Bugünkü Sultanahmet ve çevresi turunda tarih ile ilgili öyle güzel şeyler dinledik ki, benim gibi yazmayı seven birisi için tam bir cennetlik turdu.

Ben aralarından kendimce ilginç olan BEŞ hikaye seçtim.

Önceden taslak falan yazmadığım için yazım ne kadar uzun olacak kestiremedim ama parçalamakta istemedim.

Neyse lafı uzatmadan başlayayım.

1- Küçük Ayasofya’nın hikayesi :

Kilise olarak inşa edilen yapının asıl ismi Sergios ve Bakhos Kilisesi idi.

Doğu Roma İmparatoru I. Jüstinyen ve karısı Theodora tarafından 527 senesinde yapımına başlanan kilisenin inşaatı 532 yılındaki Nika Ayaklanması sırasında zarar görünce ancak 536 yılında tamamlanabilmiştir.

Kilise ismini Hristiyanlığa geçtikleri için işkence ile öldürülen ve daha sonra azizlik mertebesine getirilen Sergios ve Bakhos isimli iki askerden almıştır.

Efsaneye göre; İmparator I. Anastasios’a karşı bir komploya karıştıkları iddiasıyla idama mahkum edilen Jüstinyen ve amcası Justin sabah gerçekleşecek olan idamlarını beklerken, o gece Aziz Sergios ve Aziz Bakhos İmparator Anastasios’un rüyasına girmiş ve onların suçsuz olduklarını söylemişlerdir.

Bundan etkilenen imparator da Jüstinyen ve amcasını affetmiştir.

Jüstinyen tahta geçtiğinde ise bu iki azize olan minnetini göstermek için bu kiliseyi inşa ederek kiliseye Aziz Sergios ve Aziz Bakhos’un adlarını vermiştir.

1497 yılında 2. Bayezid tarafından Camiye dönüştürülmüş.

2- Nika Ayaklanması

Tarihin en kanlı ayaklanmalarından birisi bugünkü Sultanahmet meydanının olduğu yerdeki Hipodrom’da oluyor.

45 yaşında İmparator olan Jüstinyen’in eşi Theodara asil ve soylu değildir. Hatta onun için tarihçiler şöyle demiş .

“Roma, tarihi boyunca fahişelik yapan çok imparatoriçe görmüştür ama imparatoriçe olan fahişeyi ilk kez görüyor”.

Ancak Theodara çok ama çok akıllı bir kadındır.

O zamanlar hipodromda araba yarışları yapılıyor ama birçok nedenden dolayı halk huzursuz, bedava şarap dağıtılamıyor, söz verilen paralar ödenemiyor. Arada provakasyonlar da olunca halk imparatora karşı ayaklanmaya başlar.

Artık askerler de İmparatoru koruyamayacak duruma gelince Jüstinyen gemiyle kaçmaya karar verir. İsyancılar ise sokakta ” Nika, Nika, Nika – Yani zafer, zafer, zafer ” diye bağırarak bunu kutlamaya başlarlar.

Ama isyancılar Theodara’yı hafife alırlar. Theodara önce imparatoru kaçmamaya ikna eder. Sonra isyancılar ile görüşmek için hepsini hipodroma toplar, yani bugünkü Sultanahmet meydanına.

Zafer sarhoşluğundaki isyancılar ve tüm elebaşları Hipodromda toplanır, tam 30.000 kişi ..

Onlar imparatoru beklerken kapılar kapanır ve askerler 30.000 kişiyi katleder. Hiç birisi sağ çıkamaz oradan.

Sonra hayat normale döner …

3- Dört At Heykeli

Venedik’e gidenler bilir, en meşhur San Marko Meydanında bir kilise vardır ve girişinde dört at heykeli vardır, aslında kopyadır, gerçeği içeridedir.

İşte o dört at aslında İstanbul Sultanahmet Hipodoromda yer alan bir heykeldir. Ancak 1204 yılında İstanbul’u talan eden Latinler o heykeli alıp İtalya’ya verirler.

Daha sonra heykel Napolyon döneminde İtalya fethedilince oradan alınır Paris’e getirilir ve Napolyon o heykeli zafer anıtının tepesine koyar. Gel zaman git zaman İtalya bu heykeli tekrar geri alır ve Venedik’teki Kiliseye iade eder.

İstanbul’un göbeğinden Venedik – Paris – Venedik yolculuğu 

4- Hipodrom

Bugün önünden geçtiğiniz, gezdiğiniz, Dikilitaş’ı gördüğünüz yer aslında bir hipodromdu.

Yaklaşık 100.000 kişiyi içine alan ve dünyanın en güzel sanat eserleri ile dolu bir yerdi.

50 den fazla eser burada hipodromun tam ortasında sergileniyordu.

Çevresinde ise yan yana dört atlı arabanın geçeceği bir alan vardı ve burada zaman içinde at yarışları, gladyatör savaşları, hayvanlar ile insanların savaşları gösteri olarak yapılıyordu.

Şimdiye sadece birkaç eser kalmış hatta sadece Dikilitaş kalmış desek daha doğru.

5- Dikilitaş

Bugün devasa gibi gözükse de aslında dikili olanın Dikilitaş’ın sadece yarısı olduğunu biliyor musunuz?

Şu anda yaklaşık 20 metre ve 100 ton ağırlığında olan ve Hipodroma hediye olarak Mısır’dan gönderilen bu taş aslında 30 metre ve 200 ton ağırlığındaymış.

Uzun süre gemi bulunamamış, sonra bulmuşlar getirmişler yukarıya taşımada sorun çıkmış ve sonra nasıl oldu bilinmiyor taş kırılmış ve kırılmış parçayı dikmişler, geri kalan parçanın nerede olduğu bilinmiyormuş….

Daha öyle güzel hikayeler var ki yaz yaz bitmez, arada yine başka hikayeler yazarım …

Umarım keyifle okursunuz …

Sevgilerimle,