Bugün sizlere Türkiye’nin siyaseti hakkında yazmak istemiyorum, ya da kim nerede öldürülmüş, nerede haksızlık yapılmış, Jandarması, Otoparkı, cinnet geçiren halkının yaşadıkları, otobüslerde polis kavgasını, koalisyon pazarlıklarını da yazmak istemiyorum.

Bugün kendim ile ilgili bir şey yazmak istiyorum.

Ben Teknoloji üreten bir şirketin Yurt Dışı Satış Müdürüyüm, yani görevim ürettiğimiz ürünleri Yurt Dışına satabilmek, bunun için maaş alıyorum.

İşimin gereği olarak da doğal olarak çok seyahat ediyorum. O yüzden yazdıklarımı lütfen UKALALIK olarak algılamayın, bu işe benzer işleri yapan arkadaşlarım beni çok daha iyi anlayabilir.

Tatil için gittiğiniz seyahatlerde hedefiniz bellidir, stresiniz yoktur, amacınız zamanınızı en güzel bir şekilde geçirmektir, kimseye hesap verme zorunda olmadığınız bir seyahattir, harcamanızı da, gezmenizi de kendinize göre düzenlersiniz.

İş için yaptığınız seyahatlerde hedefiniz o ülkeye ya satış yapabilmek veya satış yapabileceğiniz kanalları bulmaktır. Stresi çoktur, çünkü bir kaç yurt dışı gezisinden satış yapmadan dönerseniz veya beklenilen, istenilen başarıyı yakalayamazsınız, performansınız sorgulanır.

İş için gittiğiniz hiç bir ülkede bir gün fazla kalmazsınız, çünkü maliyetleri siz değil, çalıştığınız şirket üstlenmektedir, yaptığınız her harcama belli kurallar içinde yapılır.

Tabi ki daha önce gitmediğiniz bir ülkeyse kendinize zaman ayırır, fotoğraf çeker, o yerin tarihi, güzel yerlerini görmek istersiniz, o zaman da siz kendinizden fedakarlık yaparsınız, sabah erken kalkar veya dinlenmeniz gereken zamanlarınızı kullanırsınız.

Benim gibi blogu olan, gittiği her yeri yazmaya çalışan birisi olarak sizler ile paylaştığım İŞ GEZİLERİ bu kapsama giriyor. benim bu çalışmam da sizlere ALBÜM olarak geri dönüyor, bir çoğunda zaten dikkat ederseniz CADDEDEN çekimle var, bu çekimler de araba ile şirketler arasında gidip gelirken yoldan çektiğim veya yolda giderken gördüğüm şurada iki dakika durup fotoğrafını çekebilir miyim dediğim kareler.

Bir de tabi ulaşım var, mesela; sizler çok beğendiniz, Zambiya LUSAKA fotoğraflarını. Lusaka’ya nasıl gittiğimi kısacık anlatayım.

Önce 2 saat öncesinde hava alanındayım, İstanbul’dan kalkıyor, Etopya’ya uçuyorum, sonra tam 9 saat hava alanında kalıyorum, o sırada ne yaparsanız yapın vakit geçmiyor inanın, kitap oku, uyukla, kahve iç, gecenin bir yarısı, sabah oluyor bir 8 saat te oradan Lusaka’ya uçuyorsunuz, toplam neredeyse 24 saat, 2 3 gün kalıyorsunuz, aynı şekilde geri geliyorsunuz.

Bunu yakınmak için yazmadım, yanlış anlama olmasın, sizler fotoğrafları çok beğeniyorsunuz ya, işin bir de fotoğrafının çekilmediği diğer kısımları var.

Bunun yanına bir de acaba iş olacak mı, acaba satabilecek miyim, acaba işler yolunda gidecek mi, stresini ekleyin.

Bunun yanına bir de gittiğiniz ülkenin şartlarını, ekonomisini, otelin, sokaklarını, siyasi durumunu ekleyin. Bazen gittiğiniz ülkede, özellikle Afrika taraflarında o kadar zorlu şartlarda yaşıyorsunuz ki.

Yani sevgili arkadaşlarım, hani o paylaştığım fotoğrafların arkasında, bir de bu tarafını yazmak istedim.

Tekrar edeyim, bir yakınma değil, sadece bilgi amaçlı yazdım, gözüktüğü kadar da rahat seyahatler olmadığını bilin istedim:)

Herkese çok keyifli bir Cumartesi günü dilerim .

Sevgiler & Saygılar