi yapacaktır. İnanın çok azı. Ve bu kadın bir süre sonra karşısında ki insana güvenecektir. Onu dinleyen, gerektiğinde güzel sözler söyleyen, gereksinim duyduğu ilgi ve alakayı gösteren.

Sonuçta bizler önce kendimize güvenmeliyiz. Kendine güvenen insanlar, yaşamlarında hayal kırıklığına uğramazlar diye bir şey yok, mutlaka uğrarlar ancak şiddeti ve ölçüsü diğerlerine göre daha az olur, toparlaması da aynı bazda daha hızlı olur. Güven duygusunu doğru değerlendirenler, hem kendine, hem karşısındakine belli ölçülerde ve zaman içinde, çeşitli irdelemeler ile oturtanlar hayat da daha az acı çekenlerdir.

Ben kendime güvenirim, karşımdakine de NÖTR başlarım, tanımsız. Onu tanımaya başladıkça artı ve eksilerim olur ve bu güven duygusunu zaman içinde hissederim. Güvenin en kolay suistimal edilen bir şey olduğuna inanırım, karşımdakilere de o yüzden asla bana güvenin demem, benim dememle olmayacağına inandığım için isterim ki zamanla beni tanısın ve karar versin.

Sevgilerimle,