2009 senesinde CUMHURİYET dizisini seyrettikten sonra, o duygularımla yazmış olduğum yazımı tam 8 sene sonra sizlere tekrar sunuyorum.

O günkü ruh halimden daha kötüyüm…

Çünkü o zaman en azından CUMHURİYET elden gidiyor korkumuz yoktu, bugün TEK ADAM rejimine doğru gidiyoruz.

Biraz uzun bir yazı, sıkılmadan okumanız dileğimle …

***
CUMHURİYET’i seyrettim.

TRT kaç senesinde vermişti anımsamıyorum ama elinizde DVD varsa arada reklam seyretmeden ve peş peşe seyrettiğinizde çok daha fazla etkileniyorsunuz.

Dün gece 6 DVD’yi bitirdiğimde sabah saat 04:00 idi ve yatağa yattığımda da uyuyamadım.

Bugün burada yazıp çiziyoruz, demokrasi, düşünce özgürlüğü, şu bu diyerek kendi kendimize oyunlar oynuyoruz, tartıştığımız konulara bakıyorum bir de Cumhuriyet’in nasıl kurulduğuna.

Nasıl kanla ve vatan sevgisiyle inşa edildiğine.

Değişmeyen tek şey muhalefet olmuş, siyasi ayak oyunları olmuş, gizli kapaklı vatanı satma eylemleri olmuş, manda altına girmeye çalışmak olmuş, onun dışında yokluklar içinde ama vatanını delice, çılgınca seven bir halk, ve o halkın çok inandığı askeri ve çok ama çok büyük bir başkomutan.

O komutan ki, nasıl siyasetçi olunacağını, nasıl asker olunacağını, savaşta düşmanına ama bence daha önemlisi kendi meclisinde onu alt etmeye çalışanlara karşı verdiği mücadeleyle gösteren bir komutan.

Düşman bayrağının üstüne basmayan, yenik esir düşmüş yunan askerlerinin elini sıkan ve siz görevinizi yaptınız diyen bir asker.

Seyredenler anımsayacaktır, o kadar çok mesaj ile dolu ki CUMHURİYET dizisi, kaç kere seyrederseniz seyredin tüyleriniz ürperiyor, o zamanlar Mustafa Kemal Atatürk’ün dediklerini kabul edip varını yoğunu veren bu millet, şimdi çok daha fazlasını, kötüsünü yaşıyor ama sessiz, çünkü inanacakları bir liderleri yok.

Siyaset almış başını gitmiş, herkes kendi geleceğini düşünüyor, devletler arası ilişkilerde sıkışmış, teröristler ile savaşta 30.000 askerini şehit vermiş ve hala mücadele ediyor.

Diziyi seyrederken, Atatürk’ün ” ah bir tane uçağımız olsaydı ” sözünü anımsıyorum da, bir tane uçağı olmayan bir halkın kazandığı savaşa bakıyorum.

İçecek kahveleri, çayı olmayan, günlerce aç susuz savaşan ve kanının son damlasına kadar bu vatan için çarpışan on binlerce askeri düşünüyorum.

Bunları diziyi seyrettiğim için taze taze düşünüyorum, bu çok doğal, ama içim yanıyor, hele hele taze taze seyrettikten sonra kendini bilmezlerin bu dünya düzeninde demokrasi adına kafa tuttukları şeyleri okuyunca daha da üzülüyorum.

1920’lerde ki halk açmış, susuzmuş, doğru dürüst giyecekleri bile yokmuş, ama VATAN sevgisi varmış, onun için her şeylerini verebilmişler.

Bizimse bugün herşeyimiz var, cep telefonlarımız, televizyonlarımız, arabalarımız, teknolojiyi dibine kadar kullanıyoruz, ama ne bir PKK terörürünü bitirebiliyoruz, ne de Laik düzene karşı çıkan ve şeriat getirmek için çabalayan insanlara karşı bir yaptırım uygulayabiliyoruz.

Atatürk savaş esnasında öğretmenler toplantısı yapıyor, ama savaş o kadar şiddetli ki, paşam öğretmenler toplantısını erteleyelim diyorlar, Atatürk’ün verdiği yanıt aynen şu, ” çocuk, sanırmısın ki cehaletle savaş, düşmanla savaştan daha kolaydır, onlar bizim öğretmenlerimiz, onların savaşı çok daha önemli “. Kurultay toplanıyor, konuşmasını yapıyor, bitirdikten sonra toplantıyı organize eden kişiyi çağırıp,” kadın öğretmenlerimizi de getirdiğiniz için teşekkür ederim ” diyor Atatürk ve ekliyor, ” ancak neden kadınları ve erkekleri ayrı ayrı oturttunuz, kadınlardan mı korkuyorsunuz, yoksa kendinizden mi? ” diye soruyor.

Bugünün Türkiye’sinde bile bu soruya biz daha yanıt veremedik.

Neyse yazdıkça yazasım geliyor, galiba filmin etkisiyle çok doluyum….daha fazla sıkmayayım…

Sevgilerimle