Sıkı durun, bugün dünün acısını çıkaracağım, o yüzden okumaya başlamadan evvel şöyle derin bir nefes alın, oldukça uzun bir yazı olacak, hani anımsatayım, sonra uzun yazıyorsun diye eleştirmeyin 🙂

Dün, bugün için şimdiye kadar anlatmadığım bir anımı paylaşacağımın haberlerini vermiştim, o zaman anlatalım.

Yine dün öğrenim durumumla ilgili bir yazı yazdım ve Öğretmenler Gününü kutladım, aslında hayatımda belki de beni en çok ilgilendiren bir durumu bir öğretmenim yaratmıştı.

Hani çocukken birbirimize lakaplar takardık, yeni siber dünyada onun adı ” Nickname ” oldu ya, işte öyle, benim de bir lakabım vardı lise yıllarında ve sonrasında, hem de uzun bir süre; lakabım YUMURTA idi 🙂

Nereden, nasıl geldi ve üstüme yapıştı bu lakap, onu anlatacağım.

Dün biraz bahsetmiştim, Lise 3’e kadar, okula çok erken başladığım için çok ufaktım, okuduğum bütün sınıflarda yaklaşık 2 yaş geride olduğum için hep sınıfın maskotu oluyordum.

Kandıra Lisesi ikinci sınıftayken rahmetli Tarih Öğretmenimiz Yücel Bey vardı, soy adını anımsamıyorum. Bir gün sınıfa girdi, tahtada da bir şeyler yazılmış, tabi o zaman tahta siyah ve tebeşir ile yazıyoruz. Tahtayı öyle görünce, kızdı, ” Neden temizlemediniz bunu ” falan dedi, sonra da o kadar kişi içinden ” Haluk, kalk tahtayı temizle ” dedi.

Yani sınıfın en küçüğü ben, bir de çömez muamelesi, ben de kalkıp temizledim, nasıl artık kızdıysam, silerken silgide biriken tebeşir tozlarını da onun yanında üflemişim herhalde, tozlar ona doğru gitti. Öksürdü falan …

Yücel Hoca buna da kızdı ve;

” Nasıl silme oğlum bu, her tarafımı toz içinde bıraktın, manyak mısın nesin, zaten YUMURTA kadar adamsın ” dedi .

Sınıfta bir kahkaha koptu, ben tabi çok sinirliyim ama sınıf gülünce, ben de güldüm, biz gülünce Yücel Hoca’da gülmeye başladı.

Neyse, ders bitti ve teneffüse çıktık ama benim lakabım YUMURTA oldu. Senelerce ve hala Kandıra’ya gittiğimde okul arkadaşlarım beni Yumurta diye çağırır. O kadar bütünleşti ki, o zamanki arkadaşlarımın hiç birisi Haluk demez oldu Yumurta aşağı, Yumurta yukarı 🙂

İşte benim hayatım boyunca tek bir lakabım oldu, o da sağ olsun rahmetli Tarih öğretmenim Yücel öğretmenden. Nurlar içinde yatsın.

***
Son yıllarda neyin günlerini kutluyorsak hepsinde felaket durumdayız, nasıl mı?

– Kadınlar günü, Anneler gününü kutluyoruz; Açıklandı KADIN ŞİDDETİNDE birinci sıradayız, dövüyoruz, öldürüyoruz, şiddet gösteriyoruz, eziyoruz, saymıyoruz. Şu ana kadar öldürdüğümüz kadın sayısı 260 civarı, şaka gibi değil mi…

– Çocuklar günü kutluyoruz; Milyonlarca bebek gelinimiz var, onları da dövüyoruz, tecavüz ediyoruz, asla çalışmaması gereken yerlerde çalıştırıyoruz, eziyoruz, bu konuda üstümüze ülke yok. Bir de fetvalar veriyoruz, 6 yaşında evlenebilir, buluğ çağı geldiyse sorun yok falan diye…

– İnsan hakları, özgürlük günleri kutluyoruz; medyada sansür, dayak, protesto miting yasağı, yargılama, tutuklama gırla devam ediyor. Ağzını açan kendini mahkemede buluyor, muhalefete medya izni yok, gerçekleri yazmaya çalışan gazeteciler bir avuç. Hala bir çok yerde sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

Bugünde Öğretmenler Gününü kutluyoruz, bugün her yer mesajlar ile dolacak, taşacak, zannedersiniz ki bütün Türkiye Öğretmenlerini çok seviyor, Devlet onlara çok iyi bakıyor.

Eğitim-İş açıkladı işte;

– Öğretmenlerin %71 inin Kredi kartına,
– Öğretmenlerin %74’ünün Bankaya,
– Öğretmenlerin % 43’ünün Esnafa,
– Öğretmenlerin %36’sının Şahıslara,

Borçları var ki bu gözüken tablodan çok daha zor durumda oldukları kesin.

Neredeyse ikinci iş yapmayan veya aramayan öğretmen yok.

Bir de bunun yanında çok çarpıcı bir sonuç, her iki öğretmenden birisi MOBBINGe uğruyor, yani iş yerinde rahatsız ediliyor, müdürleri veya diğer arkadaşları tarafından, tehdit veya yıldırma politikaları ile.

Ve bizler, canımız, gözümüz gibi sakladığımız, kıyamadığımız çocuklarımızı bu psikolojide ki öğretmenlerin ellerine bırakıyoruz.

Ha burada sakın bir yanlış anlama olmasın, o Öğretmenler ki, bu durumda bile ellerinden gelenin çok daha fazlasını, büyük fedakarlıklarla ve yukarıda anlattığım durumlarda bile yapabilmek için büyük gayret sarfediyorlar AMA onlar da insan, onların da ihtiyaçları var.

Kim bunları sağlayacak olan, DEVLET….. Ama ara ki bul….

Sesi çıkmayan, kabullenen, bu görevi hayatındaki her şeyden değerli bulan öğretmenler, kendilerine sağlanan, sağlanamayan olanaklar ile ellerinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ediyorlar.

Bizler ise işte senede bir KUTLAMA yapıyoruz, çiçek falan alıyoruz, evde kurabiye yapıp götürüyoruz, Facebook’tan güzel güzel fotoğraflar bulup paylaşıyoruz, hatta gidip o gün için SELFIE ler yapıyoruz, onları da paylaşıyoruz falan …

***
Hadi uzatmadan diğer olaylara şöyle kısa kısa değineyim, yeteri kadar uzun oldu zaten 🙂

– Bizim Reza’nın yakın arkadaşı, kankası İran’da yakalandı ve hapiste ya, dün demiş ki ” Afrika’dan altınları Türkiye’ye, oradan da Dubai’ye götürecektik. ” .. Eee İran Hükümeti, Türkiye gibi değil tabi, bakalım idam ile yargılanan bu şahıs daha ne bilgiler verecek.

– Komedi bir ülkeyiz, Sayın Demirtaş’ın makam aracında bir delik var, bunu bile polemik konusu yaptık, Polis silah, kurşun değil diyor, HDP liler hayır kurşun diyor. hani şeytan diyor çağır CSI grubunu Amerika’dan, dizide oynayanlar bile durumu iki dakikada çözmezse ben ne olayım 🙂

– Hala anlayamadık, 1,5 sene önce TIRlar nereye gidiyordu ne taşıyordu? Allahım ne zormuş bunu bulmak, söylemek. Başbakan de Sayın Türkeş’te yemin ediyor. İkisinin de çok sıkı müslüman olmasına bakarsak inanacağım da, HANGİSİNE ona karar veremiyorum.

– Viagra Botoks ile birleşiyormuş, bunun sonucunu düşünmek dahi istemiyorum, hani viagralı botoks nasıl bir sonuç çıkaracak acaba 🙂

– Sonunda Hükümet ile Saray buluşuyor, buluşuyor da, Hükümet listesi ile mi gidiyor veya ne düşünüyorsunuz diye mi soracak o belli değil henüz, bugün öğreneceğiz.

– Antalya’da Nurse Party adı altında hemşireler Partisi yapılıyormuş, gerçekten çok itici buldum koydukları fotoğrafları. Fantezik tamam şu bu da, yani o kadar hemşiremiz var, kendilerinin ellerine teslim ettiğimiz hastalarımız var, doktorlardan daha çok ilgilenen o güzelim insanları böyle yarı çıplak seksi pozlar ile fotoğraflamak hiç yakışmamış.

– Celal Şengör’e kendi dışkılarımdan bir menü yapıp göndermek istiyorum, afiyetle yenebilirmiş, o zaman hazır olsun.

– Turkcell CEO’su Brüksel’e toplantıya gitmemiş, nedeni Brüksel’de ALARM varmış. ben hiç yakıştıramadım, ne olmuş alarm varsa, seksen tane koruma ile geziyorsunuz, sade vatandaş ne yapsın, tam da terörün istediğini yapmış.

– Galatasaray’ın başına Mustafa denizli gelmiş, hoş gelmiş, bakalım kaç maç dayanacak. Mustafa Denizli’yi severim, bir süre izleyeceğim, sonra bakacağım duruma. Ama tercih olarak iyi bir tercih diyeceğim, en azından Kötünün iyisi, gidip saçma sapan Yurt dışından birilerini de getirebilirlerdi.

***
Bitti …..

Şimdi rahat bir nefes alabilirsiniz.

Her şey gönlünüzce olsun, güzel, keyifli bir gün olsun 🙂

Sevgiler & Saygılar