Bu yazdığımı lütfen yanlış anlamayın, demek istediğimi yazımın içinde anlatmaya çalışacağım…

Tabiri caizse ” Özgecan ülkenin gazını aldı. ”

Yani; Özgecan’ın katledilmesi ülkede bir infial doğurdu, herkes tepki gösterdi, aslında bu senelerdir gösterilmeyen bir tepkiydi, birikmiş bir tepkiydi, herkes sokaklara döküldü, televizyonda programlar yapıldı.

Siyasiler çıktılar, tek tek açıklama yaptılar, herkes Özgecan’ın adını bir yerlere vermeye çalıştı, nasıl bir TEPKİ seli, hatta Hükümet EYLEM planı falan açıkladı.

Her şeyimiz gibi bu da göstermelikti….

Özgecan o öldürülen binlerce kadından sadece BİR tanesiydi, vahşice katledilse de diğer ölümlerden pek farkı yoktu, ertesi gün karısını parça parça doğrayan eşi de gördük, sonra ellerini arkasından bağlayıp, başına poşet geçirip ağzına gaz borusu tıkayarak katledeni de..

Ne oldu peki?

Ne değişti?

Bugün gazeteye bakın…

Antalya’da 20 yaşındaki gencecik kız, kapıda POLİS varken üç yerinden kurşunlanarak öldürüldü.

Polis tabancanın sesine kadar adam kapıyı açmadığı için, kapı dışından iknaya çalışıyor. Hatta silah sesinden sonra da adamı havaya ateş açıyor sanıyor. Neden sonra tam operasyona karar verecek, o sırada adam elinde silahla kapıyı açıyor ve teslim oluyor.

Sonuç; Genç kız öldü gitti ..

Biter mi bitmiyor …

Erzurum’da emekli bekçi, şiddet gördüğü için kendisinden ayrılmak isteyen karısını TABANCA ile vuruyor, SONUÇ eş ağır yaralı, bekçi hapse..

Adana’da 26 yaşında genç aynı evde yaşadığı yengesini vuruyor, nedenini kimse bilmiyor, kaza deniyor, SONUÇ kadın öldü gitti, genç hapse…

Yani ŞİDDET hele ki KADINA ŞİDDET’in falan bittiği yok, tam tersi aynı hızla devam ediyor.

Ama biz tepkilerimizi Özgecan için acayip bir şekilde koyduk ya, yeri yerinden oynattık, eh bu bize biraz gider…..

O günden bugüne değişen bir şey yok ….. Olmasını beklemekte hayalcilik olurdu zaten …

***
Dış Politikamızda ne kadar sıkışık ve yalnız kaldık..

Buna birileri Değerli Yalnızlık diyor, sayın Cumhurbaşkanımız da bunun farkında ama o ” Dünya nezdindeki yalnızlığı umursamıyorum ” diyebiliyor…

Yani kim takar yalnız olmayı, bizim keyfimiz yerinde..

Libya, Tunus, Mısır, İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan, İsrail….

Hepsiyle bir şekilde bir sorunumuz var, eskiden KOMŞU dediğimiz ülkelerin hiç birisi ile aramız iyi değil.

Ama olsun, sorun yok….

Mesela şu anda Dış İşleri Bakanımız kim? Kaç kişi adını hemen söyleyebilir?

Gerekte yok zaten, biz Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızı bilelim, bize yeter.

***
En sevmediğim şeylerden birisi caddeye, sokağa, stadyuma, binalara, tesislere birisinin adını vermek.

Özellikle de siyasi insanların isimlerini vermek..

Çünkü siyasetin bu kadar yozlaştırıldığı, her iktidara gelene YAĞ çekmek isteyenlerin Hükümet ve/veya Belediye seçimlerinde kendi görüşüne karşı olanların isimlerini değiştirmelerini çok yadırgıyorum.

Hani herkes tarafından, halk tarafından ASLA vazgeçilmeyecek isimler olunca tamam. Şehirle bütünleşmiş olanlar tamam.

Darbe zamanı her yere Kenan Evren adını koydular, Kenan Evren caddesi, Kenan Evren Lisesi, bilmem ne …

Ne oldu? Çok değil, 35 yıl sonra adı hala Kenan Evren kalan cadde, bina kaldı mı? Bulvar isimleri, tesis isimleri, şu bu …

Bugün bir çok yere siyasilerin adını veriyorlar, yarın başka görüşte birileri gelsin, hepsini kaldıracak.

Adam Yavuz Bingöl sokağı koymuş sokağın adını, sonra Yavuz Bingöl AKP ile ilgili bir şeyler söyleyince kızıp sokağın adını değiştiriyor.

Ağrı’da da Mareşal Fevzi Çakmak adını tüm cadde ve sokaklardan kaldırıyorlarmış, yerine de Ağrı’da Kürt isyanı başlatan Nuri Paşanın adını vereceklermiş.

21. yüzyılda uğraştığımız şeylere bakın …

***
iç Güvenlik Yasası hala tartışılıyor, geçmedi, yasallaşmadı yani ama..

İzmir’de POLİS, mahkemeye başvuruyor ve diyor ki ” Biz Fırat’ın ölümü üzerine önlem alacağız, o yüzden İZMİR’in tamamında arama izni istiyoruz. ”

Yani türkçesi …

İzmir’de siz sokakta yürürken aranabilirsiniz, araba kullanırken aranabilirsiniz, otobüstesiniz aranabilirsiniz, iş yerinizdesiniz aranabilirsiniz….

Hatta aranmakla yetinmeyebilirler, isterlerse MAKUL ŞÜPHE ile sizin eşyalarınıza el koyabilirler.

Ve bunun için size hiç bir gerekçe göstermek zorunda değiller.

İstenen bu yani …

Ama unuttukları, adı DİLEK ÇELİKTAŞ olan bir hakim.

Hakim Dilek Hanım diyor ki ” Bu Anayasal hak ve özgürlüklere aykırı “.

Ve arama iznini vermiyor.

Demek hala bu özgürlüklere inanan, adalete inanan, anayasaya inanan hakimlerimiz varmış, sizi kutluyorum sayın Dilek Çeliktaş Hanım, keşke her yargı mensubu sizin kadar cesaretli olabilse de şu DESTAN yazan polislerimizin isteklerine karşı koyabilse …

Yerin adı da İZMİR.

***
Oldum olası nefret ettiğim bir söylemdir.

MAHALLE BASKISI.

Hani çok masum bir şeymiş gibi kullanıldığında da sinir oluyorum.

Ne deme mahalle baskısı?

Yani mahalleli bir çoğunluğun beni yargılaması mı, benim yaptıklarımı beğenmediklerinde bana karşı bir önlem alması mı?

Onlar kim ki beni yargılayacaklar? Aynı görüşte olan insanlar yan yana gelince mahalle DOĞRULUK ekibi mi oluyorlar?

Mini etek giyen bir kız varsa mahallelerinde, baskıyla kızın giyimine mi engel olacaklar? Giyme bizim mahallede böyle şeyler mi diyecekler?

Sayın Cumhurbaşkanımız dedi ya ” Sigara içenlere mahalle baskısı uygulamak lazım ” diye ..

Yahu sana ne?

Sen içmiyorsan içme, benim de nerede içmemem gerektiğini söyle, orada içersem cezamı ver, ama İÇMESİNLER diye mahalle baskısı kurmak ne demek?

Yarın bir gün sigara içti diye dövülen gençleri okursak şaşırmayalım.

Çünkü bunun aynısını ESNAF için yaptılar, ESNAF yeri geldiğinde POLİSTİR dediler, esnaf çıkıp adam öldürdü, bir de kendini savundu.

Çok tehlikeli mesajlar bunlar diye düşünüyorum …

***
Son bir haber ile bitiriyorum…

MHP ile Hülya Avşar arasındaki karşılıklı atışmayı izliyorsunuz değil mi?

Komedi resmen …

Koca koca insanlar, konuşma şekillerine bakın ..

” Sana ne lan… ”
” Seti yıkarız üstüne.. ”

Nasıl bir argo, nasıl bir şiddet, nasıl bir nefret söylemi…

1980 döneminden sonra idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun hayatını çektikleri filmde Hülya Avşar’a ANNE rolü verilince MHP’de ipler kopmuş.

Yani ARTIK sanatı da siyasallaştırdık, taraf yaptık.

FUTBOL’un eskisi kadar sevilmemesinin altında da bu yatıyor artık.

Eskiden GS, FB, TR, BJK deyip, maça gider, orada küfür ederdik, sorarlarsa da neden küfür ediyorsun diye ” Abi orada bağırıp deşarj oluyoruz, bağırıyoruz, rahatlıyoruz ” derdik.

O zaman ” haaa tamam ” der kabul ederlerdi. Çünkü başka yerde bu deşarjı yapamazdık, herkesin biraz da olsa birbirine saygısı vardı.

Şimdi, maça gitmeye gerek yok, herkes sokakta, herkes birbirine rahatlıkla bağırabiliyor, kocanın maça gitmesine gerek yok, sokakta evde bağırıyor, daha da deşarj olmak isterse dövüyor, öldürüyor…

O yüzden futbol maçlarına gitmeye gerek kalmadı…

***
Bugünlükte bu kadar ..

Sevgiyle kalın, güzel bir gün geçirin, gülümsemenizin çok olduğu bir gün olsun.

Sevgiler & Saygılar