Aldatma konusu sanırım üzerine en çok yazılan ve en çok tartışılan konulardan birisi. Yazı yazanlar içinde hani tabiri caizse “ maden “ bir konu, istediğiniz kadar tartışabilir, konuşabilirsiniz ama sonuçta bir yere varamazsınız.

Kimine göre beyinde aldatma vardır, kimine göre cinsel aldatma, kimi duygusal der, kimi heyecan ama kimsenin tarifi, kimseye uymaz.

Düşünmekte aldatma olabilir, fantezisini kurmakta aldatma olabilir, cinselliği yaşamanız da aldatma olabilir. Herkesin kendine göre bir tanımı vardır. Kimse kimseninkine doğru veya yanlış diyemez.

Cinsel aldatmalar da sonuç bellidir, duygusal aldatmalarda belirsiz, fantezisel aldatmalarda da yaşayan kişi dışındaki bilmez, kendisi bilir, kendisi yaşar, aldatmış hissederse de kendi çözer.

Aldatma konusunda bir sürü de film vardır, kadın aldatır, nedenleri işlenir, erkek aldatır nedenleri işlenir, siz filmin sonunda kadın hak etti, erkek hak etti veya hak etmediler gibi yorumlarda bulunarak sinemayı terk edersiniz.

Bir çoğumuz o filmlerde kendisini bulur, kendi durumunu kıyaslar, aldatanlar kendilerince haklı bulur kendilerini, aldatmayanlar ise gurur duyarlar, ben daha beterini yaşadım ama aldatmadım diye.

Bu yazıyı yazmama sebep aslında seyrettiğim bir film ve açıkçası aldatma üzerine seyrettim en başarılı filmlerden birisi, çünkü yukarıda bahsettiğim tüm karmaşayı ve paradoksu filmin içine yedirmişler.

Kısaca filmden bahsedeyim; Üniversite yıllarında ve sonrasında 4 yıl birlikte yaşadıktan sonra evlenen, 2 yıldır da evli olan bir çiftin filmi. Adam iş icabı seyahatler yapıyor, gittikleri bir partide,  adamın çalıştığı iş yerinde yeni işe başlayan bir kadınla tanışıyor adamın karısı, çekici, güzel bir kadın yeni işe başlayan ve adama karşı ilgisi olduğunu anlıyor adamın karısı ve rahatsız oluyor. Sorgulamaya başlıyor adamı, çünkü bir öncesi seyahatinde birlikte olduklarından bir şey yaşayıp yaşayamadıklarını irdeliyor, adam kesinlikle bir şey olmadığını, bunun paranoya olduğunu söylüyor ve inandırıyor kadını, sabah barışmış halde adam seyahate gidiyor.

Kadın ertesi günü yalnız geçirmeyi planlıyor, kahve içmek için çıkıyor ve 4 sene önce Paris’te aşk yaşadığı ( kocasıyla evli değilken ) bir adamla karşılaşıyor. Evine geldiğinde anlıyoruz ki kadın bu adama hala aşık, bir yerlerden fotoğrafları çıkartıyor, gece için heyecanlanıyor, en güzel elbisesini giyiyor ve yemeğe çıkıyorlar. Dokunmalar, bakışlar tamamen romantik, sevgi, aşk dolu bir ortamda kalıyorlar.

Adam da bu arada iş toplantısından sonra birlikte içki içmeye gidiyor iş arkadaşıyla, içkiler birbirinin ardına devam ediyor, karısını arıyor ama karısı öbür adamla yemekteyken telefonu açmıyor. İkinci aramasında açıyor, ama karısı yemekte olduğunu söylemiyor, adam da kadınla içki içtiğini söylemiyor. İkisi de birbirine yalan söylüyor.

Sonuç; adam içkiler sonrası, havuz, şu bu derken kadının baştan çıkartana davranışlarına karşı koyamıyor ve yatıyorlar. Karısı da yemekten sonra eve geldiklerinde romantizm öpüşmelerine karşı koymuyor ama sevişmiyor, yapamam diyor ve birbirlerine sarılarak yatakta yatıyorlar.

Yani; kadın aşık olduğu adamla sevişmiyor, çünkü bunu yaparsam bir daha kocamın yüzüne bakamam diyor. Adam ise duygusallık yaşamadığı bir kadınla sadece seks için yatıyor ( sonra pişman olup, gece yarısı kalkıp evine dönüyor ).

Evde karşılaştıklarında ikisinin de birbirlerine söyleyecek bir şeyleri var ama ikisi de konuşmuyor, birbirlerine sarılıyorlar ve film burada bitiyor.

Bu filmin üzerinde durup anlatmak istediğim şey, hani hep tartışılan Duygusal Aldatma ile Cinsel Aldatma arasındaki ilişkinin çok güzel işlendiği. Şimdi adam sevmediği bir kadınla yattı, kadın aşık olduğu adamla yatmadı. Eğer duygusal aldatma varsa kadın kocasını aldattı, cinsel aldatma varsa kocası karısını aldattı. Her ikisi de varsa ikisi de birbirini aldattı.

Tabi eğer bu paylaşılmış olsaydı, hangi taraf daha çok üzülürdü acaba? Ne dersiniz? Adam duygusal olarak başkasına aşık olan bir kadınla yaşadığına mı, yoksa kadın kendisini sevdiği halde bir başka kadınla seks yapan kocasına mı?

Paradoks değil mi? ….

Sevgiler,