Sayın Başbakanımızdan öğrendim…

Ben de bir anımı anlatacağım….

Sene 1970, Diyarbakır’ın Lice ilçesindeyiz, rahmetli babacığım Lice Cumhuriyet Savcısı, ben de Ortaokul 2 ye gidiyorum.

O zamanlar da Lice çok karışık, 12 Mart 1970 darbesi olmuş, güvenlik çok sıkı, askerler göz açtırmıyor, ama Lice bugün gibi o zaman da karışık, daha PKK yok ama Barzani var. her gün silahlı çalışmalar oluyor, çoğu zaman bizleri okuldan alıp bir yerlere götürüp güvenliğimizi sağlıyorlar.

Çok sevdiğimiz bir Matematik Hocamız var, soy adını unuttum ama adı Turhan Hoca.

Gencecik bir hoca, solcu, arada bize propaganda yaptığı da oluyor, anlatıyor, dinliyoruz. Ama o kadar eğlenceli birisi ki, sürekli fıkralar anlatıyor. Siyaseten ne dediğini tam anlayamasak ta, anlattığı fıkralara çok gülüyoruz.

Okulun en sevilen hocası.

Bir gün yine okuldayken, jandarma geldi, iki araba arka arkaya, hatta ikinci gelen arabanın arkası açık, kamyonet tarzı bir şey.

Hepimiz izliyoruz, birazdan Turhan Hoca elleri kelepçeli bir şekilde çıkartıldı, kamyonetin arkasına bindirildi, bütün okul bahçeden izliyor bu sahneyi.

O da bizlere baktı, gülümsedi ve elleri kelepçeli bir şekilde bizlere el salladı, hiç birimiz anlamadık ne olduğunu.

O zamanlar DGM dediğimiz, askerlerin kurduğu Devlet Güvenlik Mahkemeleri var, Solcular tek tek mahkum oluyor.

Sonradan öğrendik ki, okuldaki bazı öğrenciler ailelerine hocanın anlattıklarını aktarınca, bazı ailelere gidip Jandarmaya Komünist propagandası yapıyor, çocuklarımızı zehirliyor diye şikayet etmiş. Askerde hemen gelip almış.

Bir süre sonra bir akşam Babam eve geldi, Haluk dedi, yarın Diyarbakır’a gidiyoruz. Turhan Hoca mahkemede yargılanıyor, seni de şahit göstermiş, DGM de ifade vereceksin.

12 yaşındayım, DGM ne, yargı ne, şahit ne, ne anlatacağım, ne soracaklar …

Düşünebiliyor musunuz…

Neyse gittik tabi, kalabalık bir salon, kocaman rütbeli bir sürü insan ve Askerlerin arasında Turhan Hoca.

O günden sonra ilk görüşüm, saçları kazınmış, beni görünce el sallıyor, ben de ona.

Sıra bana geliyor, Hakim soruyor, ben yanıtlıyorum, şöyle geçiyor konuşma ( tamamen anımsayamayabilirim ama aşağı yukarı böyleydi )

– Bu kişiyi tanıyor musun?
– Evet, matematik öğretmenimiz Turhan Hoca.
– Hoca derslerde yazlar okutuyormuş, hatta sizin sınıfta sen okuyormuşsun, ne tür yazılar bunlar.
– İnsanlarla ilgili yazılar ama biz çok anlamıyoruz, ben sadece okuyorum.
– Peki başka ne yapıyor?
– Bizi çok güldürüyor, hep fıkra anlatıyor.
– Ne tarz fıkralar bunlar, aklına gelen bir tane var mı?

Şimdi hangi fıkraydı unuttum biliyor musunuz ama İstanbul ile ilgili bir fıkraydı ve ben o çocuk halimle o fıkrayı anlattım, fıkra gerçekten çok komikti ve ben fıkrayı bitirince Turhan hoca dahil, hakimler dahil başladılar gülmeye.

Hakim gülerek;

– Tamam oğlum, başka sorum yok dedi ve biz eve döndük.

O günden sonra Turhan Hocaya ne olduğunu hiç bilemedik, beraat mi etti, hapislerde mi çürüdü, öldü mü, öldürüldü mü.

Ama onun o kamyonetin arkasından elleri kelepçeli haliyle bizlere verdiği selam hayatım boyunca gözlerimin önünden gitmedi.

Onun o gülen yüzü, el sallaması ve içtenliğini ömrüm boyunca içimde tuttum.

Kim bilir, sonrasında SOLCU olmam da, bugünlere kadar da çizgimde bir kez bile geri adım atmamam da onun rolü çok fazladır. Erdemli duruş nedir, korkmamak nedir, ben çocuk halimle ondan öğrendim diye düşünüyorum.

Ve tabi beni bu konuda her zaman bilgilendiren SOSYAL DEMOKRAT bir Babaya sahip olmamın da bugünlere gelmem de çok etkisi vardır.

Umarım keyifle okumuşsunuzdur:)

Sevgilerimle,