Dün Hazar ile ilgili yazıma çok güzel tepkiler ve yorumlar verdiniz.

Hepinize çok ama çok teşekkür ederim.

Yaşadıklarımız tecrübelerimiz.

Herkesin bir tarzı var, ben tecrübelerimi blogumda, sitemde, sosyal medyada paylaşmayı seviyorum, kimi de bu tarz paylaşımları çok özel bulduğundan aktarmıyor olabilir, buna da saygı duyuyorum.

EĞİTİM çok önemli, en büyük sıkıntılardan birisi de tabi DERS çalıştırmak, ders çalışmak.

Bu tecrübemi Şubat 2006 yılında yazmıştım…. Aradan 11 sene geçmiş ama hala güncel olduğuna inanıyorum….

Biraz uzun bir yazı ama sıkılmadan okuyacağınızı düşünüyorum.

Konu Çocuklarımız ve Ders 🙂

***
Sizlere bir olay anlatmak istiyorum ve fikir belirtmek isteyen olursa çok memnun olurum.

Hazar, yani oğlum 17 yaşında, Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi son sınıfta ve bu sene Üniversite sınavına girecek. Geçen sene MEF’e başladı, bu sene de devam ediyor.

Hazar çok ders çalışan bir çocuk hiç olmadı ama şimdiye kadarda itiraf etmeliyim ki çok başarılı bir okul dönemi geçirdi.

Üniversite olarak sadece Bilgisayar bölümünü ve sadece Boğaziçi ve İTÜ’Yü istiyor. Her iki okulda oldukça iddialı, zaten bölüm de iddialı. Hazar’da iddialı, ben bu bölümleri bu sene tutturamazsam, başka okul tuttursam bile girmeyeceğim, kurslara tam gün devam edip, seneye tutturacağım diyor.

Buraya kadar güzel, ne istediğini bilmesi oldukça hoş.

ANCAK, ne istediğini bilmek kadar, bu istediğini elde etmek için vereceği uğraşta çok önemli.

Bu kadar iddialı bir çocuktan nasıl bir çalışma temposu beklersiniz?

Gecesini gündüze katan, boş zaman yarattığın da test çözen, kendisini 2 3 ay boyunca her şeye kapatıp bu hedefe ilerlemek için çaba gösteren bir kişilik değil mi?

Hayır.

Hazar’da bu yok, o kadar sakin, sosyal hayatından ve bugünkü yaşam tarzından hiç vazgeçmeyen, bilgisayarda vakit geçiren, gitarıyla haşır neşir, arkadaşlarıyla sohbet eden, gezen bir delikanlı var karşımda.

Sonunda geçen gün isyan ettim, bilgisayarı kaldıracağımdan, ona olan güvenimin artık sarsıldığından, kendisini hiç ders çalışırken veya test çözerken görmediğimden, başarı istiyorsa bazı şeylerden fedakarlık etmesi gerektiğinden bahsettim.

Çevremde yaşıtlarını örnek gösterdim, bazı ailelerin okul ve kursla yetinmeyip özel hocalar tuttuklarından bahsettim.

Beni dinledi ve sonunda ders çalıştığını, okulda ve dershanede yeteri kadar test çözdüğünü, kendisini yeterli gördüğünü, başkalarının çocuklarının yetersiz veya yetersiz görülmesiyle kendisi arasında nasıl bir bağlantı olduğunu sordu.

Kendisini başarısız veya yetersiz gördüğünde gerekli önlemleri alacağını ama şu aşamada buna gerek duymadığını söyledi.

Bilgisayarı istediğim zaman kaldırabileceğimi de ekledi.

Lise döneminde onu hep sorumluluklarının bilincinde gördüm, onunla yaşadım okulunu, yaşamını.

Normal sohbetlerde çocukları hep yarış atı gibi yetiştiriyoruz diye kızarız da, galiba iş kendi çocuklarımıza gelince başarılı olması için içimizde ki duygular ağır basıyor.

İnsanları eleştirirken, galiba kendimize bakmıyoruz.

Akşam küs yattık, ben üzüldüm, o da sanırım biraz üzüldü.

Sabah kalktığımız da bir şey yok gibi de davransak, benim beklentim değişmemişti.

Daha fazla çalışmalıydı.

Sonra bu gece eve geç geldim, evde dizi film seyrediyordu. Sehpanın üstünde bir kağıt vardı, aldım baktım. MEF dershanesinin geçen hafta yapılan test sonuçlarıydı.

Bu test sonuçlarına göre Geometri, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji derslerinden yapılan sınava göre sınıfında 1. tüm MEF dershanelerinde (sanırım 1500 civarı öğrenci var) ise 9. olmuştu.

Aslında bunları hiç gösteren bir çocuk değil, dünkü tepkim için mi bunu bana gösteriyorsun dedim.

Evet dedi, ben eğer çalışmasam bu sonuçları nasıl alabilirim, eğer daha fazlasını yapmam gerektiğine inansam yaparım.

Ne söyleyeceğimi bilemedim, tebrik ettim ve daha sonra gitti yattı ve ben bu yazıyı yazdım.

Ne kadar moderniz, çağdaşız, değiştik desek de bakıyorum ki değişmemişiz.

Farkına vardım ki babam bana ne yaptıysa, minik nüanslarla bende aynısını Hazar’a yapıyorum. Ben babam bana ders çalış deyince sinir olurdum, o da bana oluyor.

Ben babamla inatlaşırdım, üniversitede dahi, koca bir dönem hiç çalışmaz, bitirme imtihanlarına 1 ay kala odama kapanır ders çalışırdım ve ders çalışırken müzik dinlerdim.

Babam asla anlamazdı, müzik dinleyen birisinin aklına nasıl ders girer diye.

Ama hiç dönem kaybetmedim ve sınıfta kalmadım.

Ben ki o günleri yaşadıktan sonra ben oğluma yapmam diye mutlaka söylendikten sonra, dün gece farkına vardım ki ben de aynısını yapıyorum.

Babamın niyeti kötü mü asla değil, başarılı olmamı istiyor, ben de öyle. Oğlumun başarılı olmasını istiyorum. Ama yöntemlerim doğru değil.

Onu tamamen serbest bırakmayacağım tabi ama karar aldım, bir daha karışmayacağım.

Çok özel oldu biliyorum, Haluğun oğlu ile ilişkisini dinlemek çok cazip gelmemiş olabilir ama inanın bunlar daha küçük çocukları olanların başına gelecek, daha büyük olanlar ise kendisi de yaşadığı için gülümsetecek anlar olacaktır.

Kıssadan hisse;

Bizden daha bilinçli ve daha akıllı geliyorlar.
Daha sorumluluk sahibiler.
Ve büyüyorlar.
Eksilerini, artılarını iyi biliyorlar.
Hedeflerini de.

Ben karışarak ne yapabilirim ki, bilgisayarı kapatsam, odasından gitarlarını çıkarsam, sokağa göndermesem, içinde yoksa ders çalışmak, kitaba bakar yine bir şey yapmaz.

Önlem diye söylediklerimin hepsi beni tatmin eden egolar sadece.

Ben dedim diyebilmek için dedim sanki.

Hani tutturamazsa bir yeri bak söylemiştim diyebilmek belki, bilmiyorum.

Tek bildiğim, bir daha karışmayacağım, güzel canı ne isterse onu yapsın. Tutmazsa tutmasın, elinden geleni yapacağına inansam yeter.

Bu yazımdan bilmiyorum kim ne aldı ama ben çok rahatladım, onu üzdüğüme üzüldüm.

Ama o bu akşam benim üzüntülerimin boş olduğunu gösterdi.

Bu dereceyi alabiliyorsa çalışıyor demek ki, ben onunla yokken veya benden ayrı olduğu zamanlar da çalışıyor belki, bilemeyeceğim, bildiğim bir daha BABALIK taslamayacağım, kendi ruhumu hafifletmek adına dahi olsa.

Sizler de bu konuyu bir düşünün, eğer haksız olduğumu düşünüyorsanız veya başka öneriniz varsa beklerim:)

Sevgilerimle…
23/02/2006