Bugün sizleri gündem ile yormak istemiyorum, çünkü güzel haberler yok, içimiz karartmanın anlamı da yok, çünkü yapabileceğimiz çok fazla bir şey de yok.

Sabah onun yerine ne yazabilirim diye düşündüm. Hani incir çekirdeğini doldurmasın ama okuyanlara da okuduklarında keyif versin. Hani bazen sinemaya gideriz, filmi çok severiz ama aklımızda çok bir şey kalmaz, sabun köpüğü gibi bir tabir vardır, onun gibi, anlık keyif, anlık sevinç.

Zamanında ZAMAN ile ilgili bir yazı yazmıştım, çok sevmiştim o yazımı, çünkü gerçekten tükettiğimiz ve bir daha ASLA yerine koyamadığımız şey.

O yazımı buldum, aşağıya kopyaladım, aralarına eklemeler yaptım, bir anlamda revize ettim ve sizlere sundum. Umarım beğenirsiniz. Tabi ki aynı fikirde olmayabilirsiniz, bu benim bakış açım, sizlerin de kendinize göre zamanı kullanma ve harcama özgürlüğünüz var 🙂

Başlayalım o zaman ….

Bugün kime sorsanız size ZAMAN sıkıntısından bahsedecektir, zamanın yetmediğini, zamanın çok hızlı geçtiğini söyleyecektir.

Gerçekten haksız da sayılmazlar, manevi anlamda anlatabilmek için saatlerin, günlerin belki haftaların bile yetmeyeceği zaman konusun da somut olan tek şey var, o da 1 salise, 1 saniye bile öncesini tekrar yaşayamayacağız. Ne yaparsak yapalım, geçmişi tekrar yaşayamayacağız.

Bir dakika sonrasını da daha önceden yaşayamayacağımıza göre geriye bulunduğumuz an da ne yaşıyorsak o kalıyor bize. Ne kadar şikayet edersek edelim, bu gerçeği değiştiremiyoruz.

Bir kitapta okumuştum, bugün dahilerin, IQ’ları en tepelerde olan insanların, büyük buluş yapan bilim adamlarının da zamanı 1 gün için 24 saatti diyordu.

Hani Dünyanın her ülkesinde, her ırkında, her kaviminde ortak olan tek şey sanırım ZAMAN. Herkes için zaman aynı, 1 gün 24 saat, 1 saat 60 dakika ve 1 dakika 60 saniye.

Bunu hepimiz bildiğimiz halde o zaman ZAMAN’dan neden şikayet ediyoruz? Zaman bize bağlı değil, o biz nasıl kullanırsak kullanalım geçecek, zaman size yetişmediğinde size ayrıca bir zaman verilmeyecek. Siz de başkası için ayrılan bir zamanı yedek olarak kullanamayacaksınız.

O zaman bizim yapmamız gereken, zamanı iyi kullanmak, işte buna kimse karışmıyor.

Örneğin bir Pazar günü; Siz evinizde uyurken, birileri spor yapıyor, birileri yürüyüş, kimi denize giriyor, kimi sinemada, kimi yemek yiyor, kimi sevişiyor.

Aynı zamanı herkes kendi istediği gibi kullanıyor. Bir Pazar gününün yarısını evinde uyuyarak geçiren bir insan, hiç spor yapamıyorum, zamanım olmuyor demesi mantıklı olmuyor, çünkü birisi o zamanı uyuyarak, diğeri spor yaparak geçiriyorsa burada tercihler söz konusudur.

Zamanın yetmemesi değil, zamanı kullanmaktır.

Aynen ilişkilerde olduğu gibi, ZAMAN ilişkiler içinde önemli bir kavramdır.

Bu sözü ben mi uydurdum veya çok eskilerde duydum da kendimin gibi sahiplendim mi bilmiyorum. ben yaşamın her noktasında ZAMANI ÖNE ÇEKMEYE çalışmayarak yaşadığımı düşündüm. Zamanı öne çekmemek demek, kadercilik anlamında değil, yanlış anlama olmasın, sadece bazı şeyleri Zamana bırakmak.

İlişkilerimiz de hele başlarda bazı şeyleri çok hızlı yaşarız. Beğeni duygumuz, hoşlanma duygumuz çok ön planda olur, birisi ile yaşadığımız heyecan bizim başımızı döndürür. O kısacık sürede sevdiğimiz kadar sevilmeyi, beğendiğimiz kadar beğenilmeyi isteriz ve bu o kadar baskın bir duruma gelir ki, zamana ve sevginin doğal gelişimini terk eder, mantık-kalp terazisinde kalbi baskın hale getirir. Bu da belki zaman içinde gerçekleşebilecek bazı olayları öne çekmemize neden olur.

Zamanı öne çektiniz mi, geriye veremezsiniz. Zamanı gelmeden yaşanan her ilişkinin veya ilişkinin her devresi gelişimini tamamlayamayan bebek gibi olur, prematüre doğar ve kısa zamanda da ölür.

O yüzden bence zamanı öne çekmeye çalışmamak gerekir, bazı şeyler zamana bırakmak ve doğallığında yaşamak güzeldir, doğrudur. Bakın heyecanlıdır demiyorum ama heyecanla alınan-verilen kararlar zamanın içinde kendisini bitirebilir.

Zamanı öne çekmediğimiz ve her şeyi zamanında ve kendi doğallığında yaşadığımız bir dünyaya ……

Sevgiler & Saygılar