Bir çok konuda farklı fikirlere, görüşlere sahibiz, kimsenin doğrusu aynı değil, kimimize çok doğru gelen, kimimize çok yanlış geliyor, bunun yanında genelde bir arkadaşımızın yaşadığı olayları yorumlarken anlattığımız, söylediğimiz şeyleri, aslında bir çoğumuz kendi yaşamımızda uygulamıyoruz.

Erkek veya kadın arkadaşıyla sorunlarını paylaşan arkadaşlarımıza çok güzel akıllar vermesini biliyoruz ama kendi yaşamımızda benzer olaylar olduğun da, nedense o söylediklerimizi uygulayamadığımız gibi, bir de bize akıl vermeye çalışanlarınkini de reddediyoruz, anlamıyoruz veya anlamak istemiyoruz.

Aslında galiba kendi yaşamımızda çok fazla değişiklik yapmayı sevmiyoruz. Yaşam şeklini bir ölçüde kabullenmişiz, her şeye sıfırdan başlamak yerine, olanı götürmeye çalışmak daha kolay geliyor.

Bir zamanlar sohbet ettiğim, beraberliğinde çok sorun yaşayan ama bir türlü ayrılmak istemeyen bir arkadaşıma neden diye sorduğumda şöyle demişti; ayrılmak kolay ama ben şimdi ayrıldıktan sonra tekrar birisiyle tanışacağım, kendimi tanıtacağım, onu anlamaya çalışacağım, ilk başlarda çok şirin çok güzel zamanlar geçecek sonra gerçekler ortaya çıkınca yine bugünkü konuma geleceğim. En azından artık bu adamı tanıyorum, tamam mutsuz olduğum anlar çok ama artık ne zaman ne yapacağını biliyorum, yeniden birisini tanımaya gücüm yok.

Bu gözle bakan birisinin bu yaşam tarzını kabul etmek mümkün mü?

Yaşam bize bir hediye ise, biz de o hediyenin değerini vermeliyiz. Mutluluğumuzu ve mutsuzluğumuzu bir dengeye koyduğumuzda eğer mutluluk tarafı ağır basmıyorsa, hatta dengede duruyorsa bile yolunda gitmeyen bazı şeyler vardır, bu yolunda gitmeyen şeyleri bulup dengeyi mutluluk tarafına değiştirmek varken, neden dengesi bozulmuş bir yaşamı tercih edeyim?

Bir insanın kendi yaşamını sorgulaması aslında hiç zor değil, çok basit bir soru soracak kendisine?

Mutlu muyum? Mutsuz mu?

Mutluluk ve mutsuzluk anlık bir olay olmadığına göre, yaşamındaki her şeyi bu dengeye koyacak ve tartacak. Mutsuzum ama boş ver, kim mutlu ki, ya da benim ilişkim iyi gitmiyor ama bakıyorum çevreme kimin iyi gidiyor ki deyip kabullenmeyecek. İyi giden ilişkiler yok mu? Var, o zaman neden benim kötü gitsin? Neden ben daha iyisini tercih etmiyorum da, bulduğumla yetiniyorum? Hak etmediğime mi inanıyorum?

Aslında bunu sadece özel ilişkiler için değil, iş yaşamımız için de düşünebiliriz. Kariyer yapan ve genç yaşta bir çok şirketin üst noktasına gelen insanların yaşamlarına bakın. Kariyerleri başarılarla dolu insanların hiç birisi boşvermişlikten gelmemiştir, hep daha iyisini, daha fazlasını istemişlerdir. Yoksa 60 yaşında bir işten de emekli olabilirsiniz, 30 yaşında kocaman bir şirketin CEO’su da olabilirsiniz. Bu tamamen size bağlı, tabi şans, eğitim kriterlerini de göz önüne alarak.

Özetle demek istediğim, yaşamınız sizin için çok değerli, her saniyeniz, dakikanız değerli ve zaman öyle zalim ki, bir daha geri gelmiyor. Şu sabahı yeniden yaşayayım deme şansınız yok. Eğer mutsuzsanız bilin ki bunun nedeni sizden başkası değil, siz böyle istiyorsunuz, böyle oluyor. Çünkü farklısını isteyenler mücadele eder, arar.

Yaşamınıza boşvermeyin, yaşadıklarınızı kabullenmeyin, her gün yeni bir gün, her saniye yeni bir saniye ve kendiniz için bir şeyler yapmak için zaman asla geç değil. Yaşınız, medeni durumunuz, statünüz, kariyeriniz ne olursa olsun, bir şeyler istiyorsanız, bunu yapabilecek ve bugünü değiştirebilecek olanlar sizlersiniz, sizden başka kimse bu değişimi size yaşatamaz.

Sevgilerimle,