Bugün hemen hemen hepimizin kendimiz için yapılmasından nefret ettiğimiz ama bazen kendimizin de farkında olmadan veya bilerek yaptığımız bir şey.

Şey diyorum, çünkü ne gerçekten bilmiyorum. Herzaman olduğu gibi, bilemediğim zaman baktığım en güzel kaynak “ google “ ve orada da “ vikipedi “.

Bakın vikipedi dedikodu için ne demiş:

” Dedikodu, başkalarının kişisel ve özel konuları hakkında yapılan konuşmalardır. Dedikodu bazen gerçek olaylar ve konular hakkında olsa da, genellikle kişiler arasında konuşulduğundan,kişilerin birbirlerine olayı veya haberi iletimi sırasında yanlışlıklar ve çarpıklıklar içermektedir. ”

Bu tanımdan ve genel doğrularımızdan yola çıkarsak, hakkımızda dedikodu yapıldığını duyduğumuzda genelde tepki gösteririz, çünkü çok muhtemel hakkımızda ileri geri, doğru olmayan şeyler konuşulmuş ve anlatılmıştır.

Ancak o zaman benim aklıma bir soru işareti takılıyor ve dedikodunun tanımını kendimce kaçırıyorum.

Ben bir arkadaşımla ne konuşacağım?

Türkiye’nin siyasi ekonomik durumunu tartışalım, genel seçimleri, yerel seçimleri tartışalım, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş sohbetleri yapalım, Dünya krizini tartışalım, gezdiğimiz yerleri, eğlendiğimiz mekanları birbirimize aktaralım, işimizden bahsedelim, vs vs vs

Eğer başka kimselerden sohbet etmeyeceksek, konular üç aşağı beş yukarı bunlar, benzer bir kaç konu daha bulabilirsiniz.

Bu işin bir yüzü.

Gelelim madalyonun öbür yüzüne, MSN veya benzer sohbet programlarında veya yan yana geldiğimizde çevremizdeki arkadaşlarımızdan, yaşanılan olumlu, olumsuz olaylardan, davranış şekillerinden, anlayışlardan, hayata bakışlardan bahsetmiyor muyuz? Özellikle karşı cinslerin karşılıklı sohbetlerin de ortak arkadaşlardan veya tanımasak bile çevresinde yaşadığı olayların kahramanlarından bahsetmiyor muyuz? Tanımadığımız halde, davranışları eleştirmiyor muyuz?

Bunun adı da dedikodu değil mi?

Gerçi bunu yapan bir çok kimse –ki ben de dahil, lafa şöyle giriyoruz, dedikodu yapmak gibi olmasın AMA…., yani böyle söyleyerek anlattığımız bir olayı kendimizce dedikoduluktan çıkartıyoruz.

O zaman dedikodunun da kendi içinde sınırları ve kategorileri var gibi geliyor bana. İyi hal anlatımları, kötü hal anlatımları, yalan anlatımlar, valla ben sadece duydum, anlatanın yalancısıyım anlatımları, vs vs

Özetle, sanırım hepimiz dedikoducuyuz, ben bunu kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum,yaptığımızın her zaman kötü olduğunu düşünmeden söylüyorum bunu. Yoksa kimsenin ister nette, ister yüz yüze hiç özel bir şey konuşmadığını düşünemiyorum, sadece gerçekleri anlatanlar ile gerçekleri saptıranlar arasında fark vardır diyorum.

Bir örnek anlatacağım, lise çağlarındayım, annem ve annemin çok samimi iki bayan arkadaşı var, üçü de birbirini çok seviyor, yan yanayken görseniz nasıl tatlılar, nasıl keyifliler. Ancak annem hangisi ile birlikte olsa, olmayan ile ilgili konuşuyorlar. Bir gün anneme, “ anne dedim, ya siz Ayşe Teyze ile beraberken, Fatma Teyze’yi çekiştiriyorunuz, Fatma Teyze ile beraberken Ayşe Teyze’yi çekiştiriyorsunuz, ama onlar ikisi beraberken de seni çekiştiriyorlardır, bundan rahatsız olmuyor musun?”, hiç unutmam annemin yanıtı aynen şöyleydi “ benim çekiştirecek neyim var ki” 🙂

İşin özeti de bu galiba, kendimizde çekiştirecek bir şey bulmayız biz hiç. Eleştirmeyi sever, eleştirilmekten nefret ederiz, akıl vermeyi severiz ama akıl almayı sevmeyiz.

Sonuçta bir gerçek var, biz dedikoduyu severiz, bol dedikodulu günler dilerim 🙂

Sevgiler,