Daha önceki yazılarımda sizere İğneada’ayı ve İğneada’yı kendimizce nasıl keşfettiğimizi anlatmıştım. Dupnisa Mağaralarını da o zaman görmüş ve ziyaret etmiştik ama  hakkında o zaman yazı yazmamıştım.

Geçtiğimiz haftasonu yine Yekta, Belgin, Üner, Esin ve Hazar’la birlikte İğneada’daydk. Bu sefer Pazar günü biraz erken çıkıp yakın yerlere doğa keşif gezisi yapalım dedik. Üner’ler katılamadı, biz Yekta ve Belgin’le keşife başladık.

İğneada’da bildiğiniz gibi yedi tane göl var, ne meşhurları da Mert ve Erikli gölü. Ancak, bu göllerin yanı sıra inanılmaz bir doğası var. Istranca Dağı ve orman, dereler, bitkiler var. En güzel deresi olarakta Bulanıkdere gösteriliyor.

Bulanıkdere İğneada’ya varmadan hemen solda geride kalan 4 göl ile birlikte orman içerisinde. Derin olmayan sıcacık suyu, yemyeşil ormanı ve bitkileri ile içinde rahtalıkla gezebileceğiniz bir yer. Orman içi oldukça serin.

Bulanıkdere’den sonra Dupnisa Mağaralarına gittik. Mağara hakkında kendi izlenimlerimi yazayım, sonra sizlere internetten topladığım biraz daha kültürel bilgiler aktaracağım.

Herşeyden önce mağaraya giderken mutlaka üstünüze kalın bir şeyler almanız lazım, çünkü dışarısı cehennem gibi yansa da mağara içi oldukça soğuk. Ve tabi inanılmaz bir doğa şaheseri, her tarafta beyaz ve kahverengi ağırlıklı taşlar, sarkıtlar, mermer ve adını bilemediğimiz bir çok şey.

Mağaranın girişi ve çıkışı farklı. Girişte 2 TL ödüyorsunuz, çıkıştan sonra da dağdan hafif bir trekkingle iniyorsunuz. Hani öyle çok dikkatli bir şekilde her şeyi incelemezseniz sanıyorum yarım saat ile bir saat arasında mağarayı gezebilirsiniz.

Mağarada bir kaç yarasa var ama aşağıda yazacağım bilgilerden de anlayacağınız gibi, turizme açılmayan bölümünde binlerce yarasa yaşıyormuş. Bu açık bölümde en fazla bir kaç tane görebilme şansınız var.

Evet, genel olarak benim yazacaklarım bunlar, isterseniz biraz da CNN’in 2009 senesinde yapmış olduğu gezi sonrası yazdıklarına göz atalım;

Dupnisa mağara sistemi, Istranca Dağları’nın derin vadilerle yarıldığı Demirköy ilçesine bağlı Sarpdere köyü yakınlarında bulunuyor. İkinci Jeolojik Zaman’a ait, yaklaşık 180 milyon yıl önce oluşmuş mermerler içerisinde gelişen mağaralar, birbirine bağlı iki kat ve üç mağaradan oluşuyor.Toplam uzunluğu 2720 metre olan sistemin üst katını Kuru ve Kız mağaraları oluşturuyor. Gelişimini tamamlamış bu mağaralardan 50-60 metre aşağıda Sulu Mağara yer alır. İçinden devamlı bir yer altı nehri akan ve deniz yüzeyinden 345 metre yukarıda giriş ağzı bulunan bu mağaranın toplam uzunluğu 1977 metre.

Son noktası ise girişten 61 metre daha yukarıda bulunuyor. Kız Mağarası içinde yaşayan yarasaların yoğunluğu nedeniyle turizme tamamen kapalıdır. Sulu mağaranın 250, Kuru Mağara’nın ise 200 metresi turizme açıktır. Yarasaların olmadığı Kuru Mağara ise yılın 12 ayı turizme açık bulunuyor. Dupnisa’nın Kız Mağarası olarak bilinen bölümünde yaşayan 11 türden yaklaşık 60 bin yarasanın kış dönemini geçirmesi ve üremesi için 15 Kasım ile 15 Mayıs arasında ziyarete kapalı tutuluyor. Dupnisa’nın Sulu ve Kuru mağara bölümleri ise yıl boyunca ziyaretçilere açık tutuluyor.

Dupnisa mağara sisteminde 11 yarasa türü ile 184 mağara omurgasızının yaşaması önemli bir yer altı habitatı olduğunu gösteriyor. 2003 yılında ziyarete açılan, Türkiye mağara literatüründe en bilinen mağaralar arasında yer alan Dupnisa mağaralarının içinde, sürekli akışa sahip yer altı nehri ve bu nehrin oluşturduğu, derinliği yer yer 2 metreye ulaşan göletler bulunuyor. Kuru ve Sulu mağaralarda süt beyazdan kırmızı ve kahverenginin her tonunda renge sahip dev sarkıtlar, dikit ve sütunlar ile perde bayrak taşları ve damla taş havuzları yer alıyor.

Sevgilerimle,