2 Kasım – 12 Kasım tarihleri arasında işim dolayısıyla Güney Kore‘yi ziyaret etme şansı buldum. Şimdiye kadar yurt dışına bir çok ülkeyi  gezdim, ancak şunu itiraf etmeliyim ki en çok etkilendiğim ülkelerden birisi Güney Kore oldu. Dünyaya Hyundai, Kia, Samsung, LG gibi hem otomotiv, hem elektronik sektöründe devleşmiş kurumları kabul ettirdiğini düşünürsek ne kadar başarılı bir ülke olduğunu anlamamız yeterli olur.Yüzölçümü olarak Konya’dan biraz büyük olan Güney Kore’de yaklaşık 50 Milyon kişi yaşıyor. Başkenti Seul. En gözde kenti ise Pusan.

Benim seyahatim ağırlıklı olarak Güney Kore’in merkezinde yer alan ve Güney Kore’nin üçüncü büyük şehri olanDaego‘da ( Taego ) geçti. Ancak hem Pusan‘a, hem Seul‘a da vakit ayırma şansım oldu. Bu yazımda genel olarak Güney Kore’den bahsedeceğim, sonraki yazı dizilerimde sırayla Daego, Pusan ve Seul’ü anlatacağım. Şimdi anlatacaklarım genel bilgileri içerecek, para biriminden yemeklerine, ulaşımdan turizme kadar görebildiklerimi anlatmaya çalışacağım. En azından iş veya tuıristik açıdan Güney Kore’ye ilk defa gidecek olan arkadaşlarıma faydası olacağını ümit ediyorum.

Önce biraz tarih diyorum, çünkü en sık sorulan soru Kore deyince Güney Kore’mi, Kuzey Kore’mi oluyor.

Ayrıca bir çoğumuzun genel olarak bildiği ama detaylarını çok iyi bilmediği Güney Kore – Türkiye yakınlaşması ve Kore şehitlerimizi de içeren tarih bilgisi vereyim. Sonuçta Güney Kore’de Türklerin neden bu kadar sevildiğini, Türkiye deyince gerçekten ne kadar sıcak davrandıklarının ana sebebi bu tarihe dayanıyor.

1950 senesinde başlayan savaştan önce Kore çok sıradan ve cahil bir ülkeydi. Japonya’nın kontrolünde olan Kore, 1945 yılında 2. Dünya savaşı bitip Japonlar teslimiyetinden sonra ABD  ve Rusya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle ikiye bölündü ve her iki taraf Kore’yi paylaştı. Kuzey Kore Rusya, Güney Kore ABD taraflı hükümetlerini kurdular.Daha sonra Çin’İn de devreye girmesi ile 1950 yılında başlayan savaş, 1953 yılında bitti. Bu savaşta 3 milyon Kore’li hayatını kaybetti. O sırada NATO’ya girmek isteyen Türkiye’de, bu savaşa asker yolladı ve Türkiye Güney Kore için savaşta yer aldı. 734 şehit, 2.000 yaralı veren Türkiye bu yüzden Güney Kore’de kardeş olarak anılıyor ve çok seviliyor.

Ekonomisine gelince, çok güçlü bir ekonomisi olduğunu söylemeliyim. Daha önce söylediğim gibi bir çok sektörde lider markalar yaratabilmiş bir ülke, düşünün 1954 senesinde savaş bitmiş, milyonlarca ölü, harap olmuş bir şehir ve tam 56 yıl sonra Dünyaya kafa tutan Samsung, LG gibi elektronik, Hyundai, Kia gibi otomotiv sektöründe devleşmiş firmalar yaratabilmişler. Bunların yanında müthiş çalışkan olduklarını eklemeliyim,

Para birimleri WON. Şöyle söylersem bundan sonra daha rahat anlarsınız, 1 ABD Doları yaklaşık 1.080 Won, yani neredeyse 1.000 Won, 1 Dolar. En büyük paraları sanıyorum 10.000 Won, varsa bile ben daha büyüğünü görmedim.

Ulaşım büyük şehirlerinde metrolar var. Seul özellikle bu konuda çok gelişmiş, Pusan ve Daego’da da metroları var. Mesela Daego’da iki hat çalışıyor ama merkezi olarak neredeyse tüm şehire hakim durumda.  Metrolarda kore lisanı yanında ingilizcede durak isimlerinin anonsu yapılıyor, metro haritalarında da ingilizceleri bulunuyor. Metro fiyatları 1.100 Won, bizdeki gibi sanıyorum bir saat içinde hatlar arası transfer yapabiliyorsunuz.

Taksiler çok pahalı değil, 2.200 Won’dan açıyorlar genelde ama çok uzak mesafelere gitmiyorsanız 4.000 ile 10.000 Won arasında fiyatları değişiyor. Şehir içinde gezmeniz için kafi, Daego’da taksi ve metro rahat çünkü çok fazla bir turistik yerleri ve trafiği yok ama Seul’daysanız taksiye binerken bir kaç kez düşünün derim. Metro her zaman daha avantajlı olacaktır. Otobüslerde ise bilet 1.000 Won, oldukça sık ve çok otobüs var ancak dediğim gibi özellikle Seul’da taksi ve otobüsten ziyade metroyu seçmeniz daha mantıklı olur.

Trafik açısından benim şimdiye kadar gördüğüm en zorlu trafik diyebilirim. İstanbul trafiğinden yakınanların Seul’ü görmelerini gerçekten isterdim. Yollar 6 şerit geliş, 6 şerit gidiş olmasına rağmen inanın çok uzun kuyruklar oluşuyor. Bu da gayet normal sanırım, minicik bir ülkedeki araba sayısı o kadar fazla ki, buna taksi ve otobüsleri de eklerseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Benim Bangkok’tan sonra gördüğüm en kötü trafik diyebilirim.

Yemek konusuna gelince, benim en çok zorlandığım ülke oldu. Kore Barbeküsü olmasa aç kalabilirdim 🙂 Cidden bir çok yemeklerini yiyemedim, yemek kültürleri oldukça farklı, deniz ürünlerinin yanı sıra bir çok şeyi sağlık açısından çiğ veya haşlama yiyorlar. Et ve Balık üstüne yoğunlaşmış bir yemek kültürü var, demin dediğim gibi bir çok farklı ot ve ot benzeri şeyler de var. Tatmayı çok istediğim halde ki bir kaç denememden sonra vazgeçtim, ben yiyemedim ama bu kötü tatları olduğu anlamına gelmesin, sonuçta beraber gittiğimiz arkadaşım bir çoğunu gayet lezzetli bir şekilde tattı ve çokta beğendi.

Lokantalarına ve özellikle Barbekü kısmına değinmeden geçemeyeceğim, Korean Barbekü dedikleri ve hemen hemen her lokantasında yer alan bir sistemleri var. Mangalınız masanızda oluyor, üstten borular ile davlumbazları geliştirmişler, aynı zamanda aşağıya da dumanı çeken bir sistem kurmuşlar. Etler genelde dana oluyor ve nasıl isterseniz size hazır kesilmiş halde geliyor, siz kendiniz pişiriyorsunuz. Bütün verilirse et siz kendiniz kesiyorsunuz . Bunun yanında soğan, sarımsak ve mantar gibi çiğ sebzelerde geliyor, onları da mangalda kendiniz pişiriyorsunuz. Çok keyifli ve zevkli bir mangal keyfi olduğunu söyleyebilirim, kaldığım 10 günün 8 gününde et yedim diyebilirim 🙂

Alkol olarak burasının favori içkisi SOCU, bizim sulandırılmış votkaya veya Japonların Saki’sine benzeyen bir içki. Yanında bira da geliyor. Socu, tekila veya votka gibi sek içilen ve minik bardaklarla içilen bir içki, alkol oranı biraz yüksek. Burada en önemli husus, Kore’de hiç kimse kendi içkisini kendisi koymuyor, bu kültürlerinde şanssızlık olarak görülüyor. Birisi sizin kadehinizi dolduruyorsa, sizin veya masadan bir başkasının onun kadehini doldurması bekleniyor. Bir üst amirinizle yemeğe giderseniz de içkinizi hafif başınızı sağa veya sola döndürerek içkinizi fondip yapıyorsunuz, bunu da saygı olarak görüyorlar, hani sanki içtiğinizi görmesin gibi 🙂

Uzak Doğuluların geneli gibi burada da Karaoke başlı başına bir  eğlence. gece hayatı içinde önemli bir yer tutuyor. Bir çok kişi yemek sonrası Karaoke barlara gidiyor. Eğlence olarak Cafeler, Barlar ve Night Club’lar var. Night Club’lar bizim diskolar tarzında, hemen size kocaman bir meyve tabağı geliyor. Üç tane bira geliyor yanında ( isteyen viski alabiliyor ama fiyatları tabi pahalı ). 3 bira ve meyvenin size maliyeti yaklaşık 40.000 Won. Büyük olanların da genelde canlı performansta oluyor. Buralarda da karaoke var ama tabi ücret ve politikaları biraz farklı 🙂

Din olarak bayağı şaşırdığımı söylemeliyim, ben tamamen Budizmi benimseyen bir ülke olduğunu sanıyordum ama sonrasında öğrendim ki hiristiyanlık burada hızla kabul edilen bir din olmuş, Budizm daha azınlıkta kalmış.

Yine de bir çok tapınakları var ama hatırı sayılır kadar kilise ve manastır da var. Bir çok kişi hiristiyanlığı tercih etmiş. Yine ben ne olduğumu bilmiyorum, ikisine de ne yakınım ne uzak diyen bir kitle de var.

Nüfüs olarak çok genç bir ülke, doğum kontrolünü en iyi uygulayan ülkerlerden birisi olarak tanınıyor. Öyle tek katlı veya lüks evleri yok, büyük çoğunluk 20 30 katlı sitelerde yaşıyor, bizim Ataşehir’i düşünün, onun gibi 50 100 tane daha sitenin yan yana getirildiğini düşünün, öyle bir yerleşim var. Ancak daireler öyle minik değil, ortalaması 100 metrekare, yani boyca uzunlar ama daireleri son derece rahat ve konforlu. Depremi sorduğumda, şimdiye kadar Kore’de hiç deprem olmamış, o yüzden bütün binalar minimum 20 30 katlı.

Bizim Salı veya Cumartesi pazarı tarzında pazarları hafta sonu kuruyorlar, bunun yanında sürekli açık bizim Mahmutpaşa benzeri pazarları da var. Pazarda her şeyi bulabiliyorsunuz, ağırlıklı olarak balık ve sebze ürünleri satılıyor ve oldukça ucuz. Ancak yabancı birisinin yanında tercüman olmadan gidip o pazardan bir şey alması biraz zor, çünkü özel yapılmış bazı şeyleri var ki ne olduğunu bile anlayamıyorsunuz. Benim en çok şaşırdığım kurutulmuş yiyecekler oldu, mesela balıkları temizlemeden yiyorlar, öylece kurutuyorlar, o yüzden ben çok sevmeme rağmen Güney Kore gezimde hiç balık yiyemedim 🙂

Hayran olduğum bir başka özellikleri ise milliyetçilikleri oldu. Otomotiv sektöründe bu kadar ileri giden Hyundai ve Kia gibi iki markayı neredeyse tüm Dünya’ya satan Kore’de, yabancı marka araba görmeniz neredeyse imkansız. Hemen hemen herkes Güney Kore arabası kullanıyor. Mercedes, BMW gibi arabaları görmeniz çok çok zor. Koskoca şirket sahipleri, Genel Müdürler, Şirketler neredeyse tamamı ya Kia ya Hyundai kullanıyor. Yine aynı şekilde yabancı marka Bilgisayar, Televizyon, Buzdolabı  gibi ürünlerin neredeyse tamamı ya LG, ya Samsung. Yalnız beni en çok şaşırtan buradaki IPHONEkullanımı oldu, gördüğüm herkesin mutlaka bir GSM telefonu bir de Iphone’u var.

Önemli bir not, cep telefoınunuz triband değilse burada kullanamıyorsunuz. Benim telefonum Samsung Dual Band idi o yüzden çalışmadı ama arkadaşımınBlackberry‘si problemsiz çalıştı. O yüzden buraya gelirken hazırlıklı gelmeniz de fayda var. En çok kullanılan yöntem havaalanından cep telefonu kiralamanız. Ben öyle yaptım, bir Iphone kiraladık ve ben seyahatim boyunca Iphone’u lokal bir numara ile kullandım. Bu yöntemi tavsiye ederim.

Şimdilik Güney Kore hakkında vereceğim bilgiler bu kadar, bir sonrakinde Pusan, sonra Daegu ve en son Seul hakkında turistik bilgiler vereceğim. Umarım keyifle okursunuz.

Sevgilerimle,